Subscribe to Marka Yöneticisi

2009 Nisan Ayı Arşivi

Ekonomik Krizde Cömert Firmalar

Yazar: Ali BULUT Tarih: 29 Nisan 2009

ali-bulut-ekonomik-kriz

Springwise’da yayınlanan bir haberde, toplumsal önemi giderek artan cömertlik – yardımseverlik kavramlarının iş dünyasındaki özellikle teknoloji sektöründeki birkaç uygulamasından bahsediliyor.

Adobe, geçen ay duyurduğu bir kampanyayla, ekonomik kriz dolayısıyla işten çıkrılmış grafikerler için  “Flex Builder 3 Professional” yazılımını ücretsiz olarak vereceğini bildirdi. Kampanyaya katılmak için, işsiz grafikerlerin bu programı herhangi bir ticari amaçla kullanmayacakları, sadece kişisel amaçlı kullanacaklarını taahhüt etmeleri isteniyor. Sonra da piyasa fiyatı 699 USD olan bu yazılıma sahip olabiliyorlar.

İspanyol telekom firması  Telefónica ise geçen ay, işten çıkarılmış sabit ve mobil hat abonelerine %50’ye yakın indirim yapacağını açıkladı. Kampanya ayrıca serbest çalışan aboneler için de geçerli. Kampanya şartlarına göre en az 6 aylık abone olmanız gerekiyor, neticede aylık maksimum limit 20 € olmak üzere sitedeki başvuru formunu doldurarak kampanyaya katılabiliyorsunuz.  

Bushfire Housing, Avustralya’da gerçekleşen büyük yangınlardan sonra evsiz kalanlar için hazırlanmış bir çözüm. Bir grup insan siteye girerek geçici olarak bir odalarını, yataklarını ya da evlerini yangın mağdurları için kullanıma açıyorlar. Yangın mağdurları da yine aynı site üzerinden ücretsiz olarak bu imkanları buluyorlar. Yardımlaşma kültürü için güzel bir örnek.

Londra’da bulunan Lucky Voice kareoke barı ise pazartesi günleri belirli saatlerinde doktor, hemşire, öğretmen, polis, vs gibi kamu çalışanlarına ücretsiz hizmet veriyor. Önceden rezervasyon yaparak faydalanılan sistem, ekonomik krizin yükünü biraz da olsa üstlenebilmek için kamu çalışanlarına böyle bir jest yapıyor.  

Ücretsiz yazılım, indirim, paylaşım ya da jest, her ne olursa olsun bugünlerde markalar için tüketicilerinin ekonomik krizdeki mağduriyetlerini paylaşmak adına pekçok fırsat var. Bir marka yöneticisi için en temel kavramlardan birisi tüketicileriyle birşeyleri paylaşmaksa, bunun en sempatik yollarından biri, karşılıksız vermek ya da cömertliklerini göstermek olacaktır. Müşterilerinizin sorunlarına duyarlı olun.

Müşterilerinizle duygusal bağ mı kurmak istiyorsunuz? İşte size fırsat…

Vermeye, yardım etmeye, cömertliğinizi göstermeye odaklanın. Bununla ilgili binlerce uygulama geliştirebilirsiniz. Hatta şimdiden benim aklımda en az on tane belirdi…

Sigara Güncesi

Yazar: Ali BULUT Tarih: 28 Nisan 2009

ali-bulut-sigara-guncesi

Sigara Güncesi blogunda “Sigarasız Hayatım” sloganıyla sigara bırakma serüvenini günlük olarak anlatıyor Bahadır.

Bir yandan okuyucuları mesajlarla kendisine destek olabiliyor, bir yandan da eğer siz de geçmişte tiryakiyseniz ve sigarayı bırakabildiyseniz kendi deneyiminizi sitede yayınlatabiliyorsunuz. Ayrıca Twitter ve FriendFeed ile de takip edebilirsiniz. 

Ben de hem Bahadır’a destek olmak hem de kendi adıma da sigarayı bırakma konusundaki ümidimden dolayı bugünkü site tanıtımımı buna ayırdım. Bakın Bahadır bu konuda blogunda ne demiş: 

“21 Nisan 2009 ‘dan itibaren dumansız olarak devam ediyorum hayatıma. Yaşadığım anektodları buradan sizlerle paylaşacam. Yegane gayri resmii bir blogtur.

