Subscribe to Marka Yöneticisi

‘Teoride’ Kategorisi Arşivi

Marka Yöneticilerine Pratik Bilgiler – 6

Yazar: Ali BULUT Tarih: 27 Temmuz 2010

ali-bulut-Marka-Yoneticilerine-Pratik-Bilgiler---6

Değişime nereden başlamak gerekir?

Bu sorunun çok da objektif bir cevabı yok. Aslında bundan önce sorulması gereken soru: “Değişim neden gerekli?”.  Bir çok firma, değişimin ayakta kalmak için şart olduğunu düşündüğü için değişimi hedefliyor. Aynı zamanda gelişmek için bir fırsat olduğunu düşünmek, değişimi “lüks” sınırları içine itiveriyor bir anda…

Peki değişime nereden başlamak gerekir?

Günümüz ekonomisi ve pazar dinamikleri bizi oldukça çetin bir rekabetin içine ittiğinden, sadece ayakta kalmak için değil aynı zamanda gelişimde sürekliliği sağlamak için çok da zor olmayan bazı adımları atabiliriz.

Değer, Fırsat ve Hız….

Eminim herkesin bir şekilde aşina olduğu bu kavramlar üzerinden, basit ve pratik birkaç adımı şöyle sıralayabiliriz:

Değer Yaratmaya Odaklanın:

  1. Daha azıyla daha fazla yapın:
    • Maliyetleri stratejik olarak azaltın
    • İşletme sermayesini sabit tutun
    • Nakitlerinizi koruyun
    • Esnekliğinizi ve tepki yeteneğinizi, hızınızı artırın
  2. Amaca odaklanın:
    • Müşteriler için sonuçlar yaratın
    • Amaç dışı maliyetleri ve zaman kayıplarını azaltın
    • Sabit maliyetlerden, değişken maliyetli sisteme geçin
  3. Müşterilerinizi anlayın:
    • Değer arayan-talep eden müşterilerinizi hedefleyin
    • Basit olun, komplike olmayın
    • Bırakın ürüne son şeklini müşteri versin

Fırsatları Değerlendirin:

  1. Pazar payınızı artırın:
    • Zayıf rakiplerinizi zorlayın
    • Büyüyen pazarlara odaklanın
    • Pazarlık değeri yüksek olan varlıklar edinin
  2. Gelecekteki gücünüzü artırın:
    • Kritik yetenekler ve kadrolara odaklanın
    • Büyüme için kurumsal bir altyapı oluşturun
    • İnovasyona yatırım yapın
  3. Sektörünüzü değiştirin:
    • Yeni pazar şartlarındaki yerinizi analiz edin
    • Yeni yaklaşımlara öncülük edin
    • Yeni gelir modellerini fırsat olarak değerlendirin
    • Stratejik ortaklıklar geliştirin

Hızlı Hareket Edin:

  1. Değişimi yönetin:
    • Bir değişim mottosu belirleyin
    • Değişim sürecinin ve sancılarının üstesinden gelin
  2. Liderler yetiştirin:
    • Güçlü ve dengeli bir liderlik sistemi kurun
    • Stratejinizi, yöneticilerle açıkça ve sıklıkla paylaşın
  3. Riski yönetin:
    • Riski azaltın ve şeffaflığı artırın

Hazır Giyimde Kritik Gösterge Yönetimi

Yazar: Ali BULUT Tarih: 29 Mart 2010

ali-bulut-hazir-giyimde-kritik-gosterge-yonetimi

Her altı ayda bir, Marka Yöneticisi, departmanının finansal operasyonlarını analiz eder. Stratejik planlama aşamasında belirlenmiş olan kritik parametreler ve göstergelerin izlenmesi, 6 aylık sezon performansını ve olası  dalgalanmaları açıklayacaktır. Burada perakende performansını, finansal göstergeler üzerinden 6 adımda gözden geçireceğiz.

1- Satışların Analizi:

Yöneticiler daima ilk önce satışlara bakar. Sadece satışların ne kadar olduğunu değil aynı zamanda altı aylık sezon boyunca karlılığı da bilmek isterler. Bu tip tablolamalar lokasyon, ürün grupları ya da zaman dilimleri bazında olabilir. Görsel olarak satışların zirve yaptığı ayları, satış trendlerini ve satışların kötü gittiği noktaları göstermektedir.

2- Stokların Analizi

Dengeyi sürdürmek için stokların kontrol altında tutulması oldukça önemlidir. Satınalma sıklığına bağlı olarak stoklar değişim gösterecektir. Bununla birlikte firma, küçük miktarlarda mal alarak hızlı stok devir ya da büyük miktarlarda daha az sıklıkta ürün alarak yavaş stok devir hızı uygulayarak stok devir hızını dikte edebilir. Bu konuda daima doğru olan bir politika yoktur. Bu tamamen finansal stratejiye, nakit akış tablosuna ve risk yönetimi duyarlılığına bağlıdır.

Bu nedenle stok devir hızını gözden geçirmek işletmeyi kontrol etmek için etkili bir yol

sağlar ve stok satış oranı dengeyi sağlamakta yol gösterir. Bu hesaplamalar temel stok ihtiyacı ve yeniden sipariş verme zamanı tartışılırken geleceğin planlanmasında gereklidir. Aylık satışlara karşın elde tutulması planlanan stoklara karar vermek için ilk olarak SSR (stok satış oranı) tanımlanması önemlidir.

Stok satış oranını bulmak için;

BOM stock (aybaşı stok) / aylık satış = aylık stok satış oranı (SSR)

3- İndirimlerin Değerlendirilmesi

Yapılan indirimler stokun perakende değerini azaltmaktadır. Bu indirimler önceden tahmin edilmekte ve planlara dahil edilmektedir. Mevcut pazardaki trendlere,  sektörel yıllık raporlardan elde edilen verilere veya ilgili departmanın geçmiş sene performans raporlarına göre plan hazırlamak yöneticilerin stok azaltmalarını gerçekçi bir şekilde kontrol edebilmelerini sağlar. Belkide her ay hala iniş çıkışlar gösterebilir fakat hem aylık indirimleri hem de aylık satışları ve toplam indirimleri, bütün sezonun satışları ile karşılaştırabilmek Marka Yöneticisinin değerlendirme yapabilmesi ve strateji geliştirip karar alabilmesine imkan tanımaktadır.

Biliyoruz ki indirimler fiyat değişiminin en sık görülen şeklidir ve satışları artırmak için halen en etkin ve hızlı araçtır. Böylece hem yeni ürünler için yer açılması sağlanır hem de nakit akış tablosundaki kritik darboğazların aşılması kolaylaşır.

İndirim oranını bulmak için;

Aylık indirimli satışlar / aylık satışlar = aylık indirim oranı

4- Perakende Satınalmaların Değerlendirilmesi:

Perakende noktasında  ürünlerin satışındaki akıcılık karlı bir işletme demektir. Ürün alımlarının doğru planlanması sonucu, iyi bir stok devir oranı ve satışta süreklilik sağlanır.  Böylece mağazadaki ürün karışımının daima değişiyor olması ve tüketiciler için daha heyecan verici olması sağlanır.

