Subscribe to Marka Yöneticisi

‘Pratikte’ Kategorisi Arşivi

Profesyonel Perakende Yöneticileri

Yazar: Ali BULUT Tarih: 11 Temmuz 2010

ali-bulut-proper-profesyonel-perakende-yoneticileri

Özellikle perakende sektöründe çalışan ya da bu sektörle bir şekilde iş ilişkisinde olan okuyucularım için bugün bir grup tanıtımı yapmak istiyorum.

Mayıs ayında, Altınbaş Mücevher CEO’su Sayın Ali Bulut (evet, bir isim benzerliğimiz var) tarafından kurulan,  birkaç ay içerisinde Linkedin üzerinde perakende sektörü yöneticilerinden oluşan 400’den fazla üye sayısına ulaşmış bir grup.

Bununla birlikte, her ne kadar  halen yurtdışında olduğum için katılamasam da, Haziran ayında ilk fiziksel buluşmalarını İstanbul’da gerçekleştiren grup üyeleri, diyalog ve işbirliğini gerçek hayata da taşımış oldular.

PROPER – Profesyonel Perakende Yöneticileri linki üzerinden grup profiline ulaşabilir ve grup içinde yer alan son derece güncel ve faydalı tartışmalara sizde katılabilirsiniz. Tabii bunun için öncelikle Linkedin üyeliğinizin olması gerekiyor. Aynı zamanda Linkedin‘de  “Group Manager” olarak görevli olduğum için PROPER grubumuzla ilgili her türlü soru veya önerilerinizi bana da iletebilirsiniz.

Son olarak , Sayın Ali Bulut tarafından kaleme alınmış grup tanıtım yazısını aşağıda sizlerle paylaşıyorum:

Piyasaların evrimi, üretici ile son tüketici arasındaki mesafeyi her geçen gün daha da kısaltmakta ve perakende sektörünün önemi giderek artmaktadır. Bugün tüm markalar tüketici deneyimine odaklanmakta ve bu konuda farklılaşmaya çalışmaktadır.

Ülkemizde AVM yatırımlarına paralel olarak son yıllarda ivmelenen organize perakende sektörünün pazar payı da hızla artmaktadır.

Bu süreçte insan faktörünü etkin olarak kullanmak rekabette avantaj sağlamanın da anahtarıdır.

Henüz çok genç olan ülkemiz organize perakende sektöründe; gerek halen yetersiz olan insan ve yönetim kaynaklarının geliştirilmesi ve gerekse çağdaş perakende dünyasındaki yeniliklerden haberdar olunarak yaşama geçirilmesi açısından; sektör yöneticileri arasında profesyonel bir diyalog, paylaşım ve işbirliği ortamına gerek vardır.

PROPER; Perakende sektörünün Genel Yönetim, Finans, Tedarik Zinciri, Ürün Yönetimi, Görsel Mağazacılık, Satış, Pazarlama, e-ticaret, Franchising, Bilişim, İnsan Kaynakları yöneticilerinin yanısıra sektöre hizmet veren kuruluşların yöneticilerine de açık bir profesyonel paylaşım grubudur.

Linkedindeki diger perakende gruplarından farkı, kapsama alanını Türk Perekende Sektörü ile sınırlamasıdır.

Amacı, diyalog ve işbirliğini internet ortamıyla sınırlı tutmayıp, zaman zaman gerçekleştirilecek fiziksel buluşmalarla da desteklemektir.

Grubumuz perakende sektöründe halen kariyer yapan, ya da yapmayı planlayan her düzeyde profesyonele açıktır.

Türk Perakende Profesyonellerini hedeflediği için grubun asıl yazışma dili Türkçe olarak seçilmiştir. Ancak yabancı katılımcılardan gelecek İngilizce mesajlara da açık olacağız.

Gruba katılacak tüm arkadaşların gönüllü çalışmalarına ihtiyacımız olduğunu da özellikle belirtmekte fayda var. Katkıda bulunmak isteyenler, profesyonel ağlarında duyurarak gruba yeni üye akışı sağlayarak işe başlayabilirler.

Katılımınız ve destekleriniz için teşekkürler.

Ali Bulut

Moskova’da İşyerinde Saldırı !!

Yazar: Ali BULUT Tarih: 21 Mayıs 2010

Tam da “Moskova ve Rusya İzlenimlerim” diye bir yazı dizisine başlamışken, başıma gelen bir talihsizliği de sizinle paylaşmak istedim.

Olay birkaç hafta önce oldu. İşyerim Moskova’da merkez sayılabilecek bir noktada. Bağımsız bir girişi olan, 8 şeritli ana cadde üzerinde zemin kat bir ofis. Ofisi genellikle sabahları kendim açarım ve diğer personel genelde benden 5-10 dakika sonra gelmiş olur.

O sabah, ben ofise geldikten yaklaşık 2-3 dakika sonra, arkamdan içeriye giren 2 kişi tarafından soygun amaçlı saldırıya uğradım. Henüz personel gelmediği için saldırganlara tek başıma karşı koymak zorunda kaldım. Muhtemelen beni takip ederek peşimden geldiklerini düşünüyorum. Gösterdiğim direniş nedeniyle birşey alamadan gittiler fakat fotoğraflarda da görüleceği üzere yaşanan arbede nedeniyle ciddi şekilde yaralandım.

Ama işin daha zor kısmı bundan sonra başladı denebilir. Rusya’da başınıza gelebilecek kötü bir olaydan daha kötüsü, o olaydan sonra sistem ve mekanizmaların işleyişindeki korkunçluk. İnsan odaklı olmak konusunda kendi ülkemin boş yere günahını almışım bunca zaman.. Yoksa dünyanın her ülkesinde saldırıya uğrayabilirsiniz, evet ama o saldırıdan sonra sistemin nasıl işlediği konusu işte sizin nasıl bir ülke olduğunuzu belirliyor.

Polis olaydan sonra göstermelik bir ifade almakla yetindi. Daha ötesini beklemiyordum zaten. Konuyla ilgili hemen telefonla bilgilendirdiğimiz Moskova’daki Türkiye Konsolosluğu olaya tamamen Rus(!) kaldı. Burada iş yapan bir Türk şirketindeki bir Türk işadamının güvenliğinden endişe etmesine karşı söyledikleri tek şey: “En iyisi Türkiye’ye dönmek” oldu..