Sizi tabii ki bazı süprizler bekliyor olacak.

Arada hiç ummadığınız anlarda misafir yazarlarımız olacak.

Hala dumanlı gezen arkadaşlarımla söyleşilerim olacak.

Danışmanım Pisikolog Özge Çoruh(inadına pisikolog  Pisihole.com) haftalık benim hakkımdaki raporunu bu blogtan duyuracak.

O zaman diyorum ki dumansız hava sahası olan ilk ve tek bloga hoş geldiniz. Keyfini çıkarın efenim..

Desteklerinizi bekliyor olacağım.”

Şahsen sigarayı bırakma konusunu bugünlerde gündemine almış arkadaşlar için önerebileceğim ve tabii özellikle kendim için güncel olarak takip edeceğim bir blog. Ellerine sağlık Bahadır….

Fikri Paraya Dönüştürmek

Yazar: Ali BULUT Tarih: 25 Nisan 2009

ali-bulut-konsept

Tasarımcı olmanın en belirgin ikilemi herhalde, bir taraftan yaratıcı yanınızı tatmin etme arzusu ile diğer taraftan müşterinin isteklerine göre tasarlamaya çalışmak.  Fakat nihai hedef yine de müşteriyi tatmin etmek ve ürünün paraya dönüşmesini sağlamak. 

Bugünün ileri teknoloji ürünleri muhtemelen birinin fikirlerinin paraya dönüşmesini görebildiğimiz  en uygun alan. Phil Baker’ın “From Concept to Consumer” (Konseptten Müşteriye) kitabı işte bu sürecin detaylarını ve bu süreçte karşılaşılan küçük tuzak ve engellerin nasıl aşılacağını, başarının nasıl yakalanacağını anlatıyor.

Bir tasarımcı ya da ürün yöneticisiyseniz, bu kitabı kesinlikle okumalısınız. Sektörün içinden biri olarak Phil Baker konuyu çok güncel ve anlaşılır bir bakış açısıyla ele almış. Muhteşem bir fikriniz mi var? Bu çok güzel fakat, endüstri nasıl işliyor, diğer oyuncular nasıl oynuyor, pazar nasıl reaksiyon verir, gelecek nasıl olacak gibi konularda fikriniz yoksa, maalesef siz ve ürününüz çok uzağa gidemezsiniz.    

Sıklıkla sorulan sorulardan biri  şu: “nasıl bir konsept oluşturayım?”. Bunun için düz ve net bir yol yok aslında. Bugün neler olduğu ve yarın neler olabileceği  arasında gezinmek gerekiyor biraz. Sonra o yarın için ne yapabilirim diye düşünmeli. Okulda öğretilmeyen, zamanla tecrübe edindikçe pratikleşecek bir iş. 

Konuyla ilgili pekçok akademik kitap ta bulabilirsiniz, ama kuru teorilerden çok Phil Baker’ın bizzat kendi deneyimlerini anlattığı kitabı sizi daha kolay ikna edecektir. Teknolojik konseptin tanımlanması aşamasında bizzat bulunduğu  pek çok ürün var: Polaroid SX-70, Apple Powerbook, Newton Mesaj Pedi

“Krizde Kendi Fırsatınızı Yaratın” başlıklı yazımda da belirttiğim gibi, evet şu anda bir ekonomik kriz yaşıyoruz, ama işte tam bu yüzden yapacağınız en akıllı iş kendinize yatırım yapmak. Bilgi ve yeteneklerinizi artırın, sonra nasılsa gelecekle yüzleşeceksiniz. Kitap şimdilik sadece İngilizce ve Türkiye’de bulunmadığı için siz de buraya tıklayarak Amazon’dan sipariş edebilirsiniz.

phil-baker-content

Marka Yöneticisi Kimdir?

Yazar: Ali BULUT Tarih: 22 Nisan 2009

ali-bulut-marka-yoneticisi-kimdir

Marka yönetimi görevi ve disiplini, 1931 yılında Procter&Gamble çalışanlarından Neil H. McElroy tarafından başlatılmıştır.