Aylık perakende alımlarını bulmak için;

Aylık satışlar + EOM Stock(aysonu stok) + aylık indirimler – BOM Stock(aybaşı stok)= aylık satınalma

Aylık stok seviyesini karşılamak için ne kadar alım yapılması gerektiğini hesaplamanın diğer bir yolu;

BOM- aylık satışlar – aylık indirimler – EOM = yeni stok için satınalma

5- Satınalma Maliyetlerinin Değerlendirilmesi:

Marka Yöneticileri ve kontrolörler aynı zamanda ürünlerin maliyetine bakmak isterler. Bu rakam ürünlerin satınalınması için ihtiyaç duyulan tutarın hızlıca anlaşılmasını sağlar.

Aylık satınalma maliyetlerini bulmak için:

100% – departman markup% = maliyet %

Satınalma x maliyet %= maliyet tutarı

6- Ortalama Stok ve Stok Devir Hızını Ölçmek:

Departman performansını değerlendirmek için son adım satış ve stok dengesinin nasıl olduğunu ölçmektir. Ürünlerin çok hızlı ya da çok yavaş hareket edip etmediğini stok devir hızı bize söyler. Ayrıca stok devir hızına bakarak indirim ihtiyacı olup olmadığı da söylenebilir. Stok devir hızı oranını hesaplamak için ilk olarak herhangi bir zaman diliminde elde tutulan stokların ortalamasını bilmeye ihtiyaç vardır. Bu rakam hesaplandığında stok devir hızı bulunabilir.

Aylık ortalama stoğu hesaplamak için;

(6 BOM + 1 EOM) / 7 = ortalama stok

Stok devir hızını hesaplamak için;

Net Satışlar / ortalama stok = stok devir hızı (Turnover)

Bunlarla birlikte mağaza metrekare performansı, satış kanalları performansı, ürün grupları performansı, personel performansı gibi diğer göstergeler de konsolide performans raporları ile düzenli olarak kontrol edilmelidir. Sadece kritik göstergelerin izlenmesi bile, bize markanın kısa vadeli günlük eylem ve aktivite planlarını hazırlamamızda oldukça yardımcı olacaktır.

Sanat Markası Ne Vadeder?

Yazar: Rezzan KAHYA Tarih: 6 Şubat 2010

ali-bulut-sanat-markasi-ne-vaadeder
Marka vaadinin genel anlamıyla tüketicinin markadan beklentilerini ifade ettiğini biliyoruz. Peki bir sanat markası tükecisine ne vadeder, ne vadetmelidir?

Sanat markası kavramını eser, icra eden ve sunan olarak 3 başlığa ayırdığımızda, bir sanat markasının tüketicisi (takipçisi) özellikle icra eden (sanatçı) ve sunan (sanat kurumu-kuruluşu) açısından beklenti geliştirmektedir. Sanatçı ve sanat kuruluşu tarafında, esere kıyasla daha dinamik süreçler söz konusu…

Bir sanatçının eser yaratım sürecinden sonra hedef kitlesi ile iletişimi başladığı ve sanatçı üretmeyi sürdürdükçe bu iletişim devam ettiği için, bir sanat markası olarak hedef kitlesinin marka ile ilgili beklentileri oluşur. Bir sanat kurumu-kuruluşu için de aynı durum geçerlidir. Sanatsever (hedef kitle), marka ile etkileşimli iletişimdedir ve markanın stratejisinde belirleyici rol oynar, bir anlamda markayı yönlendirir. Şimdi bu beklentilere kısaca değinelim:

Yenilik:
Sanat markası olan eser, kişi ya da kurumun, marka olmasını sağlayan en önemli neden şüphesiz, alanında bir “yenilik” yaratmasıdır. Bu, yeni bir akım yaratmak ya da bir ekolü geliştirmek-zenginleştirmek olabilir. Ancak hedef kitle gözünde markayı farklılaştıran, benzerlerinden kolaylıkla ayırt edilmesini sağlayan bir yenilik vadetmesi gerekir.

İstikrar:
Sanatsever, marka olan kişi ya da kurumun sanatsal istikrarı korumasını bekler. Hedef kitlenin marka olan sanat eseri ile iletişiminde ise eserin ulaşılacağı kaynaklar, sergilendiği-deneyimlendiği ortamlar konusunda bir istikrar beklentisi bulunmaktadır. Belirli bir sanatsal kalitede çalışmaların yapılması, klişe bir tabirle “çizginin korunması” beklentisi içindeki hedef kitle, markayı stratejik davranışa yöneltmektedir.

Aidiyet Duygusu:
Sanatsever bir sanat markasından, “olduğunu” ya da “olmak istediğini” ortaya koymasını bekleyebilir. Ancak yaratım sürecinden önce bu beklentiye yanıt verilmesi gibi hesaplı bir davranış olmazsa, özgün ve özgür sanat eserleri ortaya çıkarılabilecektir. Aidiyet duygusunun kazanılması eserin, sanatçının, kurumun anlaşılabilmesine bağlıdır. Bir sanat markası; sanatçıyı, eseri , kurumu sahiplenmek kadar; onun hayran kitlesine dahil olma arzusu içinde bir kitle yaratmalıdır.

İmaj:
Bir sanat eserine sahip olmak, bir sanatçının hayranı olmak ya da bir sanat kurumunun takipçisi olmak aynı zamanda bireysel imajı da oluşturduğundan; bir sanat markasının imaj da vadetmesi gerekir. Zira, insanlar bireysel imajlarını konumlandırabilecekleri sanat markalarına yönelmektedir.

Yarar:
Sanat markasının deneyimlenen eseri “yararlı” algılayacak bir hedef kitle yaratması önemlidir. Bu nedenledir ki, sanatsever sanatsal deneyimden beslendiğini hissetmelidir. Sanat markası manevi yarar vadedebilmelidir.

Bir sanat markasının tercih edilmesinde, aynı ticari bir üründe olduğu gibi marka vaatlerinin rolü büyüktür. Bir ticari markanın tercih edilmesi nasıl ki bir kişinin algılanışını etkiliyorsa (alım gücü, zevk, eğitim düzeyi … vb); sanat markası tercihlerinin de kişileri algılamamızda oldukça önemli bir yeri var. Bir kişinin zevkli-zevksiz, kültürlü-cahil, seçkin-bayağı, popülist-marjinal algılanmasında sanat markaları ile olan yakınlığı kadar, uzaklığı da önem taşır. Yani kişilerin sınıflandırılmasında tercih ettikleri kadar, “tercih etmedikleri” de etkilidir. Bireylerin sanat markalarıyla olan ilişkileri sonucundaki bu algılama, aynı şekilde sanatsal etkinlik tercihleri nedeniyle firmalar için de genellenebilir.