Kafama aldığım 2 büyük darbe nedeniyle yapılan dikme işlemi anestezisiz olarak 20 dakika sürdü. Hatta hastanede tomografi dahi çekilmedi. Oradaki tavsiye de şuydu: “24 saat içinde bir anormallik olursa bizi arayın, bir anormallik olmazsa zaten demek ki travma yoktur”. Bu da işin en ironik yanlarından biri…

Sol kolumdaki kırık nedeniyle kolum alçıya alındı, ve kırık birkaç noktadan olduğu için ameliyatla platin takılması gerekiyordu. Bu riski Rusya’da almak pek akıllıca değildi ve hemen Türkiye’ye dönerek ameliyat oldum. Şu an sol kolumda 15 cm’lik bir platin çubuk var…

Sonuç olarak şu an halen iyileşme sürecindeyim.  Halen işimin başındayım, vücudumdaki diğer hasarlar giderek iyileşiyor.

Rusya’nın her ne kadar görüntüde batılı ve modern bir imajı olsa dahi, sağlık ve güvenlik  sistemleri ve işleyişleri konusunda katedecekleri çok mesafeleri   olduğunu da görmüş oldum. Mezuniyetimden sonraki ilk yıllarda bir süre de Pakistan’da çalışmıştım. Kişisel güvenlik anlamında Rusya ile aralarında pek bir fark yok. Her ikisinde de “kendi kendinizin savunması” size ait.

Bu ülkede yaşamak ve çalışmaya devam etmek konusunda şu sıralar ciddi bir kafa karışıklığı içerisindeyim. Önümüzdeki günlerde bununla ilgili daha net bir karara varacağım…

Son söz (alıntı):

“Yalnızca gözlem yapıldığında somut gerçeklik güçlenir. Bir gözlemin yokluğunda kuantum parçaları mevcut değildir, yalnızca gözlemci tarafından arandığında maddeleşir”


Moskova ve Rusya İzlenimlerim

Yazar: Ali BULUT Tarih: 8 Nisan 2010

ali-bulut-moskova-ve-rusya

Daha önceki yazılarımı takip edenler yaklaşık bir sene önce Moskova’ya yerleştiğimi bilirler. İnandığım bir projeyle birlikte bir hazır giyim markasının Rusya  ve CIS ülkeleri operasyonlarını yürütmek üzere 2009 yılının ikinci yarısında Moskova’ya geldim. Aradan geçen süre zarfında sürekli aklımda olmasına rağmen, bir türlü oturup enine boyuna Rusya gözlemlerimi yazamadım. Bugün genel bir başlangıç yapma niyetindeyim.

Buradaki pazarda süreçler Türkiye’den oldukça farklı işliyor. Özellikle dağıtım kanalları, tahsilat biçimleri ve pazarlama enstrümanları şu anda halen serbest piyasa ekonomisine adaptasyon sürecinin izlerini taşıyor. Kimileri bunu daha zor diye adlandırsa da, aslında sistem genel olarak marka ve firmaların lehine kolaylıklar da içeriyor. Sadece iyi bir strateji ve koordinasyon lazım.

Türkiye’deki gibi krizin psikolojik etkileri çok fazla değil. Hatta şu anda hızlı bir büyüme rakamı tutturulmuş durumda ama bununla birlikte halen işsizlik oranlarının yükselmesiyle ilgili sıkıntı aşılmaya çalışılıyor. Bununla ilgili de tabii ilk olarak akla gelen, yabancı çalışma izni kotalarının düşürülmesi.

Tüketici piyasasına bakarsak, insanlar gelirlerinin son damlasına kadar halen paralarını harcamakta. Bu aslında Rusya ve diğer CIS ülkelerinin genel şablonu. Komünizm sonrasında  tüketmek ve tüketerek kimlik kazanmak, prestij edinmek gibi bir paradigma oluşmuş insanlarda. Aylık geliri bir Iphone tutarında olan insanların bile elinde Iphone. Tabii bir de bununla birlikte yaşadıkları ilk 1998 kriziyle birlikte, ellerindeki paranın develüasyon karşısında küçülmesi, insanların nakit tasarruf yapmak konusunda çekimser olmalarının nedeni. Sonuç olarak Rusya’da mağazalar dolu, insanlar AVM’lerde ve ellerinde alışveriş poşetleri. Reklamlar ve tüketim alabildiğine devam ediyor..

Bununla birlikte, nakit akışı ya da sermayesiz ve kaldıraçlı büyüme gibi sorunlarla boğuşan küçük işyeri sahipleri, bu krizle birlikte oldukça zor zamanlar geçirmiş. Birçok işyeri kapanmış. Türkiye ile benzer süreç. Fakat şu anda ayakta kalanlar, halen iştahla tüketen müşterilerin karşısında büyük avantaj sahibi… Daha az rekabet ve daha kolay satış…

Şu dönemde, Rusya’daki genel konjonktür:

  • Tüketici, krizlerle birlikte daha fazla tüketmeye kamçılanıyor. Yarın ne olacağı belli değil, bugünün değerini bilelim diyorlar.
  • B2B taraftaki müşteri sayısı azalsa da, onlara hizmet getiren ara servisler de azalıyor. Yani pekçok toptancı ve komisyoncu artık faaliyet göstermiyor Rusya’da.. Ya da küçülme yoluna gidiyor.(Türkiye’deki 2000 yılı sonrası süreç)
  • Moskova’nın en önemli, en büyük, fakat tamamı kayıtdışı toptan tekstil pazarlarından birisi 2009 yılında Putin tarafından kapatıldı. 5 milyar dolar civarı bir ticaretin döndüğü tahmin edilen pazarın müşterileri hızla yeni markalar ve tedarikçiler arayışında.
  • Moskova’nın 2.büyük toptan pazarlarından olan Lujniki için de aynı söylentiler dolaşıyor. Putin, Rusya’nın hazır giyim ticaretinin de artık dünya ile entegre olmasını ve kayıtdışı sistemin bitmesine çalışıyor.
  • Krizle birlikte boşalan işyerleri ve ofisler nedeniyle, kiralar neredeyse yarı yarıya düşmüş durumda. (Moskova’da 1+1 sıradan bir dairenin bile kirasının 1500dolar olduğunu düşünün). Eskiden Türkiye’de eşlenik lokasyon ve şartlardaki bir mağazanın kirasına göre buradaki kiralar yaklaşık 3 kat pahalı iken, şu an bu oran neredeyse 1,5 kat civarlarında.
  • Kadınlar için halen en önemli iki tüketim sınıfı: Kozmetik ve giyim. Şartlar ne olursa olsun, neredeyse fiyattan bağımsız bir tüketim söz konusu. Piyasayı belirleyen hakim sınıf, çalışan kadınlar… Onlar da zaten her yerde, özellikle Moskova’da etrafınızda çalışanlara baktığınızda ağırlıklı olarak kadınları görüyorsunuz.
  • B2B tarafta çek ve senet gibi enstrümanlar yok. Yani böyle bir talep de yok. Dolayısıyla tahsilat sorunu olmayan bir ticaretin zaten %70 riski, daha en baştan ortadan kalkmış oluyor. Ticaret ya nakit ya da çok az oranda açık hesap üzerinden yürüyor.
  • Tüketici piyasasında kredi kartı kullanım oranı çok az. Bu da mağazaların nakit dönmesi ve aylık %1-3 arası komisyon giderlerini elinde tutması anlamında geliyor.
  • Dolayısıyla bu konjonktüre bakarak Rusya pazarının ehlileşiyor olduğu görülüyor. Fakat bu, organize perakendenin ve beyaz ticaret yapanların lehine doğru bir süreç. Zaten mevcut hükümetin kararlılıkla mücadele ettiği gri ticaret, giderek daha zorlu engellerle karşılaşıyor.
  • Bununla birlikte giderek azalsa da, halen devam eden bürokrasideki hantallık, nitelikli insan kaynağı konusundaki sorunlar da işin zorluklarından. Özellikle nitelikli insan kaynağı bulma konusunda halen ciddi sıkıntı var.

Netice itibariyle, Moskova ve Rusya halen geç kalınmamış, hatta aslında gerçek fırsatın yeni başladığı bir pazar. Şimdilik ilk anda aklıma gelenler bunlar,  daha detaylı analizler de yapacağım. Bu arada sorularınız olursa, cevaplamaktan memnuniyet duyarım.

Moskova metrosundan bazı fotoğraflar için buraya tıklayın

Devamı gelecek….

Yemeksepeti.com artık Moskova’da

Yazar: Ali BULUT Tarih: 6 Nisan 2010

ali-bulut-yemeksepeti

Üst üste ikinci seferdir yemek siteleri ile ilgili yazıyor olacağım ama tamamen tesadüf. Gerçi sigarayı bırakmamın 3. günündeyim, sanırım bunun bir miktar iştah açıcı tesiri de oluyor ama dedim ya tamamen tesadüfen 2 Nisan’da aldığım bir mail üzerine bu yazıyı yazıyorum.

Burada yazılarımı düzenli olarak takip eden okuyucularım aslında biliyorlar, ama ben yeniden tekrarlayacağım. Yaklaşık bir sene önce İzmir’in güzel ve güneşli iklimini bırakıp, bir projenin peşinden kalkıp  Moskova’ya yerleştim. Bu süre içinde ne zamandır aklımda olmasına rağmen bir türlü Moskova ve Rusya izlenimlerimi yazamadım. Bugün sadece küçük bir kısmından bahsedeceğim.

Moskova’da bir Türk olarak, her ne kadar iyi İngilizce biliyor olsanız da, beslenme konusunda büyük sıkıntı yaşıyorsunuz. Çünkü gideceğiniz birçok modern restoranda dahi İngilizce menü ya da İngilizce bilen personel yok. Her şey Rusça ve bırakın Rusçayı anlamayı, Rus alfabesindeki harfleri okuyabilmeniz bile zaman alıyor. Bunun yanında, ola ki, eve telefonla pizza ya da herhangi bir sipariş vermek istediğinizde, şansınız iyice azalıyor. Zira telefonda karşınızdakine derdinizi anlatmanız mümkün değil.

İşte tam bu noktada, “körün istediği bir göz, Allah vermiş iki göz” misali bir mail aldım. Yemeksepeti.com, girişimlerinin yurtdışı ayağına Rusya’da, Moskova şehri başta olmak üzere start vermiş.  Buradaki ismi izrestorana.ru. Şimdilik yerel zincirlerden pekçoğu sisteme dahil olmuş, eminim önümüzdeki günlerde daha da artacak. Site İngilizce ve Rusça olarak yayında, fakat çağrı merkezlerinde çalışan personel içinde Türkçe bilenlerin de yer aldığını belirtiyorlar.

Bildiğim kadarıyla, sadece Moskova’da binlerce Türk yaşıyor. Moskova’da Efes Pilsen, Vestel, Beko, Colin’s, Enka, Rönesans, Lacoste, Pierre Cardin başta olmak üzere birçok Türk firması bulunuyor. Tabii ki izrestoran.ru‘nun tek hedef kitlesi Türk nüfus değil ama bir yandan en başta Moskova’da yaşayan biz ve diğer yabancıların hayatını kolaylaştıracağına da eminim.

Yemeksepeti.com‘a bu yeni pazarda ve yeni girişiminde başarılar dilerim. Türkiye’de başarılı olmuş ve halen Rus pazarında benzer örneği olmayan diğer bazı girişimlerin (bununla ilgili uzun bir liste oluşturabilirim sanırım) de Rusya’yı ve hızla büyüyen ekonomisini incelemelerini ve yeniden düşünmelerini öneririm…

Rezzan Kahya MarkaYoneticisi.com’da

Yazar: Ali BULUT Tarih: 18 Kasım 2009

rezzan-kahya

Markayoneticisi.com sayfalarında sizlerle uzun zamandır yazılarımı  ve fikirlerimi paylaşıyorum. Marka yönetimi ve pazarlama başlığı altında bahsedilebilecek uygulamalar ve incelenebilecek konuların sayısı o kadar çok ki, sadece kişisel olarak takip ettiğim en az 50 yerli ve yabancı site var.