Marka yöneticisi, en basit anlamda bir ürün ya da markanın pazarlama fonsiyonlarını planlar, geliştirir ve yönetir. Pekçok firmada birbirinden farklılık gösterse de marka yöneticisi görev tanımı kapsamında satış, reklam, halkla ilişkiler, arge, pazar araştırmaları, dağıtım, bilgi işlem uzmanlarıyla da yapılacak işbirliğini koordine eder. Bu nedenle işletme, pazarlama, iletişim, teknoloji alanlarında bilgili olması, en az 5 yıllık bir iş tecrübesi olması gerekir.

Bunun dışında bir marka yöneticisi;

1- Yenilikçi ve tutarlı bir vizyona sahip olmalıdır.
2- Ekonominin dinamiklerini bilmeli, piyasaları takip etmeli, öngörülü davranabilmelidir.
3- Çevresinde olup bitenlere iyi bir gözlemci olmalıdır.
4- Bilen değil yapa-bilen olmalıdır.
5- Girişimci karakterli olmalı, proaktif davranabilmelidir.
6- Pazarlamayı iyi bilmelidir.
7- Pazarlama planı hazırlayabilmelidir.
8- Organizasyon ve sistem altyapısı kurabilmelidir.
9- Markasını/ürününü iyi tanımalı, rakipleriyle kıyaslama yapabilmelidir.
10-Hedef kitlesini iyi tanımalıdır.
11-Hem estetik gözü olmalı, hem de stratejik bakış açısı olmalıdır. Gerektiğinde reklam, halkla ilişkiler, görsel düzenleme konularında yaratıcı brif hazırlayabilmelidir.
12-Satış tecrübesi olmasa da, satış kampanyaları kurgulayabilmeli ve satış odaklı da düşünebilmelidir.
13-Finansman, bütçe, maliyet analizi konularından anlamalıdır.
14-Fiyatlandırma, dağıtım, müşteri ilişkileri, servis, promosyon, iş geliştirme, kanal yönetimi konularına hakim olmalıdır.
15-Ekibiyle etkin iletişimde olmalı, liderlik edebilmelidir.
16-Müşteriyle empati kurabilmelidir.
17-“Her şeyi ben bilirim!” mantığında olmamalı, çevresindekileri ve müşterileri dinlemeyi bilmelidir.
18-Teknolojiyle arası iyi olmalıdır.
19-Yabancı markaları ve literatürü de takip edecek kadar yabancı dile hakim olmalıdır.

Krizde Kendi Fırsatınızı Yaratın

Yazar: Ali BULUT Tarih: 20 Nisan 2009

ali-bulut-krizde-firsat

Hepimizin gündemine son altı aydır işten çıkarmalar, kapanan işyerleri, küçülen firmalar, artan işsizlik oranı, tüm sektörlerde durgunluk haberleri oturdu. Hatta gündelik sohbetlerimizin içlerine kadar sindi  yoğun kıvamıyla. Üniversiteden yeni mezun olmuş bir genç için oldukça karamsar bir tablo. Aslında diğer yandan şu anda çalışanlar için de bir o kadar iç karartıcı. 

Fakat yolun sonu da değil, neticede dünya dönmeye devam ediyor ve bugünün bir de yarını var. 

Şahsen ben böylesi durgunluk zamanlarının herkes için fırsatlar sunduğuna inanıyorum. Dolayısıyla gelecek odaklı, doğru yeteneklere sahip ve toparlanan piyasalarla birlikte  kendisini doğru konumlandıracak marka yöneticileri için de… Son altı aydır çevremdekilerle de sık sık paylaşıyorum bu fikirlerimi. Her krizden sonra olduğu gibi, bu krizle de birlikte bütün sektörler bir aşama daha profesyonelleşecek ve pazarlama kavramının daha fazla farkına varmış olacaklar. Tüketicileri daha fazla dinlemek, daha samimi iletişim kurmak, daha şeffaf olmak, daha hızlı olmak, daha stratejik davranmak, daha yenilikçi düşünmek  zorunda kalacaklar. Yeni şartları sağlayamayacak olanların ise bir bir elendiğini göreceğiz. İktisadi denge açısından bakarsak da, bu elenenler yerine yenileri gelecektir. Bu durumda yeni gelen firma ve markaların, bizimle daha ilgili olacağı ve işbirliği konusunda daha istekli olacaklarına inanıyorum.  