Sanatta Hedef Kitle

Yazar: Rezzan KAHYA Tarih: 26 Aralık 2009

ali-bulut-sanatta-hedef-kitle

Sanatta markalaşma süreçlerinin, genel anlamda ticari markalaşma süreçleri ile benzerlik gösterdiğini daha önceden belirtmiştik. İlk olarak “Hedef Kitle” üzerinden sanatsal markalaşma süreçlerini inceleyerek başlamanın doğru olacağı düşüncesindeyim.

“Sanat toplum için midir, sanat için midir?” tartışmaları halen yapılmaktayken; bir sanat çalışmasını anlayan-algılayan hedef kitlenin çerçevesi değişken olsa dahi (sadece “sanattan anlayan”ları hedef alabilir ya da daha geniş bir kitleyi kapsayabilir), verilecek mesajlar ile kurulacak iletişimin bu hedef kitlenin beklentileri ve ihtiyaçlarına göre düzenlenmesi gerekir.  Sanatsal markalaşma süreçlerinde hedef kitleyi eser, yaratıcı ve uygulayıcı açısından ele alabiliriz.

1.  Sanat Eserinin Hedef Kitlesi:

Sanat eserlerinin markalaşmasında dikkat edilmesi gereken en önemli unsur kuşkusuz, sanat eserlerinin yaratım aşamasında bilinçli ve planlı bir şekilde hedef kitle odaklı hareket edilmemesi. Aksi takdirde;  sanatsal markadan çok, ticari bir markanın yaratılmasından söz edebiliriz.

Sanat eserinin markalaşması, yaratım sürecinden sonra başlar. Eseri deneyimlemek (görmek-duymak-izlemek… vb) ya da satın almak isteyen; bu sayede kendisini eserin hayranlarından oluşan gruba ait hisseden, eseri tekrar deneyimleme ihtiyacı duyan kişiler, koleksiyoncular o sanat eserinin hedef kitlesini oluşturur.

Bir eseri edinmek, bir oyunu-konseri-filmi izlemek, bir sergiye gitmek ve tüm bu eylemleri gerçekleştirirken bunu çevresindekiler ile paylaşmak, hedef kitlede yaratılmak istenen davranıştır.

2. Sanatçının Hedef Kitlesi:

Sanatçının markalaşmasında, imajının doğru konumlandırılması öncelik olmalıdır. Sanat eserinden farklı olarak, sanatçının hedef kitlesi ile iletişiminde hedef kitlesinin analizinin yapılması ve bu hedef kitle ile iletişiminde verilecek mesajların uygun yöntemlerle hazırlanması gerekir.

Ancak sanatçının eserlerini hedef kitleyi dikkate alarak ortaya çıkarması, sanat eserinin sanatsal niteliğini kaybetmesine neden olacaktır. Bu nedenle hedef kitle ile ilgili tüm çalışmalar yaratım sürecinden bağımsız olarak ele alınmalıdır.

Sanatçının hedef kitle odaklı iletişimi, eseri yaratım sürecinden sonra başlar. Hayranları sanatçının, konumlandırılan imajına uygun davranmasını bekler. Sanatçının hayranları, yarattığı akımı izleyenler, onunla ilgili bilgi edinme merakı olanlar, katıldığı etkinlikleri- programları takip edenler, sanatçı ile ilgili haber yapanlar o sanatçının hedef kitlesidir.

Hedef kitle ile ilgili amaç ise; bu merakın canlı tutulabilmesi, sanatçının verdiği eserleri sürekli takip eden ve çevresi ile etkileşimli sadık bir kitlenin yaratılmasıdır.

3. Sanat Kurumunun/Projesinin Hedef Kitlesi:

Sanatsal markalaşma süreçlerinde ticari marka süreçlerindeki tüm adımların sanat kurumları ve sanatsal projeler için izlenebilmesinin nedeni, bu kurumların ya da projelerin sanatsal yaratım süreci ile olan dolaylı ilişkisidir. Yani; yaratım aşamasında etkin rol oynamaması itibariyle sanat kurumları/projeleri, sanatsal markalaşma sürecinde iletişim tekniklerinden en çok yararlanan, hedef kitle ile iletişimi kurgulamada en aktif olan taraftır.

Sanat kurumu ya da sanatsal proje,  eserin-sanatçının pazarlama sahasıdır. Sanat kurumunun algılama yönetimindeki başarısı, bünyesindeki sanat eserinin ve sanatçının da anlaşılabilmesini sağlar. Bu nedenle özellikle sanat kurumlarının iletişim çalışmalarının profesyonel bir şekilde ele alınması, hedef kitle ile iletişimin doğru tekniklerle sağlanması oldukça önemli. Yaratılmış bir eseri anlayan, sanatçının hedeflerini doğru bir şekilde analiz eden kurumlar-kuruluşlar, eser ile sanatçının imajını konumlandırmada “hedef kitleyi de dikkate alarak” doğru mesajları oluşturabilirler. Bu teknikleri kullanan kurumlar, aynı zamanda kendi kurumsal imajlarını da konumlandırmış olurlar.

Sanat kurumları bünyesinde gerçekleşen etkinliklerin düzenli takipçileri ile çevrelerindeki diğer kişilerin sanatsal etkinliklere katılımını sağlayanlar, sanat etkinliklerini haber yapanlar ve bilinirliğini sağlayanlar sanat kurumlarının hedef kitlesi olarak tanımlanabilir. Sanatsal projelerin hedef kitlesi; sanata merakı olan, sanatsal etkinlikleri takip eden, çevresindekileri bu konuda haberdar eden kişilerden oluşur.

Eserin kaliteli, yenilikçi ya da farklı; sanatçının üretken, örnek ya da başarılı; kurumların-kuruluşların saygın, çağdaş ya da yararlı algılanmasının sağlanması hedef kitlenin tanınmasına bağlıdır. Sanat eserlerinin hedef kitle odaklı yaratılması, sanatçıların hedef kitle odaklı eser vermesi sanatsal değerin sorgulanmasına neden olacaktır. Ancak sanat kurumları bu konuda özgürdür ve iletişim tekniklerinin neredeyse tamamına başvurabilirler. Hedef kitle analizi, ticari markalar için üretim sürecinden önce yapılabilir. Ne üreteceğimiz, kimin tarafından tüketileceği önceden bellidir. Ancak sanat eserlerinin önceden kimin tarafından takip edileceği, kimin beğenisini kazanacağını düşünerek ortaya çıkartılması mümkün değildir.

Marka yöneticilerinin  sanatsal sponsorluklarla ilgili değerlendirmelerinde bu dinamikleri göz önünde bulundurmaları, sanatta gelişimi sağlamanın yanı sıra, hizmet verdikleri firmanın hedef kitlesine de ulaşabilecekleri doğru projelere destek vermelerini sağlayacaktır.

