Subscribe to Marka Yöneticisi

2006 Kasım Ayı Arşivi

Pazarlamacının Psikolojik Müttefiki

Yazar: Ali BULUT Tarih: 25 Kasım 2006

ali-bulut-pazarlamada-temel-soru

“Neden?”
İşte bu basit soru aslında bir pazarlamacının en temel psikolojik müttefikidir.

Ne, Nasıl, Ne zaman, Nerede, Kim ve Neden sorularından gerçekten de en etkili olanı hangisi?
Bir örnekle açıklayacak olursak, örneğin alışveriş için markete gitmemiz gerekiyor. Bu durumda ‘NEDEN’ sorusunun cevabını bilmeden, onun haricindeki diğerlerini cevaplıyor olmanızın hiç bir anlamı yoktur. Birşeyi ‘NEDEN’ yaptığınızı bildiğiniz müddetçe, diğer herşey sadece o durumla ilgili destek unsurlar olacaktır.

Reklam kampanyalarındaki ‘NEDEN’ lere bakalım. Bu sorunun cevabını vermediğiniz müddetçe yapacağınız kampanyadaki ne süslü tasarım ne de çekici başlıklar pek bir anlam taşımayacaktır. Çünkü tüketicinin bilmek istediği asıl cevaplar şunlardır:
‘NEDEN’ seni seçmeliyim?
‘NEDEN’ bu kararı vermeliyim?
‘NEDEN’ bu kadar para ödemeliyim?
‘NEDEN’ web sitenize bakmalıyım?
‘NEDEN’ broşürünüzü incelemeliyim?
‘NEDEN’ anlattıklarınızı dinlemeliyim?

Ünlü filozof Aristo bundan 2300 yıl önce şöyle demiş: ” Her türlü iletişim, sonuçta bir değişime rehberlik ediyor olmalıdır”
Bazı ya da çoğu da demiyor, her türlü diyor, yani hepsi…

Özellikle tüketicilerin değişim konusunda doğalarından gelen bir dirence sahip olduklarını düşünürsek, bu durumda ‘NEDEN’ sorusu bizim onlarda bu değişimi yaratabilmemiz için tek motive edici araç olacaktır. Evet değişim hala yeterince korku verici bir kelime olacaktır belki, ama en azından o değişim için ikna edici bir gerekçe kafalarında sağlam bir yere yerleşecektir.

İşte bu yüzden pazarlama iletişiminde öncelikle cevaplanmış olması gereken soru ‘NEDEN’ dir. Daha sonra da bırakın bu psikolojik müttefikiniz sizin adınıza tüketiciyi size getirsin.

Pazar mı Pazarlamacı mı?

Yazar: Ali BULUT Tarih: 24 Kasım 2006

ali-bulut-pazar-mi-pazarlamaci-mi

Öncelikle henüz yazmaya yeni başladığım blogumdan “yeni sesler yeni nefesler” arasında bahsettiği için Sayın Selim Tuncer‘e ve sonra da blogumda yeralan “2007 Perakande Trendleri” başlıklı yazıma sitelerinde anasayfada “marketing” kategorisi altında yer verdikleri için Tüketici Dergisi‘ne teşekkür ediyorum.

Üretmek, sunmak ve sonra da geri dönüşleri değerlendirerek yeniden üretmek, sunmak vs… İşte bunlar bir pazarlama profesyonelinin yaşamındaki ana fonksiyonlar… Ve bir de yaşama dair seçenekler yaratmak, yani insanlara dair edindiği bilgiler ışığında onların bir takım ihtiyaçlarını tatmin etmek amacıyla ürünler ve değerler yaratmak, sonra da bunları çeşitlendirerek farklı seçenekler sunmak… Kısacası önce insanı anlamak ve sonra ona anlayabileceği birşeyler vermek…