Yeniden şekillenen bir dünyada, bu yeni çağı dijital devrimin çocukları tanımlıyor. Sanayi devriminin ve çağının argumanları eleştiriliyor, eski pazarlamanın dinamikleri ve prensipleri ile bu yeni çağa adapte olmaya çalışırken, yepyeni bir saha giderek belirginleşen kalın çizgilerle kendi iş tanımını yaratıyor: Marka Yönetimi

Bu süreçte en keyif aldığım şey ise farklı sektörlerden meslektaşlarla tanışmak. Tarafların tek kazancı sadece yeni fikirleri dinlemek değil, aynı zamanda çatışma ve uzlaşma kültürü ile daha hızlı bir gelişim ve moral değerler kazanmak…

İşte bu süreçte tanıştığım, çok değerli bir Marka Yöneticisi, Sevgili Rezzan Kahya da  bundan sonra yazıları ve analizleriyle bizimle olacak. Başarılı iş geçmişi, analitik bakış açısı ve yenilikçi tutumuyla yeni çağı bir de onun yazılarından dinlemek lazım…

Nazik yaklaşımı ve mütevaziliğiyle eminim sizlerin de beğenerek takip edeceği yeni yazarımız Sevgili Rezzan Kahya’ya hepiniz adına tekrar hoşgeldiniz diyorum.

(Yazarlar sayfasında, kendisinin sizler için kısa bir “Merhaba” mesajı bulunmaktadır)

Tamamen Kişisel

Yazar: Ali BULUT Tarih: 14 Ekim 2009

Daha önce Frienfeed ve Twitter üzerinden, iş nedeniyle bir süreliğine Moskova’ya yerleşmek üzere olduğumu duyurmuştum. Zaman hızla akmış ve yaklaşık 2 aydır Moskova’dayım. Bu süre içerisinde yazmaya ve online olmaya pek vakit bulamasam da, konu olarak bir hayli birikmiş durumdayım. Önümüzdeki günlerde, gözlemlerimi ve düşüncelerimi sırasıyla paylaşmayı planlıyorum…

Bu yoğun geçiş sürecinin sancıları içerisinde bir de sevgili babamızı kaybetmenin acısını yaşadık. Genelde burada kişisel hayatımdan bu denli bahsetmezdim ama sanırım bir yandan yeni bir coğrafyada olmanın melankolisi, bir yandan 30’lu yaşlarda ilerliyor olmanın etkisi ile insan daha fazlasını paylaşmayı istiyor. Başsağlığı mesajları için tüm dostlara tekrar teşekkür ediyorum. Merhum babamız Allah’ın rahmetine kavuştu, Allah size ve dostlarınıza uzun ömürler versin…

Geçtiğimiz bu 2 aylık süreçte maillerine cevap yazamadığım arkadaşlarım da kusuruma bakmasınlar. Önümüzdeki günlerde tekrar hem Frienfeed, hem Twitter hem de markayoneticisi.com üzerinden sizlerle eskisi gibi aktif bir şekilde beraber olacağız. Mailleriniz, mesajlarınız ve yorumlarınızla sizlerden gelecek katkılarla, pazarı ve yenilikleri yorumlamaya devam edeceğiz…

Son olarak, yine bu sitede hiç yapmadığım birşeyi yapacağım. Çok sevdiğim ve on yılı aşkın süredir hala ezberimde kalmış bu şiiri bugünümün anısına burada okumak istiyorum…. (Yanlış hatırlamıyorsam “Eskimo Şiirleri” ‘nde yayınlanmıştı)

Yeniden dönüyorum türküme
Sabırla okuyorum baştan sona
Buzdaki balık deliklerinin başında
Akıntıya karşı balık tutarken
Zehir zıkkım rüzgarın altında
Ayakta dura dura üşüyorum…
Ve eve dönüp diyorum ki;
Bütün kabahat balıklarda
Akıntıya karşı yüzüp gelemediler…

Mobilya Sektörünün Temel Sorunları

Yazar: Ali BULUT Tarih: 17 Temmuz 2009

Bir önceki yazımda mobilya sektörünün SWOT analizine yer vermiştim. Bu analizle birlikte mobilya sektörünün temel sorunlarını 19 madde halinde belirtmiştim. Şimdi bu sorunları teker teker ele alalım ve rekabet avantajımızı nasıl artıracağımıza yönelik önerilerimizi konuşalım.

Türk Mobilya Sektörünün Temel Sorunları:

  1. Markalaşma
  2. Tasarım ve AR-GE
  3. Sermaye Yetersizliği
  4. Uzman Çalıştırma
  5. Deneyim Eksikliği
  6. Kayıt Dışı Çalışma
  7. İhracatın Artırılması
  8. Vergiler ve Teşvikler
  9. SSK Primleri
  10. Uluslararası Finansman İmkanları
  11. Enerji Fiyatları
  12. Pazarlama ve İletişim Sorunu
  13. Fason İmalat
  14. Üretim Teknolojileri
  15. Uluslararası Standartlar ve Kalite
  16. Müşteri Memnuniyeti
  17. Örgütlenme Sorunu
  18. Eğitim
  19. Sektörel Dış Ticaret Şirketleri

1- Markalaşma

Sektörde markalaşma eğilimi 2000’li yıllarla birlikte artış gösterdi, özellikle perakende müşterisinin alışveriş tutumlarındaki global değişimler bu anlamda firmaları markalaşma sürecine götürdü. Mobilya üreticisi firmaların kurduğu sektörün en büyük sivil örgütü MOSDER ise markalı mobilya satın alınmasına yönelik hazırladığı reklam kampanyasıyla bu konuda tüketicileri bilinçlendirmeyi hedefliyordu. Sektörde şu anda büyük ölçekli firmaların markalaşma konusuna gösterdikleri önemi, diğer orta ve küçük ölçekli işletmelerin de göstermesi gerekliliği görülüyor. Zira özellikle dış pazarlarda olgunlaşmış bir marka  ve özgün tasarımlara sahip olmadan rekabet avantajı adına çok fazla bir yol katedemeyeceğimizi görüyoruz.