Picasso ve Sanatta Markalaşma

Yazar: Rezzan KAHYA Tarih: 18 Kasım 2009

ali-bulut-picasso-ve-sanattma-markalasma-

Küçük bir çocukken annem bana şöyle demişti: “Eğer asker olursan general olacaksın, rahip olursan papalığa yükseleceksin.”  Ama ben ressam oldum ve Picasso olarak kaldım.

Pablo Picasso

Resim sanatında belki de en büyük markalardan biridir Picasso…  Peki Picasso, iletişim biliminin günümüzdeki gibi gelişmiş olmadığı bir dönemde nasıl Picasso olmuştur? Profesyonel destek almış mıdır?

Sanatsal markalaşma kavramı Türkiye’de çok bilinmemekle birlikte yurt dışında üzerine tartışılan bir konu… Sanatta marka haline gelmek için izlenmesi gereken yol şüphesiz, marka olmak için gerekli adımları izlemekten geçiyor. Bu yolu kimi zaman bilinçli, kimi zaman ise bilinçsiz olarak izleyenler, sanatsal markalar haline geliyor.

Nasıl ki markayı marka yapan değerler, kaliteli ürün ya da hizmet, markanın olumlu bir imajının ve bir vaadinin olması, etkili iletişim ile bilinirliğinin sağlanması ve neticede tüketicide sadakat yaratması ise; sanatsal yapıtların, sanatçıların, sanat kurumlarının-kuruluşlarının da aynı değerlere sahip olması beklenebilir.

Bir sanat eserinin hedef kitlesi hayranları olarak kabul edilecek olursa, eserin kaliteli algılanması ve sanatseverin beğenisini kazanması marka hedefi olarak kabul edilebilir. Bir sanatçı şüphesiz,  ticari kaygılarla eserini yaratmaz. Ticari kaygılarla üretilen eserlerin, sanatsal yönü tartışmalıdır.

Sanatta markalaşma süreçleri incelenecek olursa, sanatçının eseri yaratımından sonra hedef kitlesi olan sanatseverde bir harekete neden olduğu görülür. Sanatsever hayranı olduğu resmi alma, beğendiği albümü edinme, merakla beklediği eseri sahnede izleme eğilimi göstermektedir.  Sanatçıların yaşadıkları dönemlere göre eserlerinin ne kadar büyük kitleler tarafından takip edildiği değişkenlik gösterir. İletişim araçlarının günümüzdeki gibi yaygın olmadığı bir dönemde sanat eserlerinin bilinirliğinin çok üst seviyelerde olması beklenemez.  Ancak günümüzdeki sanat eserlerinin kalıcılığı ayrı bir tartışma konusu olabilir.

Yüzeysel bir tespitle; bir sanat eserinin sanatsal marka haline gelebilmesi için özgün olması ön koşuldur.  Ancak bir sanatçının, yepyeni bir akım yaratmasa ve alanında ilk olmasa bile, onu benzerlerinden ayıracak kendi yorumunu o işe katabilmesi gerekir.  Sanat kurumları ve kuruluşlarının markalaşması ise, kurumsal imajlarının sistemli bir şekilde konumlandırılması ve hedef kitleleri ile düzenli iletişimin korunması ile sağlanabilir.

Bu noktadan hareketle, sanat eserlerinin markalaşmak üzere yaratılamayacağını, fakat yaratılmış sanat eserlerinin doğru iletişim teknikleri kullanılarak hedef kitlesi ile buluşturulabileceğini söyleyebiliriz. Sanat kavramının kişiden kişiye farklı algılamalara neden olduğu günümüzde, sanatçı kavramı da aynı tartışmanın nesnesidir.  Sanat ve sanatçı kavramlarını önümüzdeki yazılarda irdeleyeceğiz.  Ancak günümüzde ikon haline getirilen popüler kültür kaynaklı eserleri  ve ikonlaşma hareketini sanat ve sanatçılık başlığından ayrı olarak incelemek gerektiği düşüncesindeyim.

Sanatta sistemsiz olarak yürütülen ikon yaratma çalışmaları, iyi eserler verebilecek sanatçıları ticari kaygılarla hazırlanmış eserlere yöneltmekte… Günümüz koşulları, gelecek yüzyıllarda 21.yy sanatını gölgede bırakabilecek bu popüler akımların, iletişim profesyonelleri tarafından sistemli bir şekilde yönetilmesini gerektiriyor.  Sponsorluk faaliyetlerini de yöneten marka yöneticilerinin, bu  hususta oldukça stratejik bir rolü bulunuyor.

www.markayoneticisi.com için yazdığım ilk yazı ile pek el değmemiş bu konuya ufak çaplı bir giriş yapmak istedim. Gelecek aylarda bu konuyla ilgili daha detaylı yazılarımı okuyabilirsiniz.

Rezzan KAHYA

B2B – Kurumsal Markalaşma

Yazar: Ali BULUT Tarih: 27 Ekim 2009

ali-bulut-B2B---Kurumsal-Markalasma

Bazı firmaların markalaşmalarındaki sır yüzlerce yıllık geçmişlerinden gelen güçken, bazı firmalar içinse dev iletişim bütçeleri ve global kampanyalara yapılan yatırımlarıdır. Peki bir marka yöneticisi olarak, çalıştığımız marka bu ikisine de sahip değilse ne yapacağız?

Öncelikle bu yazıda paylaştığım bilgilerin B2B (business-to-business) yani firmalar arası kurumsal ilişkiler için olduğunu belirteyim. B2C (business-to-consumer) yani son tüketici ilişkilerinden bahsetmeyeceğim…

Yeniden sorumuza gelelim . Yöneticisi olduğumuz B2B marka için nereden başlamalı, nasıl bir yol izlemeliyiz? Bir yandan ekonomik krizlerle boğuşan pazardaki günlük değişimler, bir yandan tahsilat risklerinin maksimuma ulaşması, bir yandan da globalleşme ile birlikte çetinleşen rekabet ortamı…

Kafamdakileri birkaç madde halinde özetleyeceğim:

1-      PLANLI OLUN: Öncelikle elinizde bir plan olmalı. Kulağa çok basit geliyor olabilir, ama emin olun göründüğü kadar basit değil. Uzun uzun ve akıllıca düşünmelisiniz. Düşünmek oldukça çetin bir süreçtir, fakat bu sürecin sonunda, markanızın bir gün yeterince büyüdüğünde gelmesini istediğiniz yeri ve olmasını istediğiniz halini net olarak tanımlamalısınız. Bunun için içgörü, objektiflik, zaman ve herşeyden önemlisi vizyon gereklidir. Gerekli vizyonu sağlamak için isterseniz dışardan bir danışmanla da çalışabilirsiniz ama zaman konusunda kaçmanız mümkün değil. İyi bir plan için bizzat sizin zaman ayırmanız şart. Şu detaylara da dikkat etmekte fayda var:

  • Markanızı özetleyen bir giriş cümlesi hem markanızın özünü daha anlaşılır kılacaktır, hem de dolayısıyla şirketinizin.
  • Markanızın bugün dışardan nasıl göründüğüne dair müşterilerinizin, çalışanlarınızın, ortaklarınızın görüşlerinden oluşan objektif bir analize yer verin. Mümkünse bir de swot analizi yapın.
  • Bundan 3-4 sene sonrası için markanızın nasıl algılandığına dair hayali bir konsept hazırlayın. Varmak istediğiniz noktanın, sizin için önem taşıyan değerlerin tümünü içeriyor olmasına dikkat edin.
  • Şimdi de bu ikisinin arasındaki boşluğu kapatacak sağlam bir köprü yapmaya geldi sıra. Yani plana..