İşte bizim şu an yapabileceğimiz en iyi şey,  mevcut kriz ortamında bile fırsatların nasıl farkedileceği ve yakalanacağına dair bazı gereklilikleri görmek. Sadece iş bulmak isteyenler değil, aynı zamanda mevcut işini de korumak isteyenler için bazı ipuçları:

1- Esnek Olun:

Kriz döneminde iş alanında esnek olmanız gerekebilir. Normal şartlarda kabul etmeyeceğiniz bazı angarya sorumlulukları da üstlenmeniz gerekebilir. Böyle dönemlerde işverenler, daha fedakar çalışanlar peşindedir. Unutmayın,  bunu, geçici bir süreç olarak kabul ettiğinizi işvereninize söylemekte acele etmeyin. İşler yoluna girdiğinde elinizde pazarlık etmek için nasılsa yeterince kozunuz olacaktır.

2- Eskimo’ya Buz Satın:  

İş görüşmesinde veya çalıştığınız işyerinde sunacağınız çalışmalarda, kendinizi pazarlayabilmeniz günümüz iş dünyasının hayati gerekliliği. Sadece kendinizi dümdüz anlatmanız ve yansıtmanız değil, aynı zamanda etkili ve yumuşak bir tarzda kendinizi nasıl konumlandırdığınızı hissettirmeniz de gerekiyor. Güçlü egoların olduğu marka yönetimi dünyasında, emin olun yumuşak bir satış üslubu, nisbeten daha agresif bir üsluba göre avantajlı olur.

3-  Tanıyın: 

Satmaya çalışmadan önce ürünle ilgili yeterli bilginiz olsun. Yani güçlü ve zayıf yanlarınızı bilmeniz gerekiyor. Bu yüzden önce özeleştirinizi yapmalısınız. Sonra da güçlü yanlarınızı kullanmaya ve zayıf yanlarınızı da geliştirmeye odaklanmalısınız. 

4- Nereye Gitmek İstiyorsunuz:

Bir marka yöneticisi olarak neyi başarmak ya da nereye varmak istediğiniz konusunda güçlü bir vizyonunuz olmalı. İşveren için istek, tutku ve zafer kazanma hırsınız önemlidir.  Aynı zamanda farklı iş fırsatlarından birini seçmek durumunda kaldığınızda, güçlü bir vizyon sahibi olmanız doğru karar vermenizi kolaylaştırır. 

5- Kendinizi Geliştirin: 

Bildiğiniz bir işi daha iyi yapabilmenin yollarını arayabilirsiniz. Ya da herhangi bir yeteneğinizi daha da geliştirebilirsiniz. Birşeyleri daha iyi yapmaya çalışmak, hayatta sahip olmamız gereken önemli bir bakış açısıdır.  

6- Öğrenmeyi Öğrenin:

Mevcut yeteneklerinizi geliştirmenin yanısıra, aynı zamanda yeni birşeyler de öğrenmeye çalışın. Bunu sistematik olarak yapmakta fayda var. Louis Pasteur’un güzel bir sözü var. “Şans, hazırlıklı zihinden yanadır”. İşte bunun için de sistematik keşif yapmak lazım. Başlangıç olarak her hafta yeni birşey öğrenme hedefi koyun kendinize. Marka yönetimi ve pazarlama, o denli geniş bir alanı kapsıyor ki, sadece okulda öğrendiklerimiz asla yeterli olmayacaktır. O yüzden geçen yıllarla birlikte proaktif bir öğrenme alışkanlığı da kazanmak önemlidir.

7- Risk Alın:

Marka yöneticisi olmayı hedefleyen yeni mezun bir pazarlamacının risk alması için en uygun zaman. Güvenli ve  stabil, ama sınırlı bir işte çalışmaktansa, gelecekte sizin için daha fazla seçenek yaratacak bir işi tercih edin.

8-  Marka Sizsiniz:

Tabii ki kendinize bir logo yapın demiyorum. Ama madem marka yöneticisiyiz, o zaman neden örnek çalışma olarak  kendimizi bir marka gibi düşünmeyelim. Hedeflerimizi tanımlamalı,  ürünümüzün niteliklerini yakından tanımalı, konumlandırma ve iletişim faaliyetlerini planlamalıyız. Sonra nasıl algılandığına bakmalı ve gerekirse duruşumuzu yeniden gözden geçirmeliyiz. Hatta iyi oluşturulmuş kişisel bir blog, algılama yönetimi için gayet tutarlı ve güçlü bir araç olur.