Markalaşma süreci ile birlikte, firmalar özgün tasarımlı ve kalitede dünya standartlarını yakalamış koleksiyonlar üretmeli, sadece üretici kimliğiyle işçilik değeri üreten bir sektör olmaktan çıkıp aynı zamanda marka kimliği ile katma değerli çalışmaya geçmelidir.

Bunun için devlet ve diğer sivil sektör örgütleri, markalaşma konusunda firmaları eğitmek, teşvik etmek, yol haritası çizmek ve rehberlik etmekle sorumludur.

2- Tasarım ve AR-GE

Her sektör tasarım ve ürün geliştirme yeteneği kadar rekabetçidir. Türkiye’de imalat sektöründe ciddi yeri olan mobilya sektörünün, aynı oranda ihracat rasyosuna sahip olamayışının temel nedeni uluslararası pazarlarda maliyet ve işçilik odaklı üretim gücünü pazarlamaya çalışmaktan kaynaklanmaktadır. Türkiye’de en büyükler arasında yer alan pek çok marka bile ihracat pazarlarında sadece bir fason üretici olarak varlık göstermektedir. Global tasarımlar yaratmanın finansal gerekliliklerini karşılamak istemeyen, orta vadeli değil de kısa vadeli vizyon sahibi olan ve günü kurtarmak adına çok küçük kar marjlarıyla tasarım değeri olmayan ürünler üreten firmalar, ihracat pazarlarında son yıllarda Çin faktörüyle yüzleşmek zorunda kalmıştır.

Türkiye’nin Avrupa Birliğine giriş ile ilgili Komisyon Rapor’una göre (EC Report, 2004), Türkiye’nin endüstriyel tasarıma vermesi gereken önemi ve ürünlerin hukuksal boyutta korunurluğuna yönelik önlemler alması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu bağlamda Avrupa Birliği Konsey kararları doğrultusunda endüstriyel politika araçları ile aktif olarak Lizbon stratejisinin amaçlarını ve sürdürülebilir gelişme stratejisini uygulamak sektör ve devletimizin sorumluluğudur

3- Sermaye Yetersizliği

Sektördeki işletmelerin çoğunluğunu oluşturan KOBİ’ler sermaye yetersizliği ve finansman maliyetlerinin yüksekliği nedeniyle zorlanmaktadır. Öz kaynaklardan finanse edilmeye çalışılan işletme sermayesi nedeniyle büyüme yavaş olmakta ve ekonomik krizlere karşı dayanıklılık zayıf olmaktadır.

Yetersiz sermaye, diğer taraftan orta ve uzun vadeli yatırım yapma kararlarını engellemekte ve böylece de kurumsallaşamayan ve profesyonelleşemeyen yapıların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

4- Uzman Çalıştırma

Sektörün hemen hemen tamamı aile şirketlerinden oluşmaktadır. Mobilya firmalarında profesyonel yönetici ve uzman kadrolar çalıştırma oranı oldukça düşüktür. Bu nedenle işletmelerde kayıt tutma ve plan yapma gibi fonksiyonlar sağlıklı çalışmamaktadır. Bilgi ve deneyim birikim ve aktarımı da aynı şekilde sağlıksız yürümektedir.

Bu nedenle firmalarımıza kurumsallaşma, markalaşma, profesyonelleşme, rekabet gibi kavramların anlatıldığı, global örneklerle desteklenmiş eğitimler hazırlanmalıdır. Devlet uzman personel çalıştırma konusunda daha fazla cesaretlendirici ve maddi olarak teşvik edici olmalıdır. Bunun dışında kendi oluşturacağı uzman kadrolar ile mobilya firmalarına ücretsiz olarak danışmanlık ve rehberlik hizmeti sağlamalıdır.

5- Deneyim Eksikliği

Özellikle ihracat pazarlarında karşımıza çıkan önemli sorunlardan biri de deneyim eksiğimiz. KOBİ’ler yurtdışı pazarlar konusunda deneyim ve bilgi sahibi değiller. İşletmelere dış pazarlara ait bilgilerin ulaştırılması, bu pazarların tanıtılması, uluslararası sergi ve fuarlara katılmaları sağlanarak, bilgi ve görgülerinin artırılması gerekmektedir. Bunun için de öncelikle uzman çalıştırma ve tasarım konusunda gerekli desteklerin verilmesi gerekmektedir.

6- Kayıt Dışı Çalışma

Hemen hemen her ilimizde yer alan mobilya üretim ve satış noktalarının sayısı 65 bin civarındadır. Fakat özellikle küçük işletmelerdeki yüksek kayıt dışılık nedeniyle ne bu rakam, ne de istihdam edilen kişi sayısı net olarak tespit edilememektedir. Sektörün atıl yatırım, kapasite kullanım oranları ve ölçeksel imalat miktarları da bu nedenle net bir envanter olarak çıkarılamamaktadır.

Bu kayıt dışılık aynı zamanda büyük ölçekli markaların rekabet avantajını azaltmakta ve gelişimlerini olumsuz olarak etkilemektedir. Bu nedenle yasal denetimler artırılmalı, kayıtlılık özendirilmeli ve kayıtdışılık konusunda ciddi yaptırımlar uygulanmalıdır. Böylelikle daha gerçekçi bir sektör projeksiyonuna sahip olabiliriz.

7- İhracatın Artırılması

MOSDER’in açıkladığı rakamlara göre şu anda mobilya ihracatımız 1 milyar dolar civarındadır.  Bu rakam dünya toplam pazarında %1-2 gibi orana denk geliyor.

Firmalarımızın dış pazarlardaki deneyimsizliği ve finansman yetersizlikleri en önemli iki engeldir. Bu engelleri yok etmeye yönelik adımların atılabilmesi ile ihracat rakamımızın bugünün çok ötesinde olabileceği bir potansiyele sahibiz.