2-      SÜREKLİ OLUN: Bir planınız varsa, hiç beklemeden hemen uygulamaya geçin.  Planınızdaki ilk birkaç aşamayla başlayın, bu arada süreç içerisinde geride kalan diğer aşamaları da gözden geçirirsiniz. Fakat planın uygulanması aşamasında sürekliliği sağlamak zorundasınız. Her ne kadar küçük detaylar büyük sonuçlar doğuruyor olsa da, sürekliliğinizi koruyabilmek adına bazen küçük detayları görmezden gelmeyi de bilin. Şu 3 noktaya dikkat:

  • Hemen aksiyona geçin.
  • Hareketinizin devamlılığını sağlayın. Süreklilik, markanız için güçlü bir momentum sağlar.
  • Düşüncelerinizi çalışanlarla paylaşın. Plana dahil olmalarını sağlayın. Her biri birer misyonere dönüşürse, şirket genelinde plan süresince motivasyon riskleriniz azalacaktır.

3-      TUTARLI OLUN: Mesela yarın sabah bir satış toplantısına katılacaksınız. Orada ne söyleyeceğinizi biliyor musunuz? Planınıza dönün, temel konseptlere odaklanın. Özellikle merkezden dışa doğru destekleyen argumanlarınızı sunun. Bunun için küçük not kağıtları hazırlayın kendinize. Ayrıca burada bahsettiğiniz konseptlere ve argumanlara daha sonra web sitenizde, basın bültenlerinizde de yer verin. Bunlar zamanla gelişecek ve değişecek de olsa,  değişimin yönü zaten planınızdaki doğrultu olacağı için, siz bir sonraki adıma da hazırsınız. Süreklilik ve tutarlılık çok önemli.

4-      SATIŞLARI EN SON DÜŞÜNÜN.. YA DA İLK: Öncelikle markanızı pazarlayın. Yeni projenizi veya yeni ürününüzü değil. Pek çok üst düzey yöneticiden yıllardır şunu duyarım: “Markalaşma için şu anda yeterince zamanımız yok” ya da “markalaşma için şu an yeterince bütçemiz yok”… Satışlar ve karlılık üzerine o kadar odaklanmışlardır ki, çemberin dışını göremezler.

Evet, B2B kanalda satış gerçekten oldukça önemlidir.  Marka imajınızın yansıtılmasında çok zaman ilk aşama bu satış görüşmeleridir. Telefonda, yüz yüze ya da geniş bir toplantıda… Potansiyel müşterileriniz markanızla ilgili ilk intibalarını bu esnada edinirler. O yüzden plan sürecinde, bununla ilgili ciddi bir hazırlık yapmış olmalısınız. Zira, ilk izlenim geri alınamaz bir süreçtir.

Satış ekibinizin de, markanızın imajını sizin kadar önemsemelerini sağlayın. Hatta oturup, satış ekibinizin müşterilere neler söyleyeceğini, nerede buluşacağını, neler yapacaklarını ve tüm bunların müşteriniz üzerinde nasıl bir etki yaratacağına kafa yorun. Ve sonra da, bu satış görüşmesinin nasıl kapatılacağına… Unutmayın, güçlü bir marka sizin adınıza kendini satar, ve her buradan gelen her satışla birlikte markanız daha da güçlenir

5-      RİSK ALMIYORSANIZ, ERKEN YOL ALIN: 20 yıl çalışmış ve hiç birikim yapamamış bir adamın, 1 yıl sonra emekli olmayı düşünüyorum demesi ne kadar akıldan uzaksa, markalaşma süreci için şu an yeterince bütçem yok, ben en iyisi markalaşmayı gelecek seneye bırakayım demek de o kadar akıldan uzak. Markanız için yapacağınız yatırımda geciktiğiniz her gün aldığınız risk de giderek büyüyor, gelecekteki yatırım maliyetiniz de.  Ne kadar erken hareket ederseniz, atacağınız küçük adımlar gelecekteki büyük adımlara eşdeğer olacaktır.  O yüzden daha şirketin kuruluş aşamasında, henüz markanın yaratılış aşamasında bir stratejiniz olmalı, ve buradan beslenen bir planınız olmalı. Aksi durumda, pazarda markanızla ilgili boşluklar kendiliğinden doldurulacaktır ve siz bu oluşmuş imajı değiştirmek için gelecekte çok daha fazla yatırım yapmak zorunda kalacaksınız.

Sonuç olarak, kendi kendini satan bir marka yaratmak çok da zor değil. Sadece markanızı pazarlamaya odaklanmalı ve yukardaki listeyi unutmamak için bir kopyasını çalışma masanızın bir kenarına iliştirmelisiniz.

11 İnovasyon Önerisi

Yazar: Ali BULUT Tarih: 24 Temmuz 2009

Sizlerden zaman zaman özel mesajlar geliyor. Bu yolla sizlerle tanışıyor ve birbirimizi daha iyi tanıyoruz. Gönderilen bu mesajların arasında destek mesajları, beğeni mesajları ve bir miktar da “benim bir fikrim var” mesajları oluyor. İşte bu son gruptaki mesajların içinden, özellikle yeni önerileri seçerek, yine sizlerle de paylaşmak istedim. Mantıklı olup olmadıklarına bakmadan, yargılamadan yorumsuz şekilde size sunuyorum.