9- İşinize İnanın ve Sevin: 

Önce şunu belirtmeliyim ki, işverenler, işlerine tutkusu yetersiz olan ya da hiç tutkusu olmayan çalışanlardan nefret eder. İlk önce siz kendi yaptığınız işten heyecan duymalısınız, ki bu heyecanı başkalarına da aktarabilesiniz. Bir iş görüşmesinde geçmiş başarılarınızdan bahsederken de aynı tavrı sergileyebilirsiniz. 

10- İlişkiler ve İletişim: 

Bir keresinde bir iş görüşmesinde özgeçmişime bakarak, kibarca kısa bir zamana pekçok şey sığdırmaya çalıştığım söylenmişti. Aslında tedirgin olmuşlardı da belli ki. Neticede 3 ayrı ülkede, 4 ayrı şehirde, tekstil, mobilya, kimya sektörlerinde çalışmak, blog yazmak, onlarca eğitim ve workshop, danışmanlık, projeler vs bir arada olunca doğal olarak çabuk sıkılan ya da sabırsız biri izlenimi vermiştim. Bu noktada iletişimimi, güçlü yanlarımdan ikisinin adaptasyon ve öngörü yeteneğimin olduğuna odakladım. Oldukça hareketli görünen geçmişimin benim adaptasyon yeteneğimi epey geliştirdiğini ve bu sayede yeni bir firmada yeni bir pozisyon ve hedeflere kolaylıkla adapte olacağımı vurguladım. Ayrıca yine renkli bir hayatın nitel ve nicel olarak güçlü deneyimler yüklediğini, durumsallık ve öngörü yeteneğimin bu nedenle geliştiğini, bunun da özellikle yaptığım işle ilgili olarak çok gerekli bir özellik olduğunu vurguladım. Sonuç? Tabii ki iletişim yeteneği kazandı. Unutmayın iyi ya da kötü denen şey, nereden baktığınızla, neyle refere ettiğinizle ilgilidir. Bazen karşınızdakinin referans noktasını usulca kımıldatmak herşeyi çözer.   

11- İş Ciddiyeti: 

Bizlerden daha genç meslektaş ya da adaylarla konuşuyorum bazen. Çoğunlukla kaliteli iş yerine, kaliteli özel yaşama  odaklandıklarını görüyorum. Tabii ki onlar henüz genç. Fakat başarılı bir marka yöneticisi, en az yaşam stili kadar, iş disiplini ve ciddiyetine de önem vermelidir. Zaman planı yapmayı, plana sadık kalmayı, belirlenmiş bütçeler içinde ve kaliteli sonuçlar sunmayı prensip edinmiş olmalıdır.

12- Sıkı Çalışın: 

Pazarlama alanında hızlı ilerlemek için zamanı doğru kullanmak lazım. Gençken çok sıkı ama aynı zamanda zekice çalışmalısınız. İş görüşmelerinde, hedeflediğiniz sonuçlara ulaşmak için ne gerekiyorsa yapacağınızı hissettirin. Kısa proje süreleri içerisinde kaliteli sonuçlara ulaşmış olmak, özgeçmişinizde vurgulayabileceğiniz en güçlü silahınız.

13- İşinizle Parlayın: 

“Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz”. Parlak sonuçlar aldığınız ve başarıyla tamamlanmış her projeniz, sizin adınıza sizin tanıtımınızı üstlenir. Yine aynı noktaya geliyoruz, kaliteli ve adından söz ettirecek işler yapmaya odaklanın.

14- Ev Ödevi: 

İş görüşmesine gitmeden önce ev ödevinizi hazırlamalısınız. İnternette pek çok çeşidini bulacağınız kontrol listelerini kullanabilirsiniz.  Şirketle ilgili bilgiler, görüşme yapılacak kişiyle ilgili bilgiler, pozisyonla ilgili bilgiler, sık sorulan sorular vs gibi konularda hazırlıklı olmanız gerekiyor. 