İGEME, KOSGEB, Eximbank, Halkbank bu iki engelin ortadan kaldırılmasına yönelik işletmelerimizi daha fazla desteklemeli, özellikle teşvikler konusundaki bürokrasi ve bekleme sürelerini azaltmalıdır.

8- Vergiler ve Teşvikler

AB ile müzakere sürecinde artarak sürmesi beklenen KOBİ’lere dönük mali desteklerden, işe başlangıç desteği, KOBİ teminat programı, çekirdek sermayesi programı, bölgesel kalkınma programları vs. ile yenilikçi ve AR-GE’ye yönelik çalışmalarında desteklendiği Altıncı Çerçeve Programı gibi teşviklerden  sektördeki KOBİ’lerin yararlanmasını sağlayacak bilgilendirme programları  sektörel örgütlerce ve ilgili kamu kurumlarınca yaygınlaştırılmalıdır.

Tekstil sektöründe olduğu gibi KDV oranı indiriminin kalıcılığı da ayrıca önemli bir iç piyasa tüketim teşviğidir.

9- SSK Primleri

Gelir gider beyanlarındaki kayıt dışılık ile paralel olarak, sektörde  istihdamda ciddi bir  kayıt dışılık söz konusudur. Bunun önemli nedenlerinden biri yüksek SSK primleridir.  SSK primleri uluslararası standartlar ve ülke gerçekleri dikkate alınarak yeniden düzenlenmelidir. Yoğun istihdamın olduğu sektörde SSK primlerinin Avrupa Birliği ülkeleri seviyesine çekilmesi sektörün rekabet gücünü artıracaktır.

10- Uluslararası Finansman İmkanları

Türkiye’de ihracatçıları desteklemek amacıyla 1987’de kurulmuş olan Türk Eximbank’ın ülke bazında ve proje bazında kredi vermesi sağlanmalıdır. Eximbank’ın dış kaynaklı kredilerde vadelerin uzun tutulması ve faiz oranlarının AB ülkeleri seviyelerine çekilmesi sektördeki ürün üretim-satış döngüsüne uyum sağlaması bağlamında önem arz etmektedir.

11- Enerji Fiyatları

Sektörün, rekabet ettiği ülkeler göre enerji maliyetleri oldukça yüksektir. Bu nedenle de önemli bir rekabet gücü kaybı yaşamaktadır. Bir ülkede üretim ve ihracatı teşvik etmenin önemli yollarından biri işletmelerin enerji maliyetlerini düşürmektir.

12- Pazarlama ve İletişim Sorunu

Bilgi çağının yaşandığı evrensel dünyada, Kotler’e göre ürün oluşum stratejilerinde ürün üretmekten öte ürünün satılması şirketlerin gelişimi, gücü ve rekabeti için daha çok önemlidir.

Ağırlıklı olarak KOBİ’lerden oluşan mobilya sektörü, yeterince kurumsallaşamama ve yetersiz kaynaklardan dolayı, pazarlamaya gereken önemi verememektedir. Özellikle dış pazarlarda neredeyse hiç bir pazarlama faaliyeti yürütemeyen küçük firmalar, iç pazarda da satış kanallarını çeşitlendiremediklerinden dolayı sorunlar yaşamaktadır.

Bununla birlikte markalı mobilya üreticileri ile orta ve büyük ölçekli üretici firmalar, pazarlama kavramına son 5 yılda daha fazla önem vererek, tüketiciyle kurdukları iletişimde yan fayda değerler oluşturmaya çalışmaktadırlar. Yine de tasarım, markalaşma, özgünlük ve endüstriyellik kriterlerinin tümünü bir arada işleyerek, bütünsel bir pazarlama iletişimi yürüten firma sayısı bir elin parmakları kadar azdır.

Stratejik pazarlama planı hazırlamak ve sektör dinamiklerini önceden tahminleyerek hareket etmek, halen mobilya sektöründe aşılması gereken en önemli eşiklerdendir. Firmalar bunun yerine, direk satış odaklı ve günü kurtarmaya yönelik hareketlerle aslında kendi bindikleri dalı kesmektedirler. Geldiğimiz noktada, Türkiye’de her biri birbirine son derece benzeyen modellerin, benzer teknolojilerle üretildiğini, benzer bir dağıtım kanalı ile tüketiciye ulaştırıldıklarını, benzer tanıtım faaliyetleri ile desteklendiklerini ve benzer fiyatlara satıldıklarını görebiliriz.

Bu alanda firmalara çok iş düşmektedir. Daha fazla yenilik, daha cesur inovasyonlar, entegre bir pazarlama iletişimi ve yeni iş modelleri yaratmak üzere kaynaklarını yeniden planlamalıdırlar.

13- Fason İmalat

Sektörün ihracat potansiyeline bakıldığında, gerçekleşen ihracatın aslında çok üstünde olduğu görülüyor. Bununla birlikte gerçekleşen ihracat içinde büyük payı fason imalat oluşturuyor. Yani dış pazardaki müşterinin sipariş ettiği model ve marka ile yapılan üretim. Tekstil sektörünün de benzer süreçleri deneyimlediğini hatırlarsak, fason imalat ağırlıklı ilerlemek sektöre hiç bir değer katmayacaktır. Hatta zamanla Çin faktörü karşısında yok olma tehlikesi ile karşılaşılacaktır.

Bu nedenle tasarım ve pazarlama alanında, özellikle KOBİ’leri eğitmeye yönelik programlar açılmalı, bununla birlikte gereken altyapı için teşvikler planlanmalıdır.

14- Üretim Teknolojileri

Seri üretim, endüstriyel tasarım ve otomasyon teknolojileri mobilya sektörü için temel altyapı unsurlarıdır. Bununla birlikte dışa bağımlı makine ve teknoloji parkuru için yerli AR-GE çalışmaları özendirilmeli, firmaların teknolojik yatırım yapmaları için gereken teknik danışmanlık yine devlet tarafından sağlanmalıdır.

15- Uluslararası Standartlar ve Kalite

Mobilyada özellikle ihracat pazarlarında uluslararası standartlara uygunluk önemli bir husustur. E1, CE, TSE, ISO gibi belgeler firmaların hem rekabet avantajını artıracak hem de uluslararası ölçekte pazarlama faaliyetlerini kolaylaştıracaktır.