Sayın Ali Saydam’ın “Algılama Yönetimi” kitabında sıkça bahsettiği gibi, insanların neyi nasıl anlayacağını ya da algılayacağını kestirmek için öncelikle o insanı yeterince anlamış ve algılamış olmanız gerekiyor. İşte bu da bir pazarlama profesyonelinin en önemli misyonlarından birini gerçekleştirmesini; günü, gündemi, trendleri, insanları, beğenileri, beklentileri analiz etmesini gerektiriyor. Elimizde yeterince iyi bir analiz olmadan ne zaman ne de tahmin yönetiminde başarılı olamayacımız kesinken, o analizi oluşturacak verilerin objektif ama verilerin yorumlanarak analiz edilmesinin subjektif olacağını da unutmamak gerekiyor.

Dolayısıyla her bir pazarlama profesyonelinin aynı verilere ve göstergelere bakarak, farklı gelecek kurguları ve senaryoları üretmesi ve bununla birlikte farklı pazarlama stratejilerini uyguluyor olması da işin içine mantıksal değerlerin yanında bir takım içsel değerlerin de dahil olduğunu gösteriyor.

Yani biz pazarlama kavramını bazı alt ögelere ayırıyorsak (hücre tipi kurumsal pazarlama, global kimlikte pazarlama, lokal pazarlama, gerilla pazarlama, pazarda yataylık, teknoloji odaklı pazarlama, çapraz ve asimetri odaklı pazarlama vs gibi), pazarlama profesyonelleri ve marka yöneticileri için de bir takım alt ögeler içeren bir skala hazırlanabilir. Örneğin; içgüdüleriyle hareket eden pazarlamacı, sadece rakamlara bakan pazarlamacı, risk alan pazarlamacı, güvenlik yanlısı pazarlamacı, tecrübelerle hareket eden pazarlamacı, deneysel pazarlamacı, trend belirleyici ya da trend takip eden pazarlamacı vs…

Sonra da oturup uzun uzun “tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıkıyor”u tartışabiliriz!

Pazarlama profesyonelleri mi pazarı şekillendiriyor, yoksa tüketicilerin içinde olduğu pazar mı pazarlama profesyonellerinin yaklaşımını belirliyor?

İşte Limp Bizkit‘in bir şarkısında geçen “my way or highway” deyimi bu noktada anlamını yitiriyor…

Çünkü;

1+3=4 olduğu kadar

2+2=4
5-1=4

vs vs

YouTube TV

Yazar: Ali BULUT Tarih: 20 Kasım 2006

ali-bulut-youtube-tv

Tabii ki böyle bir TV kanalı henüz yok, hatta bildiğim kadarıyla böyle bir proje de yok.

Fakat neden olmasın?

Gün boyu, “YouTube“da çok izlenen videoları rasgele olarak oynatan bir TV kanalı düşünün.(Tabii ki belirli bir moderasyon da olacak)

Hatta gün içi yayın akışı belirli kategoriler altında da yayınlayabilir. Örneğin: 18:00 – 20:00 komik ev kazaları, 20:00 – 22:00 amatör müzisyenler vs
Hatta bu işi bizzat “YouTube” ya da “Google” yapacaksa, yani iş uluslararası bir proje olacaksa, bu durumda yayınlandığı ülkeler bazında yayın akışları da olabilir.

Ya da bizzat yerel bir Türk girişimci, “YouTube” ya da “Google” ile görüşerek gerekli lisansları alır ve TV’de yayına açarsa, dünyada bir ilk de olabiliriz Video TV konusunda.

Farketing‘de geçenlerde Can Bey şöyle diyordu: “YouTube‘un Türkçe versiyonlarını yapmak, Türkiye’de ilk olmak, böyle pahalı bir yatırma girmek mantıklı mı belki tartışmak lazım.”. Evet, bence direk “YouTube” versiyonu yerli bir site hazırlanabilir ve burada fark yaratabilmek adına TV projesiyle entegre edilebilir. Böylelikle hem lisans sorunu çözülmüş olur, hem de dünyada bir ilk gerçekleştirilmiş olur.

