Subscribe to Marka Yöneticisi

Moskova ve Rusya İzlenimlerim

Yazar: Ali BULUT Tarih: 8 Nisan 2010

ali-bulut-moskova-ve-rusya

Daha önceki yazılarımı takip edenler yaklaşık bir sene önce Moskova’ya yerleştiğimi bilirler. İnandığım bir projeyle birlikte bir hazır giyim markasının Rusya  ve CIS ülkeleri operasyonlarını yürütmek üzere 2009 yılının ikinci yarısında Moskova’ya geldim. Aradan geçen süre zarfında sürekli aklımda olmasına rağmen, bir türlü oturup enine boyuna Rusya gözlemlerimi yazamadım. Bugün genel bir başlangıç yapma niyetindeyim.

Buradaki pazarda süreçler Türkiye’den oldukça farklı işliyor. Özellikle dağıtım kanalları, tahsilat biçimleri ve pazarlama enstrümanları şu anda halen serbest piyasa ekonomisine adaptasyon sürecinin izlerini taşıyor. Kimileri bunu daha zor diye adlandırsa da, aslında sistem genel olarak marka ve firmaların lehine kolaylıklar da içeriyor. Sadece iyi bir strateji ve koordinasyon lazım.

Türkiye’deki gibi krizin psikolojik etkileri çok fazla değil. Hatta şu anda hızlı bir büyüme rakamı tutturulmuş durumda ama bununla birlikte halen işsizlik oranlarının yükselmesiyle ilgili sıkıntı aşılmaya çalışılıyor. Bununla ilgili de tabii ilk olarak akla gelen, yabancı çalışma izni kotalarının düşürülmesi.

Tüketici piyasasına bakarsak, insanlar gelirlerinin son damlasına kadar halen paralarını harcamakta. Bu aslında Rusya ve diğer CIS ülkelerinin genel şablonu. Komünizm sonrasında  tüketmek ve tüketerek kimlik kazanmak, prestij edinmek gibi bir paradigma oluşmuş insanlarda. Aylık geliri bir Iphone tutarında olan insanların bile elinde Iphone. Tabii bir de bununla birlikte yaşadıkları ilk 1998 kriziyle birlikte, ellerindeki paranın develüasyon karşısında küçülmesi, insanların nakit tasarruf yapmak konusunda çekimser olmalarının nedeni. Sonuç olarak Rusya’da mağazalar dolu, insanlar AVM’lerde ve ellerinde alışveriş poşetleri. Reklamlar ve tüketim alabildiğine devam ediyor..

Bununla birlikte, nakit akışı ya da sermayesiz ve kaldıraçlı büyüme gibi sorunlarla boğuşan küçük işyeri sahipleri, bu krizle birlikte oldukça zor zamanlar geçirmiş. Birçok işyeri kapanmış. Türkiye ile benzer süreç. Fakat şu anda ayakta kalanlar, halen iştahla tüketen müşterilerin karşısında büyük avantaj sahibi… Daha az rekabet ve daha kolay satış…

Şu dönemde, Rusya’daki genel konjonktür:

  • Tüketici, krizlerle birlikte daha fazla tüketmeye kamçılanıyor. Yarın ne olacağı belli değil, bugünün değerini bilelim diyorlar.
  • B2B taraftaki müşteri sayısı azalsa da, onlara hizmet getiren ara servisler de azalıyor. Yani pekçok toptancı ve komisyoncu artık faaliyet göstermiyor Rusya’da.. Ya da küçülme yoluna gidiyor.(Türkiye’deki 2000 yılı sonrası süreç)
  • Moskova’nın en önemli, en büyük, fakat tamamı kayıtdışı toptan tekstil pazarlarından birisi 2009 yılında Putin tarafından kapatıldı. 5 milyar dolar civarı bir ticaretin döndüğü tahmin edilen pazarın müşterileri hızla yeni markalar ve tedarikçiler arayışında.
  • Moskova’nın 2.büyük toptan pazarlarından olan Lujniki için de aynı söylentiler dolaşıyor. Putin, Rusya’nın hazır giyim ticaretinin de artık dünya ile entegre olmasını ve kayıtdışı sistemin bitmesine çalışıyor.
  • Krizle birlikte boşalan işyerleri ve ofisler nedeniyle, kiralar neredeyse yarı yarıya düşmüş durumda. (Moskova’da 1+1 sıradan bir dairenin bile kirasının 1500dolar olduğunu düşünün). Eskiden Türkiye’de eşlenik lokasyon ve şartlardaki bir mağazanın kirasına göre buradaki kiralar yaklaşık 3 kat pahalı iken, şu an bu oran neredeyse 1,5 kat civarlarında.
  • Kadınlar için halen en önemli iki tüketim sınıfı: Kozmetik ve giyim. Şartlar ne olursa olsun, neredeyse fiyattan bağımsız bir tüketim söz konusu. Piyasayı belirleyen hakim sınıf, çalışan kadınlar… Onlar da zaten her yerde, özellikle Moskova’da etrafınızda çalışanlara baktığınızda ağırlıklı olarak kadınları görüyorsunuz.
  • B2B tarafta çek ve senet gibi enstrümanlar yok. Yani böyle bir talep de yok. Dolayısıyla tahsilat sorunu olmayan bir ticaretin zaten %70 riski, daha en baştan ortadan kalkmış oluyor. Ticaret ya nakit ya da çok az oranda açık hesap üzerinden yürüyor.
  • Tüketici piyasasında kredi kartı kullanım oranı çok az. Bu da mağazaların nakit dönmesi ve aylık %1-3 arası komisyon giderlerini elinde tutması anlamında geliyor.
  • Dolayısıyla bu konjonktüre bakarak Rusya pazarının ehlileşiyor olduğu görülüyor. Fakat bu, organize perakendenin ve beyaz ticaret yapanların lehine doğru bir süreç. Zaten mevcut hükümetin kararlılıkla mücadele ettiği gri ticaret, giderek daha zorlu engellerle karşılaşıyor.
  • Bununla birlikte giderek azalsa da, halen devam eden bürokrasideki hantallık, nitelikli insan kaynağı konusundaki sorunlar da işin zorluklarından. Özellikle nitelikli insan kaynağı bulma konusunda halen ciddi sıkıntı var.