Son yıllarda giderek önemi artan, çevre sağlığı ve çocuk sağlığına uygunluk gibi kriterlerin firmalar tarafından sağlanması gerekmektedir. İhracatımızda en büyük paya sahip AB ülkelerinin bu konudaki hassasiyeti göz önünde tutulmalıdır.

16- Müşteri Memnuniyeti

Tasarım süreci öncesinde başlayan ve kullanım ömrünü doldurmaya kadar giden süreçte, elimizdeki ürün hem mobilya kullanıcısı tüketici hem de genel olarak yaşadığımız dünyanın bir parçası olmaktadır. Bu iki unsurla uyum içerisinde ve her iki unsur için de fayda üretecek mobilyalar üretebilmeli, tatmin ve memnuniyeti hedeflemeliyiz. Bunun için de her aşamada bu vizyonu gerçek kılacak adımlar atılmalı, planlar bu doğrultuda oluşturulmalıdır

17- Örgütlenme Sorunu

Sektörde lokal örgütlenmeler dışında ulusal tek bir çatı yer almaktadır. O da daha ziyade orta ve büyük ölçekli, markalı mobilya üreticilerinden oluşan MOSDER‘dir. MOSDER dışında, KOBİ’leri de içine alan ve ulusal bir master plan çerçevesinde sektörün dinamiklerini eşgüdümlü ve uyumlu hale getirecek bir örgütlenmeye ihtiyaç vardır.

Aynı şekilde dış pazarlarda, Türk Mobilya sektörünün varlığını ve imajını, aynı zamanda faaliyetlerini temsil edecek örgütlenmeler ne yazık ki yetersizdir.

18- Eğitim

Avrupa Birliği Katılım bildirgesinde yer alan Türkiye’nin Mesleki eğitim politikasının geliştirilmesi ve uygulanması konusuTürkiye’nin halletmesi gereken öncelikler arasında yer almaktadır.

Mobilya ve dekorasyon eğitiminin içeriği ve kalitesi artırılmalı, yabancı eğitim kuruluşlarıyla işbirlikleri yapılmalıdır. Bununla birlikte sektörün tasarımcı istihdamına yönelik yeni eğitim programları oluşturulmalı, bu konuda ihtisaslaşma sağlanmalıdır. Üniversite-sanayi işbirlikleri güçlendirilerek, bir yandan üniverisitelerdeki eğitimin kalitesi artırılırken, diğer yandan da sektörün eğitimli personel sorunu aza indirgenmiş olacaktır.

19- Sektörel Dış Ticaret Şirketleri

Kurulacak sektörel dış ticaret şirketleri  (SDTŞ) vasıtasıyla, özellikle küçük ölçekli mobilya üreticilerinin yurtdışı pazarlarda varlık göstermesi sağlanabilir. Böylelikle dış ticarette örgütlü bir yaklaşımla, çok daha etkili sonuçlar alınacaktır.
Yeni pazara girme ve yeni alıcıya ulaşma, pazarların çeşitlenmesi ve riskin azaltılması, büyük miktarda siparişlerin birlikte hareket ile kolaylıkla karşılanması, uzun dönemli yatırım ve üretim planlaması yapabilme, birim üretim ve dağıtım giderlerinde azalma, pazarlık gücü elde edilerek daha karlı satış yapabilme, ihracatta bilgi birikimi ve deneyim elde etme, döviz girdisi elde etme, endüstri alanında sesini duyurabilme, ihracat giderlerinin paylaşımı nedeniyle daha az finans ile kaynak tahsisi gibi avantajlar nedeniyle SDTŞ’ler KOBİ’ler için son derece önemlidir.

Sektör Analizi: Mobilya

Yazar: Ali BULUT Tarih: 8 Temmuz 2009

2000’li yıllardan itibaren Türkiye’de ciddi bir atılımda olan mobilya sektörü imalat sanayinin yaklaşık %3’lük kısmını oluşturmaktadır. 30bin civarında işletmeye sahip mobilya sektöründe markalaşma ve tasarım konusunda ciddi hamleler yapılırken, bununla birlikte teknolojik olarak da belirgin bir gelişme görüyoruz. Bu gelişimle paralel olarak dünyada ilk 25, Avrupa’da ilk 6 arasında yer alıyoruz. Tabii ki çok büyük oranda KOBİ’lerden oluşan sektörün, bununla ilişkili olarak sorunları da genel olarak bilindik KOBİ sorunları. (Kurumsallaşamama, markalaşamama, zayıf tasarımlar, dış ticarette yetersizlik vs)

Avrupa Mobilya Üreticileri Federasyonu’nun rakamlarına baktığımızda Türkiye’nin Avrupa’da en çok ihracatı Almanya ve Fransa’ya yaptığını görüyoruz (UEA, 2006). Komşu ülkelerden de en çok ihracatımız Yunanistan’a. Fakat önce Çin etkisi, ardından gelen 2008 krizinin de etkisiyle, Türk Mobilya sektörü oldukça kan kaybetmiş durumda. Yine de Avrupa’nın önde gelen mobilya üretici ülkeleri olan Almanya, İtalya ve Polanya ile halen ciddi bir rekabet potansiyeline sahibiz.

2004 TUİK verilerine göre 170 bin kişinin üzerinde direk  istihdama sahip sektörde, markalı mobilya üreticileri tarafından kurulan MOSDER‘in 2006 rakamlarına göre de bunun yaklaşık 17 bin kişisi 14 büyük markanın çatısı altında istihdam edilmekte.

Bir yandan dünya mobilya pazarının 2020 yılı itibariyle 500 milyar USD bir hacme ulaşması öngörülüyor. Türkiye’nin sürekli büyüyen bu pastadan payına düşeni alabilmesi için sorunlarını çözüp rekabet gücünü artırmaya odaklanması şart. Peki tam olarak çözüm nedir? Mobilya sektörümüze rekabet avantajı nasıl sağlayacağız?

SWOT Analizi:

Sektörün geleceğini tartışmaya başlamadan önce, içsel olarak güçlü ve zayıf yönleri ile dışsal etkenlerden kaynaklanan fırsatlar ve tehditlerin belirlenmesi doğru olur.