15- Ağ: 

Çevrimiçi ve Çevrimdışı… Her iki türlü de geniş ve güçlü bir ağınız olmalı. Özellikle internetteki sosyal ağları kullanmıyorum deme lüksünüz yok. İnternette yoksanız, siz yoksunuz… 

16- Özgeçmişinizi Güncelleyin:

Özgeçmişinizi sürekli güncelleyin. Burada kastettiğim yeni bilgileri eklemek değil. Onu zaten yapacaksınız. Benim kastettiğim eski bilgilerinizi de sık sık gözden geçirmeniz. Bu nasıl olur demeyin. Beş sene önce yazılmış eski işlerinize ait iş tanımlarınızda öne çıkardığınız özellikleriniz, belki bugünkü hedeflerinizle örtüşmüyor. Ya da belki bugünkü hedeflerinizle ilgili, geçmiş işlerinizdeki tanımlarınıza bazı eklemeler yapmanız gerekiyor. Belki bir firma ile bu arada ikinci kez görüşmeniz gerekti ve firma özgeçmişinizdeki değişiklikleri farketti. Tamam sorun yok, işte size hedefleriniz ve vizyonunuzdaki değişim-gelişimi anlatmak için bir fırsat. 

17- Yetenekleriniz Değil Sonuçlar:  

Özgeçmişinizde muhtemelen “takım oyuncusu” olduğunuzdan ya da “yenilikçi” bakış açınızdan bahsediyorsunuz. Hmm, o halde sanırım birkaç yüzbin kişiyle aynı kulvardasınız demek. Oysa bunun gibi tanımlar yerine, daha kişisel ve detaylı sonuç ifade edenleri tercih edin. Mesela “Dört kişilik X proje ekibinde şu görevi yürüttüm” ya da “X fikrini, Y ürününü, Z kampanyasını hazırladım” gibi.

18- İlgi Alanlarınızı Çeşitlendirin:

İlgi alanlarınızı işinizle direk bağlantılı olmayan alanlara doğru çeşitlendirin. Bu size yaptığınız işte de ilham verecektir. İş görüşmelerinde veya iş arkadaşlarınızla bunları paylaşabilirsiniz, bu sizi daha ilgi çekici ve özgün kılacaktır.   

19- Problem Çözen Olun:

Hiçkimse sürekli yakınıp duran insanları sevmez, onlarla vakit geçirmek istemez. Bahse girerim işverenler de… Sizden yaratıcı ve çözümcül olmanız bekleniyor. O zaman kısıtlı bütçe, kısıtlı zaman ya da kısıtlı iş gücü ile dahi yapabileceğinizin en iyisini yapmaya odaklanın. Kriz zamanlarında içinde yarısına kadar su olan bir bardağa baktığınızda, görmeniz gereken “yarım bardak su”dur… “yarısı boş bir bardak” değil…

Sanal Fotoğraf Makinesi

Yazar: Ali BULUT Tarih: 13 Nisan 2009

ali-bulut-sanal-kamera

Dijital Fotoğraf Makineleri cep telefonları gibi artık neredeyse herkesin cebinde. Hatta yeni nesil pek çok cep telefonunda çekim ayarlarını kendiniz yapabiliyorsunuz. Yine de çoğu kişi “oto çekim” ayarlarında fotoğraf çekiyor. Aslında elle ayar yapmak sanıldığının aksine çok da zor değil. Enstantane, diyafram, ISO, ışık vs konularında onlarca site ve blogda yardımcı dökümanlar bulabilirsiniz.

Benim bugün bahsedeceğim site, özellikle yeni başlayanlar ya da amatör fotoğrafçılar için çok kullanışlı bir özelliğe sahip: Sanal Kamera

Camera Demo linkinden ulaşabileceğiniz site Craig Hickman tarafından hazırlanmış. Aynı sahne üzerinde, farklı ortam şartlarında elle yapacağınız ayarlarla nasıl sonuçlar alacağınızı anında görüyorsunuz. Böylelikle elinizde bulunan herhangi bir dökümandan öğrendiğiniz teorik bilgilerinizi anında pratik olarak da pekiştiriyorsunuz.