Bizim insanımızı ve TV izleme alışkanlıklarımızı düşününce oldukça popüler bir kanal olacağını düşünüyorum… !
Ne dersiniz?

Başlamak İçin En Uygun Zaman!

Yazar: Ali BULUT Tarih: 18 Kasım 2006

ali-bulut-strateji

Geçenlerde okuduğum Seth Godin‘in bir yazısını orjinalinden direk çevirerek buraya da aktarmak istedim:

–Başlamak için en uygun zaman;her türlü olasılığa karşı bankada yeterli miktarda paranızın olduğu zamandır.
–Başlamak için en uygun zaman; teknoloji, gelişmişlik ve pazarın sizi kabullenmesi konularında rekabet avantajınızın olduğu zamandır.
–Başlamak için en uygun zaman; aynı zamanda rakiplerinizin sizden uzak ara geride kalmadıkları zamandır, çünkü tek başınıza pazarı şekillendirmeniz daha zor olacaktır.
–Başlamak için en uygun zaman; evde işlerin tamamen yolunda olduğu ve böylece rahatlıkla sadece işe odaklanabileceğiniz zamandır.
–Başlamak için en uygun zaman; hiçbir borç ve ödemelerinizin olmadığı zamandır.
–Başlamak için en uygun zaman; başka hiç kimsenin sizin fikiriniz üzerinde çalışmadığı zamandır.
–Başlamak için en uygun zaman; patent ve tescil onlaylarınızın tamamlanmasından sonrasıdır.
–Başlamak için en uygun zaman; gerekecek anaparanın tamamını elinize aldığınız zamandır.
–Başlamak için en uygun zaman; siyasi gündemin fırtınasız ve yeterince ılımlı olduğu zamandır.
–Başlamak için en uygun zaman; mezuniyetten hemen sonrasıdır.
–Başlamak için en uygun zaman; planınızdaki tüm karmaşık görünen riskleri sıfırladığınızdan sonrasıdır.
–Başlamak için en uygun zaman; işin yürüyeceğine kesin emin olduğunuz zamandır.
–Başlamak için en uygun zaman; pazarlama görevini yürütecek anahtar kişiyi işe almanızdan sonrasıdır.
–Başlamak için en uygun zaman; geçen seneydi, en iyi fırsatlar o zaman kaçtı.
–Başlamak için en uygun zaman; piyasaya çıkacak yeni nesil işlemcilerin gelmesinden sonrasıdır.
–Başlamak için en uygun zaman; jeopolitik koşulların elverişli olduğu zamandır.

Dolayısıyla, hepinizin de tahmin edeceği gibi, “başlamak için en uygun zaman” geçen seneydi !!!

Ve fakat “başlamak için ikinci uygun zaman” da aslında tam olarak şu an !!!

Sadece Satış Kampanyası mı?

Yazar: Ali BULUT Tarih: 16 Kasım 2006

ali-bulut-satis-kampanyasi

Yılbaşının yaklaşmasıyla vitrinlerde yılbaşı çamlarını görmemize az kaldı. Dolayısıyla da vitrinlerde “% bilmem kaç” yılbaşı indirimlerini ve yılbaşına özel “kredi kartına ekstra bilmem kaç taksit” kampanyalarını görmemize de…

Gazetelere bir bakın onlarca markanın sütun sütun reklamları ve çoğunda da “şu karta şu kadar taksit” ya da “şu kadar bilmemne özel indirimi”…

Birçok insan elbette yılbaşı öncesi bu indirim ve kampanyaların gelmesini bekliyor.