Mobilya sektörünün rekabet gücünün artırılması için temel sorunları doğru tespit etmek ve bu sorunların çözümlerine odaklanmak gerekiyor. Ana başlıklar halinde bu sorunlar aşağıdaki gibi listelenebilir. Bir sonraki yazımda bu başlıklara ilişkin değerlendirmelerimi ve çözüm önerilerimi de detaylı olarak anlatacağım. Şimdilik sadece ana başlıkları paylaşacağım:

 

 

Türk Mobilya Sektörünün Temel Sorunları:

  1. Markalaşma
  2. Tasarım ve AR-GE
  3. Sermaye Yetersizliği
  4. Uzman Çalıştırma
  5. Deneyim Eksikliği
  6. Kayıt Dışı Çalışma
  7. İhracatın Artırılması
  8. Vergiler ve Teşvikler
  9. SSK Primleri
  10. Uluslararası Finansman İmkanları
  11. Enerji Fiyatları
  12. Pazarlama ve İletişim Sorunu
  13. Fason İmalat
  14. Üretim Teknolojileri
  15. Uluslararası Standartlar ve Kalite
  16. Müşteri Memnuniyeti
  17. Örgütlenme Sorunu
  18. Eğitim
  19. Sektörel Dış Ticaret Şirketleri

Edit (11.7.2009): Yukardaki maddelerin açılımıyla ilgili “Mobilya Sektörünün Temel Sorunları” başlıklı yeni yazıma şuradan ulaşabilirsiniz.

Likemind İzmir – 12 Haziran

Yazar: Ali BULUT Tarih: 10 Haziran 2009

ali-bulut-likemind-izmir

Dünyada 33 ülkede gerçekleştirilen ve Türkiyede de İstanbul ve Ankara başta olmak üzere Adana, Kayseri gibi çeşitli illerde düzenlenen “Likemind” buluşması artık İzmir’de.

Likemind nedir?
Likemind, benzer pazarlama zekasına sahip, gelişime ve değişime odaklı, inovatif düşünebilen, yeniliklere ve yeni insanlarla tanışmaya istekli kişilerin bir araya gelerek belirli bir gündeme bağlı olmaksızın sohbet ettiği, tanıştığı ve projelerini paylaştığı, belki iş ortağı, belki projesine destekçi, belki de sabah sporu için arkadaş bulduğu, amacı sadece ve sadece bir araya gelmek olan bir organizasyondur.

Katılım için herhangi bir koşul bulunmayan likemind’a pazarlama yöneticisinden bilgisayar mühendisine, metin yazarından blog yazarına,insan kaynakları uzmanından web tasarımcısına kadar geniş bir ölçekte insanlar katılmaktadır. Bu güne kadar diğer illerde yapılan buluşmalarda birçok fikir ortaya çıkmış ve gerçekleşmiştir.

İlk buluşma olması sebebiyle 12 Haziran Cuma akşam saat 19:00 ile 21:00 saatleri arasında Gündoğdu Starbucks’ta yapılacak olan likemind İzmir buluşması daha sonra düzenli olarak Gazeteci – Yazar ve Türkiye’nin dünya çapında ki ilk yönetim düşünürü Melih Arat’ın ev sahipliğinde, her ayın ilk Salı günü akşam saat 19:00 ile 21:00 saatleri arasında Gündoğdu Starbucks ‘ta yapılacaktır.

Bu buluşmada sizi de görmek, değerli fikirlerinizi dinlemek hem bizleri hem de diğer katılımcılarımızı mutlu edecektir.

Not: İlk buluşma olması sebebiyle daha geniş bir kitleye ulaşmak, katılımcı sayımızı beklentilerin üzerine çıkarmak için bu açık davetiyemizi sahip olduğunuz iş çevresi ile paylaşmanız, bu buluşmaların sürekliliği açısından büyük önem taşımaktadır.

Trend Raporu – Haziran 2009

Yazar: Ali BULUT Tarih: 1 Haziran 2009

ali-bulut-trend-report

Trendwatching.com’da 2009 Haziran ayı trend raporu birkaç gün önce yayınlandı.

“Foreverism” ismiyle yayınlanan raporda bazı ilgi çeken alt başlıklar şöyle:

Forever Presence: İnsanlar bugüne kadar hiç olmadığı seviyede birbirleriyle etkileşim halinde. Etraflarındaki herşey ve herkesle, bir şekilde ortak platformlar geliştirip sürekli bir etkileşimdeler.

Forever Findable, Forever Following: Çeşitli sosyal ağlar ile hem sürekli ulaşılabilir kalıyor, hem de sürekli takip ediyorlar. Buna bir de Google Latitude gibi lokasyon bazlı hizmetler dahil edilince, tam olarak nerede ne yaptığınız dahi takip edilir oluyor. Bir çok insanın düşündüğünün aksine, bunu yapanlar özel hayat vs anlamında bir kaygı duymuyorlar. 21. yüzyıl fenomenlerinden biri zaten maksimum şeffaflık değil mi?

Forever Conversing: Büyük markalar da dahil olmak üzere, herkes diyalogun içinde. Sosyal ağlardaki faaliyetlerdeki artışı farkeden markalar, giderek sosyal medyayı daha fazla kullanıyor.

Forever Beta (The Process is the Product): Bizzat ürünün yaratılma süreci gerçek ürün haline geldi. İnsanlar bu sürecin içerisinde yer almak istiyor. Markalar da bunu farkettiği için ve daha az risk almak için (daha az risk konusunu önceki yazılarımızda da konuşmuştuk) yeni ürün ve hizmetlerini BETA olarak piyasaya sürüyor. Beta süreci hiç tamamlanmayan, gelişimini hiç durdurmayan, nihai hale getirilmemiş ve her gün yeni özellikler eklenen pekçok ürün var.

Trendler nereye gidiyor ve hayatımız nasıl değişiyor, bunları görmek için raporun tamamını şuradan okuyabilirsiniz.

GÜNÜN YAZILIMI

ETİKETLER

ÜYELİK

Bu blog BloggerV.com üyesidir.