Yorum yine sizin…

  1. Anti-Çağrı Merkezi ismiyle bir hizmet geliştirilmeli. Müşteriler bu servis ile parasını ödeyerek, daha önceden sesli olarak kaydettikleri şikayetlerini, istedikleri şirketin çağrı merkezini arama bombardımanına tutarak ulaştırabilsin. Muhtemelen şirket bu şikayetinizi kolaylıkla çözecektir, çünkü arama bombardımanınız sonucu zaten kimse kendilerine ulaşamaz olacaktır.
  2. Amator-lig-.com tarzında bir site açılmalı. Amatör spor liglerinden gollerin video olarak paylaşılacağı bir sosyal paylaşım sitesi olmalı. Hatta yerel ve küçük takımlardan ya da halı saha maçlarından gol görüntülerini kullanıcılar yükleyerek birbiriyle paylaşmalı. Haftanın golü vs gibi uygulamalar da olabilir.
  3. Cep telefonlarında melodi kişiselleştirme gibi, titreşim kişiselleştirme özelliği de olmalı. Rehberimize kayıtlı bazı kişiler için farklı titreşim şekilleri ayarlarsak, telefonumuz titreşimdeyken bile cebimizden hiç çıkarmadan kimin aradığını kolaylıkla anlarız.
  4. D&R gibi mağazalarda kablosuz müzik kulaklıkları olmalı. Böylece yeni CD’lerden müzik denerken, bir yandan da kitap rafları arasında dolaşabiliriz.
  5. Yeni gelen sigara yasağından sonra, insanlar daha çok dışarıda sigara içer hale gelecek. Bu da sokaklarda ve kent meydanlarında daha fazla izmarit olacak demektir. Kanun çıkararak, sigara firmalarının sokaklardaki sigara izmaritlerini toplamayla ilgili ekipler kurmaları sağlanmalı.
  6. TV, Müzik seti gibi evdeki elektronik aletlerin Stand-By konumundayken de elektrik tükettiğini artık hepimiz biliyoruz. O halde üretim ve tasarım aşamasında yeni modellerde, 30 dk boyunca Stand-By konumunda kalınca otomatik olarak gücü kapatmasını sağlayacak düzenleme yapılmalı. Muazzam bir enerji tasarrufu olacaktır.
  7. İçinde hazır sıcak içecek, küçük bir polar battaniye ve bir miktar yiyecekten oluşan paketlerin olduğu vending makineleri (bozuk para atılarak alışveriş yapılan otomatlar) hazırlanmalı. Belediyeler tarafından özellikle insanların sokaklarda yaşadığı yerlere yakın güzergahlarda kurulmalı. Böylelikle bizden para isteyen bir evsize, içkisi için para vermek yerine, kendimiz otomattan gerekli şeyleri satın alarak onlara verebiliriz.
  8. Kayip-esya.com tarzı bir web sitesi olmalı. Herkes yolda sokakta bulduğu şeyleri orada ilan eder. Hatta otobüste uçakta vs unutulan eşyalarda orada yayınlanır. Bir şey kaybetmiş olanların ise ilk bakacakları yer olur.
  9. Polis için acil aramalarda 155’i kullanıyoruz. Bununla birlikte bazı durumlarda, özellikle konuşamayacağınız ortamlarda polisi aramak zorunda kalırsanız kullanılmak üzere, polis acil SMS sistemi olmalı. Cep telefonumuzdan çok acil bir durumda, polise direk olarak mesaj atabilmeliyiz
  10. ATM kartlarımıza 2 adet şifre tanımlanmalı. Birincisi normal şifre. İkincisi de yine çalışan bir şifre ama ATM üzerinden direk polise haber veren bir şifre. Örneğin sokakta gaspa uğruyorsunuz, zorla şifrenizi istediler, siz ikinci şifreyi veriyorsunuz. Böylece suçlular ATM’den daha parayı çekerken içerideki güvenlik elemanı ve polis merkezi anında haberdar oluyor.
  11. Pringles kutuları akerdeon gibi katlanabilen şekilde yapılmalı. Eskiden katlanan bardaklar vardı bu şekilde. Böylelikle kutudaki cips eksildikçe siz kutunun yüksekliğini azaltırsınız, hem yerken pratik olur hem de hepsini yediğinizde geriye kalan çöp hacmi de oldukça az olacaktır.

(Yukarda yer alan işaretler ffffound.com‘dan alınmıştır)

Perakende Trendleri – 2015

Yazar: Ali BULUT Tarih: 10 Haziran 2009

ali-bulut-perakende-trendleri-2015

PricewaterhouseCoopers ve TNS Retail Forward tarafından ortaklaşa hazırlanan 44 sayfalık 2015 yılı perakende trendleri raporunda 15 maddelik gelecek öngörüsü yayınlandı.

Tüketici tarafında değişen demografik yapı, eskiye göre daha fazla değer odaklı yeni müşteri kavramı, perakende outlet, stratejik “outsourcing”, perakendeci ve tedarikçi arasında ortak hedef belirleme ve ortaklaşa çalışma kültürü, teknolojik altyapı ve iyileştirmeler, müşteriler için daha fazla güvenlik ve gizlilik gibi kavramlar etrafında bir 2015 yılı portresi çizilmiş.

Bugünden 2015’e neler değişecek:

  • Gençler tüketici olarak yeniden belirleyici rol üstlenecek
  • “Interconnectivity” genel bir yaşam biçimi olacak. İnsanların bilgi paylaşımı, iletişimleri ve sosyalleşmesi bu kavram etrafında şekillenecek
  • Pek çok perakende konsepti tamamen değişecek ya da ortadan kalkacak
  • Bir ürüne olduğu kadar onunla birlikte sunulan servis ve hizmetlere yapılan harcamalar artacak
  • Büyük iyidir anlayışı terse dönecek
  • 2015 ylında global bakış açısı, yüksek oranlı büyümeler için bir gerekliliğe dönüşecek
  • Perakendedeki konsolidasyon, global bir oligopol piyasaya doğru devam edecek
  • Yer alınan raf ya da mağaza içi metrekarelerden çok daha önemli bir kavram olacak: Sipariş noktası, yani müşterinizin ürünlerinizi sipariş edebileceği pek çok alternatif alan olacak ve markalar tüm bu alanlarda rekabet etmek durumunda kalacak
  • Teknoloji son derece önemli olacak. Maliyetlerin düşürülmesi, operasyonel altyapı, daha geniş bir ağ ve standardizasyon alanlarında teknoloji ana faktör olacak
  • Dijital ve kişisel medya büyümeye devam edecek. İnsanların izlenimlerini paylaşacakları ve iletişim kuracakları, sosyal medya gibi pek çok yeni platform oluşacak
  • Değer zincirinin önemi artacak. İnsanlar firmalara daha fazla öneri ve bilgi sunarken, bir yandan daha fazla değer üretmelerini talep edecekler
  • JIT (Just in time) tedarik zinciri yönetiminin önemi azalacak. Trend tanımlama ve uygulama süreçlerindeki döngünün kısaltılmasına odaklanılacak

2015 yılında perakende trend öngörüleri:

  1. Küçülme kavramı hemen hemen her alanda etkisini gösterecek. İnsanlar daha küçük ama kendileri için daha kişisel alanlarda yaşamak isteyecek. Hipermarketler haricinde bu eğilim genel olarak ürünlere, ürün satış yerleri ve insanların yaşam alışkanlıklarına etki edecek
  2. Lokalizasyon önem kazanacak. Perakende devleri daha fazla segmentasyon ile ve daha fazla lokal know-how kullanarak yepyeni ve yerel satış konseptleri geliştirecek. Global firmalar aynı anda farklı satış konsepti ve operasyonları bir arada yürütecek
  3. 80/20 kuralı bozulacak. Satışların %80’i, faaliyetlerin %20’si tarafından sağlanır kuralı bozulacak. Geleceğin trendi, bir araya gelmiş küçüklerin, büyükten daha büyük olacağı. İnsanlar popüler ve genel olanı daha az, kendileri için özgün olanı daha fazla tüketmeye başlayacak. Özel seriler, sınırlı üretimler, kişiselleştirmeler, tasarımcı ürünleri ve hızlı moda gibi kavramlar önem kazanacak
  4. Büyüklük aynı zamanda başarıdır anlayışı değişecek. 1000 mağazalık bir zincirin, her yerde ve tüm mağazalarında aynı homojen yapıda olması ve tüketicisine aynı değerleri sunması anlamını yitirmeye başlayacak. Yeni konseptler üretebilen, tüketicisiyle farklı konseptler üzerinden yaşam boyu ilişki kurabileceğini vaadeden, gerekirse lokal olarak farklı segmentler için farklı konseptleri sunabilen firmalar başarılı olacak
  5. Wall-Mart gibi dev perakendeciler, global konsolidasyon sürecinden sonra farklı müşteri ihtiyaçları ve alışveriş alışkanlıklarına göre, aynı anda opere ettikleri farklı formatta yapılanmalar oluşturacak
  6. Markalar kendilerini, sattıkları ürün ile değil sahip oldukları müşterileri üzerinden tanımlamaya başlayacak.
  7. Satış kanalları artacak. Katalog ile satış, online satış, mobil alışveriş gibi kavramlarla birlikte artık bir mağaza nedir yerine bir mağazada neler olmalıdır sorusuna odaklanılacak. Multi kanal kavramı ile tüm bunların dışında farklı satış şekilleri ve bağlantıları konusunda yeni perspektifler gelecek
  8. Geleceğin alışveriş merkezi modeli de, sadece alışveriş odaklı bir vaade değil, aynı zamanda tüketici için genel yaşam stilleri üzerinden beslenen bir takım temel vaadlere odaklanacak. Aynı yerde pek çok ihtiyacını karşılayabilecek olan tüketici için bu alanlarda temel seçim unsuru vaadedilen değerler olacak
  9. Müşteriler gelecekte ürün geliştirme ve tasarım süreçlerinde firmalara daha yakın olacak. Gelişen interaktif, katılımlı ve sosyal platformlar sayesinde firmalar müşterinin söylediklerini çok daha kolay dinleyecek. Tasarım sürecinde tüketicileriyle daha iyi iletişimde olan firmalar için risk de daha az olacak
  10. Lüks kavramı yükselişini sürdürecek. Özellikle niş alanlarda daha fazla müşteri odaklı olan lüks ürün ve servisler, bugün satışta yarın yok anlayışı ile son derece hızlı kişisel süreçler yaratacak
  11. Gelecekte tedarikçiler, perakendecilerle daha fazla dikey ilişki içinde olacaklar. Onları yenemiyorsan onlara katıl anlayışı ile özel marka alanında daha stratejik işbirlikleri, ortaklıklar ve birleşmeler olacak
  12. Tüketiciler kontrolü tamamen ele alacak. Her zamankinden daha “Kral” olacak. Grup alışverişlerin reenkarne olacağını göreceğiz. Aynı zamanda sosyal medya üzerinden bir araya gelmiş tüketici grupları göreceğiz. Tüketiciler mükemmel ürünü, istedikleri anda ve istedikleri yerde satın almak isteyecekler. Buna hazırlıklı olun
  13. Teknolojik gelişim, alışveriş modellerini etkileyecek. Aynı zamanda reklam ve iletişim, bilgi paylaşımı konularında daha fazla teknolojik gelişme göreceğiz. Teknoloji, tüketicinin elini daha da güçlendirecek gibi
  14. Değer zincirinde devrim yaşanacak. Bugünün değer zinciri kitlesel pazar için tasarlanmış. Gelecekte daha niş, lokasyon bazlı ve kişisel olmak zorunda kalacak. Tüketicilerin satın almaya zorlandığı ürünlerden çok, tüketicilerin istediği ürünleri üretmeye doğru bir değer değişimi yaşanacak. Bu da küresel kaynaklar konusunda bir optimizasyon ve daha az atık üretilmesini sağlayacak
  15. Perakendeci ve tedarikçiler için, her ne kadar temel ölçütler hissedarları ve müşterilerinin memnuniyeti olsa da, gelecekte bunların yanısıra onların iyi birer vatandaş olmaları beklenecek. Daha fazla sosyal sorumluluk hisseden, küresel kaynaklar konusunda en az bizim kadar hassas, etik değerlere sahip ve bizimle direk şeffaf ilişki kurabilmelerini bekleyeceğiz

Bu 44 sayfalık raporun tamamını, şuradan indirebilirsiniz. (İçerik ingilizcedir)

Ayrıca diğer belge, sunum ve kitapların listesine de Dosyalar bölümümüzden ulaşabilir ve indirebilirsiniz.

Freelancer Kendisini Nasıl Pazarlamalı?

Yazar: Ali BULUT Tarih: 29 Mayıs 2009

ali-bulut-freelancer-kendisini-nasil-pazarlar

Başlığa sığmayacağı için “Serbest zamanlı çalışan” demek yerine mecburen İngilizce karşılığı olan “Freelancer” kelimesini kullandım. Gerçi günlük konuşma dilimizde pek çok yeni nesil kavram gibi bu da İngilizce olarak yerini aldı. Ama yine de Türkçe karşılığı olduğu müddetçe mümkün mertebe Türkçe kavramlarla yazmayı tercih ediyorum. Bunu hem etik nedenlerle yapıyorum, hem de geçenlerde resmi bir görüşmede farkettiğim hatta farkettirildiğim(!), sürekli olarak İngilizce kavramları kullanma kolaylığına kaçıyor olmamın da etkisi büyük. En azından yazarken yeterince zaman sahibi olduğumdan bu konuda hassasiyet gösteriyorum.

Bir önceki yazımda, serbest zamanlı çalışanların internet üzerinden kullanabileceği faydalı araçların listesi vardı.