Fakat farkında mısınız acaba aslında pekçok insan da ne zaman indirimli satış yapacağınızla ilgilenmiyor aslında. Onların ilgilendiği şey alışveriş deneyimi içerisinde bir takım duygusal hazlar ve bir takım içsel bağlantılar edinmek. Alışverişi bir keyif aracı olarak yaşayan bu insanlar, aslında içsel bağlantılar yaşamak istiyorlar. Ve kazanacağınız bu kesim, aslında siparişlerinizi büyütüyor, size daha fazla kar getiriyor ve işinizde gerçekten büyümeniz için pazarda devamlılığınızı sağlıyor.

Ve bu ikinci bahsettiğim kesim, en iyi ihtimalle bu tür indirim dönemlerini umursamıyor, ya da en kötü ihtimalle bütün marka ve pazarlama altyapısını bu tür indirim kampanyaları üzerinden yürütmeye çalışan markaları tercih etmiyorlar.

Bu yüzden, hazırlayacağınız pazarlama ve medya planında, özellikle önümüzdeki yılbaşı, sömestr ve sonra da yaz tatili için bu ikinci kesime vereceğiniz mesajı bir kez daha düşünün.

Çünkü onlar da aslında birilerinden bir şey duymak istiyorlar, hem de paha biçilmez (fiyatla ilgisi olmayan) birşeyler…

2007 Perakende Trendleri

Yazar: Ali BULUT Tarih: 7 Kasım 2006

ali-bulut-perakende-trendleri-2007

Tüketicilerin giderek hakimiyetlerini artırdıkları pazarda, 2007 yılı Perakende Trendlerine baktığımızda organik bakım ürünleri ve moda sektörünün kapsamlı bir değişim yaşayacağını görüyoruz.
Özellikle önümüzdeki 10 yılda Çin’e ve Asya’ya yapılacak seyahatlerin artacağı öngörülüyor. Nasıl ki bir zamanlar Avrupa seyahatlerinde Fransız ve İtalyan ürünlerinden etkilenme söz konusu ise, şimdi de Asya temalı ürünlerin başta Amerika olmak üzere tüm batı pazarlarını etkilemesi bekleniyor.

Kişiye Özel Spa
Orjinal adı ile “Salus Per Aquam” (Spa) yani “Sudan Gelen Sağlık” olan Spa’lar zaten bir süredir pekçok otel ve güzellik merkezlerinde yer almıştı. 2007’de tüketicilerin ev ve yaşam alanları beklentileri içerisinde Spa’lar giderek daha fazla yer alacak ve sağlıklı yaşam felsefesi ile güzellik beklentisi içiçe geçerek günlük hayatlarımız içerisine biraz daha girecektir. Spa deneyimi sunacak ürünleri de sanırım marketlerde daha fazla göreceğiz.

Daha Hızlı Moda
Artık hazır giyimde, trendleri takip etmek için 9-12 ay gibi süreler geçmeyecek. Özellikle H&M, Zara, Topshop gibi firmalar hem büyük kitlelere ulaşabilmekte, hem 30 günlük tedarik süreleriyle hızlı hareket etmekte, hem de hızla değişen moda ve trendleri güncel olarak takip etmektedir.
Eylül ayında gerçekleşen New York Moda Haftası’nda, Wal-Mart tarafından sunulan “Rock the Runway” koleksiyonu, ünlü modacılar Proenza Schoueler ve Roland Mouret’in koleksiyonlarına oldukça yakındı.

Daha Fazla Tedbir
Tüketiciler hayatlarının kontrollerini giderek daha fazla ellerine alıyorlarlar. Ayakkabıları dışarıdan mikrop taşır diye kapı önünde çıkararak, pamuk yastıklarda uyuyarak, organik besinler tüketerek, kimyasal içermeyen diş macunları ve deodorantlar kullanarak, margarin tüketimini azaltarak ve bunlar gibi pekçok örnekte olduğu gibi hem daha dikkatli bir hayat yaşıyorlar, hem stresten uzak durmaya çalışıyorlar, hem de mantığı da bir kenara bırakmadan lobi oluşturuyorlar. Bu eğilim 2007 yılında daha etkin şekilde yayılacaktır.