Siz de benim gibi “okuyarak değil deneyerek öğrenirim” diyenlerdenseniz, bu uygulamayı beğeneceksiniz…

Logo Tasarımında 4 Önemli Kriter

Yazar: Ali BULUT Tarih: 6 Nisan 2009

ali-bulut-logo-tasarimi

Logonuz, imajınızı etkili bir şekilde yansıtacak ve sizinle ilgili ilk intibayı oluşturacak en önemli görsel sembollerinizden biridir. Taşıdığı değerler itibariyle güçlü ama algılanma olarak son derece sade olması tercih edilir. Böylelikle hatırda kalması daha kolay olur.

Kurumsal bir logo oluştururken, tasarım süreciyle ilgili 4 önemli kriterden bahsedebiliriz:

1- Renk:
David Airey “What Makes a Great Logo” makalesinde başarılı bir logo çalışmasıyla ilgili 4 kritik özellikten bahseder: Tanımlanabilir, Hatırlanabilir, Renksiz haliyle de güçlü etkisi olan ve Küçültülebilir (gerekirse küçük simge halinde kullanıldığında da güçlü etkisini sürdüren). Bu yüzden David logo tasarımına öncelikle siyah-beyaz olarak başlanması gerektiğini savunuyor. Hatta pekçok yerde (fotokopi,faks vs) logonuz zaten siyah beyaz olarak temsil ediliyor olacağı için, renksizken de güçlü etkisi olan bir logomuz olmalı.

Peki logomuzu renklendirme aşamasında ne yapacağız? Bunun için önce bazı renklerin anlamları ve temsil ettiği değerlere bir bakalım:

Kırmızı: enerji, güç, savaş, kan
Turuncu: coşku, yaratıcılık
Sarı: güneş, mutluluk
Mavi: derinlik, güven, sadakat
Yeşil: büyüme, uyum, tazelik
Mor: saltanat, lüks
Siyah: güç, şıklık, ölüm
Beyaz: iyilik, masumiyet, ışık

Diğer renklerle ilgili tanımlara buradan ulaşabilirsiniz. (İngilizce)

2- Font:
Markayı ister logotype içerisinde grafik olarak kullanıyor olun, ister grafik sembolün altına ayrıca belirtiyor olun, buradaki 3 noktaya dikkat etmeniz gerekiyor:
• Kullanılacak tüm boyutlarda okunabiliyor olmalı
• Marka ruhunu yansıtıyor olmalı (resmi, sportif, trendy vs)
• Tasarımla bütünleşmiş olmalı

3- Stil:
Eğer logonuz daha geleneksel ve resmi bir işi temsil edecekse, örneğin bir hukuk ya da muhasebe firması, bu durumda harflerin üzerinde yarış yapan kayakçılar gibi bir animasyon kullanmanız pek de akıllıca olmayacaktır.
Aslında aynı sektördeki diğer örnek çalışmaları inceleyerek başlamakta fayda var. Fakat tabii ki ayrışmasını istediğiniz bir logo için farklılık yaratacak unsurlar da eklemeniz gerekiyor.
Ayrıca logoyu kullanacağınız yerleri (kartvizit, antet, ürün etiketleri, tabela vs) baştan düşünerek, yatay ve dikey boyutlara da dikkat etmek gerekiyor. Çok geniş ya da çok yüksek bir logo, pratikte başınızı ağrıtacaktır.

4- Grafik İmaj:
Markayı temsil edecek grafik çalışmaya gelince KISS kuralını da atlamamak lazım (Keep It Simple Stupid). Bazı durumlarda ise grafik imaj kullanmak yerine, markanın stilize edilerek yazılması şeklinde de bir logo oluşturulabilir.

Fakat belirli bir uzaklıktan bile grafik çalışmanın algınabilmesini sağlamak tutmak lazım.

Tüm bunlarla birlikte unutulmaması gereken bir husus da, logonuz farklı uygulamalarda deforme edilmeden kullanılmalı. Örneğin promosyon olarak dağıtacağınız tişörtler üzerinde nakış olarak işleyeceğiniz zaman, çok ince detaylara sahip bir logo işinizi zorlaştıracaktır. Ayrıca web ya da ekran üzerinde göreceğiniz renklerle, baskılı malzemelerde göreceğiniz renkler arasında fark olmaması için, tasarım aşamasında referans renk kodları (pantone vs) kullanmakta ve farklı basılı materyaller üzerinde test etmekte fayda var.

GÜNÜN YAZILIMI

ETİKETLER

ÜYELİK

Bu blog BloggerV.com üyesidir.