Netice itibariyle, Moskova ve Rusya halen geç kalınmamış, hatta aslında gerçek fırsatın yeni başladığı bir pazar. Şimdilik ilk anda aklıma gelenler bunlar,  daha detaylı analizler de yapacağım. Bu arada sorularınız olursa, cevaplamaktan memnuniyet duyarım.

Moskova metrosundan bazı fotoğraflar için buraya tıklayın

Devamı gelecek….

B2B – Kurumsal Markalaşma

Yazar: Ali BULUT Tarih: 27 Ekim 2009

ali-bulut-B2B---Kurumsal-Markalasma

Bazı firmaların markalaşmalarındaki sır yüzlerce yıllık geçmişlerinden gelen güçken, bazı firmalar içinse dev iletişim bütçeleri ve global kampanyalara yapılan yatırımlarıdır. Peki bir marka yöneticisi olarak, çalıştığımız marka bu ikisine de sahip değilse ne yapacağız?

Öncelikle bu yazıda paylaştığım bilgilerin B2B (business-to-business) yani firmalar arası kurumsal ilişkiler için olduğunu belirteyim. B2C (business-to-consumer) yani son tüketici ilişkilerinden bahsetmeyeceğim…

Yeniden sorumuza gelelim . Yöneticisi olduğumuz B2B marka için nereden başlamalı, nasıl bir yol izlemeliyiz? Bir yandan ekonomik krizlerle boğuşan pazardaki günlük değişimler, bir yandan tahsilat risklerinin maksimuma ulaşması, bir yandan da globalleşme ile birlikte çetinleşen rekabet ortamı…

Kafamdakileri birkaç madde halinde özetleyeceğim:

1-      PLANLI OLUN: Öncelikle elinizde bir plan olmalı. Kulağa çok basit geliyor olabilir, ama emin olun göründüğü kadar basit değil. Uzun uzun ve akıllıca düşünmelisiniz. Düşünmek oldukça çetin bir süreçtir, fakat bu sürecin sonunda, markanızın bir gün yeterince büyüdüğünde gelmesini istediğiniz yeri ve olmasını istediğiniz halini net olarak tanımlamalısınız. Bunun için içgörü, objektiflik, zaman ve herşeyden önemlisi vizyon gereklidir. Gerekli vizyonu sağlamak için isterseniz dışardan bir danışmanla da çalışabilirsiniz ama zaman konusunda kaçmanız mümkün değil. İyi bir plan için bizzat sizin zaman ayırmanız şart. Şu detaylara da dikkat etmekte fayda var:

  • Markanızı özetleyen bir giriş cümlesi hem markanızın özünü daha anlaşılır kılacaktır, hem de dolayısıyla şirketinizin.
  • Markanızın bugün dışardan nasıl göründüğüne dair müşterilerinizin, çalışanlarınızın, ortaklarınızın görüşlerinden oluşan objektif bir analize yer verin. Mümkünse bir de swot analizi yapın.
  • Bundan 3-4 sene sonrası için markanızın nasıl algılandığına dair hayali bir konsept hazırlayın. Varmak istediğiniz noktanın, sizin için önem taşıyan değerlerin tümünü içeriyor olmasına dikkat edin.
  • Şimdi de bu ikisinin arasındaki boşluğu kapatacak sağlam bir köprü yapmaya geldi sıra. Yani plana..

2-      SÜREKLİ OLUN: Bir planınız varsa, hiç beklemeden hemen uygulamaya geçin.  Planınızdaki ilk birkaç aşamayla başlayın, bu arada süreç içerisinde geride kalan diğer aşamaları da gözden geçirirsiniz. Fakat planın uygulanması aşamasında sürekliliği sağlamak zorundasınız. Her ne kadar küçük detaylar büyük sonuçlar doğuruyor olsa da, sürekliliğinizi koruyabilmek adına bazen küçük detayları görmezden gelmeyi de bilin. Şu 3 noktaya dikkat:

  • Hemen aksiyona geçin.
  • Hareketinizin devamlılığını sağlayın. Süreklilik, markanız için güçlü bir momentum sağlar.
  • Düşüncelerinizi çalışanlarla paylaşın. Plana dahil olmalarını sağlayın. Her biri birer misyonere dönüşürse, şirket genelinde plan süresince motivasyon riskleriniz azalacaktır.