Bugün de serbest zamanlı bir çalışan (freelancer) kendisini nasıl pazarlamalı, çevresini ve iş ağını nasıl genişletmeli, doğru ve etkili bir iletişim için neler yapmalı gibi konularda bazı önerilerileri yazacağım. Aslında aşağıdaki liste bir süredir bu konuda okuduğum bir çok yabancı blogdan aklımda kalanlar ve üzerine benim eklediklerimden oluşuyor. Tabii ki bunların tümünü birarada yapmalısınız demiyorum, her birini başlıbaşına ayrı bir seçenek gibi düşünmek lazım:

  1. Blog yazın
  2. Sitenizin SEO çalışmasını unutmayın
  3. İşinizle ilgili bir e-kitap hazırlayın ve blogunuzdan ücretsiz dağıtın
  4. Etkileyici ve dikkat çekici bir kartvizitiniz olsun
  5. Bölgenizdeki iş-ticaret kuruluş ve birliklerinin organizasyonlarına katılın
  6. Bölgenizdeki meetup ya da likemind toplantılarına katılın
  7. İnternetteki sosyal ağları kullanın, özellikle linkedin‘de profil oluşturun
  8. Yaptığınız çalışmaların bir kısmını blogunuzda online olarak paylaşın
  9. Yaptığınız çalışmaların bir kısmını sosyal ağlarda paylaşın
  10. Bir viral fikri geliştirin ve birlikte hayata geçirebileceğiniz insanlara ulaşın
  11. Bazı dergi veya popüler bloglara, onlar için bir yazı hazırlamayı teklif edin
  12. Farklı alanlardaki diğer serbest zamanlı çalışanlarla birlikte işbirlikleri geliştirin
  13. Sosyal ağlarda ya da tanışma toplantılarında özellikle esas hizmet alanınızı net bir şekilde belirtin
  14. Sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında gönüllü olarak yer almaya çalışın
  15. Ön danışmanlık ya da ihtiyaçların belirlenmesi gibi hizmetlerinizden bir bölümü ücretsiz olarak sunun
  16. Bir başkası tarafından verilen bir hizmete, promosyon olarak sizin hizmetinizi ekleyin
  17. Verdiğiniz hizmete, promosyon olarak başkalarının hizmetlerini ekleyin
  18. Farklı büyüklükte hizmet paketleri hazırlayın ve duyurun
  19. İlk zamanlar barter yapmaktan kaçınmayın
  20. Rehber siteler ve basılı rehberlerde yer alın
  21. Diğer bloglar ve sitelerdeki ilgili yazılara yorum yazın
  22. Katıldığınız bir konferans ya da organizasyonda, katılımcılara küçük promosyonlar hediye edin
  23. Hizmetinizle direk olarak ilgilenecek, ilk seviyede muhattap firmalarla temas kurun
  24. Eski müşterilerinizle düzenli iletişimi sürdürün
  25. Eski müşterilerinizden sizinle ilgili müşteri deneyimlerini yazılı olarak paylaşmasını isteyin
  26. Kendinizi bir firma gibi konumlandırın, bireysel olarak da olsa girdi-süreç-çıktı döngüsüne sahipsiniz.
  27. Diğer alanlarda serbest zamanlı çalışan başkalarıyla birleşerek ortak tanıtım materyalleri hazırlayabilirsiniz
  28. Müşterilerinize, sizi önerecekleri ve kazanacağınız her yeni müşteri için indirim ya da ayrıcalık verin
  29. Her büyük projeden sonra müşterinizle birlikte bir kutlama yapın
  30. Her proje başlangıcında müşterinize bir iş planı ve süreç içerisinde karşılıklı rol ve sorumluluklarınızı net olarak ifade eden bir akış diyagramı sunun. Hem kendinizi disiplinize edersiniz, hem de ilerde olası sorunlarda müşterinizle gereksiz polemiklerden uzak durmuş olursunuz.

Kartvizit Tasarımı ve 100 Yaratıcı Kartvizit

Yazar: Ali BULUT Tarih: 22 Mayıs 2009

ali-bulut-kartvizit-tasarimi

Ünlü satış gurularından Todd Natenberg bir makalesinde kartvizitlerin satış dünyası için ne kadar önemli olduğundan bahsetmiş. Hatta kartvizitin gücünü ve dezavantajını tüm yönleriyle anlamasını sağlayan pek çok olay yaşadığını anlatıyor. Özellikle iş dünyasındaki ilk tanışmalarda, hem kurumsal hem de kişisel olarak karşınızdaki üzerinde olumlu bir etki yaratabilmek için çok önemli bir araç kartvizit.

Geçenlerde çekmecemdeki kartvizitleri karıştırırken farkettim. Elimde binlerce kartvizit birikmiş. Pekçoğunu nerede ve nasıl aldığımı bile hatırlamıyorum. Aralarından bazıları tasarımlarıyla dikkat çekerken, kimileri gerçekten de keşke hiç basılmamış olsa dedirtecek kadar kötü.

Tabii ki kartvizitin ne kadar güzel göründüğünden çok, ne kadar işe yaradığı önemli. Fakat yine de estetik bir kartvizit zarardan çok fayda sağlar. Öncelikle kartvizitin rengi, dokusu, geometrik formu önemlidir. Ardından üzerindeki bilgilerin ve logomuzun kolay okunacak şekilde yerleştirilmesi gerekir. Tabii ki tüm bunlar kurumsal kimliğimizle ve yaptığımız işle uyum içerisinde olmalıdır.

Bu konuda iki ayrı görüş söz konusu olsa da, çoğunluğun görüşüne göre kartvizitin iki yüzü de kullanılmamalı. Özellikle bir yüzü İngilizce, bir yüzü Türkçe olarak hazırlanmış kartvizitler pek hoş sayılmaz. Mümkünse her iki durum için ayrı ayrı kartvizitler taşımak lazım. Kartvizitin arka yüzü boş olmalı, mümkünse siyah ya da koyu bir renk olmamalı ki, verdiğimiz kişi bizimle ilgili notlar yazabilsin.

Ayrıca birine kartivizit verirken, arka yüzünü paraflamak da iletişim uzmanları tarafından önerilmeyen bir davranış. Kartvizitleri gönderilmesi gereken herhangi bir kağıt, kart ya da dosyaya yapıştırmak ya da zımbalamak da yine hoş karşılanmayan davranışlardan.

Bununla birlikte son derece yaratıcı bazı kartvizit örneklerini de burada paylaşmak istiyorum. Özellikle bazı meslekler için özellikle tasarlanmış kartvizitleri çok beğendim. Bir firmaya gittiğinizde daha tanışma aşamasında sizi 1-0 öne geçirecek kadar ilgi çekiciler. “100 Yaratıcı Kartvizit Tasarımı” linkine tıklayarak daha önce muhtemelen hiç görmediğiniz kartvizitlere göz atabilirsiniz. Aşağıda bunlardan birkaçını görebilirsiniz:

ali-bulut-kartvizit-tasarimi-x

Ayrıca Freelanceswitch ‘te etkileyici 72 kartviziti daha ve Creattica ‘da da diğer çeşitli tasarımları bir arada görebilirsiniz.

Son olarak unutmadan, gönderdiğiniz e-postalarda kullanabileceğiniz, tamamen kendi zevkinize göre online olarak kartvizit oluşturabileceğiniz bir de site tavsiye etmek istiyorum. Hyplet.com adresinden hem kartvizit hem de flyer tasarımınızı oluşturabilir ve dijital mecralarda kullanabilirsiniz.

GÜNÜN YAZILIMI

ETİKETLER

ÜYELİK

Bu blog BloggerV.com üyesidir.