Yeşilin Önemi
Toyota’nın çevre dostu Prius model hibrit otomobilinin satış kuyruklarına bakmak lazım. Sonra da Nike’ın artık ürettikleri spor ayakkabılarda insan sağlığına zararlı sera gazı kullanmayacağı açıklamasına. Ve tabii Levi Strauss’un ilk organik ürün koleksiyonu olan “Eco Jeans”e…
“Organic Exchange” isimli kuruluş tarafından yapılan araştırmalara göre hazır giyim firmaları tarafından talep edilen organik pamuk, geçen sene %93 artış göstermiştir. 2007 sonunda 2.7 milyar USD’lık bir organik pamuk pazarı oluşacağı öngörülmektedir. Amerikan hazır giyim üreticileri, Wal-Mart ve Zara’ya organik pamuk etiketi taşıyan ürünler sunmaktadır. Bu da demektir ki 2007 yılında organik pamuk ürünleri vitrinlerde daha fazla yer alacaktır.
Ayrıca son 9 yılda, yıllık %15-20 büyüyen güzellik ve bakım ürünleri satışları içerisinde kimyasal içermeyen, doğal ve organik olarak üretilmiş ürünlerin oranı da giderek artmaktadır.

Asya Güzeli
Önümüzdeki 10 yılda Asya’ya ve özellikle Çin’e yapılacak seyahatlerin giderek artacağı öngörülmektedir. Bu da Asya temasının batı hayatı içerisinde oldukça yer alacağını düşündürmektedir. İsviçreli Richemont firmasının sahibi olduğu “Shanghai Tang” koleksiyonlarında Çin temalarını da işleyerek, batı ve doğu arasında bir köprü kurmaktadır. Sonbahar-Kış 2005 koleksiyonlarında “Beijing Yasak Şehri” temasını çok güzel vurgulamışlardır.
Her zaman en yeniyi, en trendiyi ve en güzeli yakalamaya çalışan Fransız Vogue dergisi de ilk kez kapakta bir Çinli model kullanmıştır.

Aktif Spor Giyimden Günlük Giyime
Amerikan kadınlarının üçte ikisi, spor salonlarında ya da spor yaparken giydikleri giysilerin aslında geleneksel spor giyim olarak satın aldıkları ürünler olmadıklarını söylüyor. Geleneksel spor giyim ürünlerini günlük hayatta kullanıyorlar. Fakat aktif spor giyim ürünlerini de günlük giyim olarak kullanmak istiyorlar. Tabii ki bunda kumaş ve tasarımlardaki yenilikçi ve teknolojik yaklaşımların da etkisi olduğu unutulmamalıdır.
Aslında Stella McCartney/Adidas ve Alexander McQueen/Puma işbirlikleri de bu trendin öncü hareketleri oldular. Önümüzdeki yıl, aktris Scarlett Johansson Reebokla birlikte kentli spor giyim ürünleri satan bir mağaza açacak. Artık yüksek teknolojili teknik tekstil ürünü spor giysilerle, spor salonlarından sonra moda arenasında da sıkça karşılaşacak gibiyiz.

Özel Markalar (Private Label)
Brandweek’teki bir makalede (21.08.2006) tüketicilerin Wal-Mart’ın kendi özel markalarına ilgisinin giderek arttığı anlatılıyor. Bunlar Value, Equate, Sam’s Choice, Wal-Mart ve Member’s Mark. Kendi özel köpek maması Ol’Roy şimdiden Purina’dan bile daha fazla tercih ediliyor.
7-Eleven kendi özel bira markası olan Santiago’yu Corona’dan daha fazla satıyor.
Perakendeciler, mağazalarında sadece ulusal markaları satarak, tüketiciyi ellerinde tutamayacaklarını ve sadakat sağlayamayacaklarını anlamış görünüyorlar.

GÜNÜN YAZILIMI

ETİKETLER

ÜYELİK

Bu blog BloggerV.com üyesidir.