3-      TUTARLI OLUN: Mesela yarın sabah bir satış toplantısına katılacaksınız. Orada ne söyleyeceğinizi biliyor musunuz? Planınıza dönün, temel konseptlere odaklanın. Özellikle merkezden dışa doğru destekleyen argumanlarınızı sunun. Bunun için küçük not kağıtları hazırlayın kendinize. Ayrıca burada bahsettiğiniz konseptlere ve argumanlara daha sonra web sitenizde, basın bültenlerinizde de yer verin. Bunlar zamanla gelişecek ve değişecek de olsa,  değişimin yönü zaten planınızdaki doğrultu olacağı için, siz bir sonraki adıma da hazırsınız. Süreklilik ve tutarlılık çok önemli.

4-      SATIŞLARI EN SON DÜŞÜNÜN.. YA DA İLK: Öncelikle markanızı pazarlayın. Yeni projenizi veya yeni ürününüzü değil. Pek çok üst düzey yöneticiden yıllardır şunu duyarım: “Markalaşma için şu anda yeterince zamanımız yok” ya da “markalaşma için şu an yeterince bütçemiz yok”… Satışlar ve karlılık üzerine o kadar odaklanmışlardır ki, çemberin dışını göremezler.

Evet, B2B kanalda satış gerçekten oldukça önemlidir.  Marka imajınızın yansıtılmasında çok zaman ilk aşama bu satış görüşmeleridir. Telefonda, yüz yüze ya da geniş bir toplantıda… Potansiyel müşterileriniz markanızla ilgili ilk intibalarını bu esnada edinirler. O yüzden plan sürecinde, bununla ilgili ciddi bir hazırlık yapmış olmalısınız. Zira, ilk izlenim geri alınamaz bir süreçtir.

Satış ekibinizin de, markanızın imajını sizin kadar önemsemelerini sağlayın. Hatta oturup, satış ekibinizin müşterilere neler söyleyeceğini, nerede buluşacağını, neler yapacaklarını ve tüm bunların müşteriniz üzerinde nasıl bir etki yaratacağına kafa yorun. Ve sonra da, bu satış görüşmesinin nasıl kapatılacağına… Unutmayın, güçlü bir marka sizin adınıza kendini satar, ve her buradan gelen her satışla birlikte markanız daha da güçlenir

5-      RİSK ALMIYORSANIZ, ERKEN YOL ALIN: 20 yıl çalışmış ve hiç birikim yapamamış bir adamın, 1 yıl sonra emekli olmayı düşünüyorum demesi ne kadar akıldan uzaksa, markalaşma süreci için şu an yeterince bütçem yok, ben en iyisi markalaşmayı gelecek seneye bırakayım demek de o kadar akıldan uzak. Markanız için yapacağınız yatırımda geciktiğiniz her gün aldığınız risk de giderek büyüyor, gelecekteki yatırım maliyetiniz de.  Ne kadar erken hareket ederseniz, atacağınız küçük adımlar gelecekteki büyük adımlara eşdeğer olacaktır.  O yüzden daha şirketin kuruluş aşamasında, henüz markanın yaratılış aşamasında bir stratejiniz olmalı, ve buradan beslenen bir planınız olmalı. Aksi durumda, pazarda markanızla ilgili boşluklar kendiliğinden doldurulacaktır ve siz bu oluşmuş imajı değiştirmek için gelecekte çok daha fazla yatırım yapmak zorunda kalacaksınız.

Sonuç olarak, kendi kendini satan bir marka yaratmak çok da zor değil. Sadece markanızı pazarlamaya odaklanmalı ve yukardaki listeyi unutmamak için bir kopyasını çalışma masanızın bir kenarına iliştirmelisiniz.

Tamamen Kişisel

Yazar: Ali BULUT Tarih: 14 Ekim 2009

Daha önce Frienfeed ve Twitter üzerinden, iş nedeniyle bir süreliğine Moskova’ya yerleşmek üzere olduğumu duyurmuştum. Zaman hızla akmış ve yaklaşık 2 aydır Moskova’dayım. Bu süre içerisinde yazmaya ve online olmaya pek vakit bulamasam da, konu olarak bir hayli birikmiş durumdayım. Önümüzdeki günlerde, gözlemlerimi ve düşüncelerimi sırasıyla paylaşmayı planlıyorum…

Bu yoğun geçiş sürecinin sancıları içerisinde bir de sevgili babamızı kaybetmenin acısını yaşadık. Genelde burada kişisel hayatımdan bu denli bahsetmezdim ama sanırım bir yandan yeni bir coğrafyada olmanın melankolisi, bir yandan 30’lu yaşlarda ilerliyor olmanın etkisi ile insan daha fazlasını paylaşmayı istiyor. Başsağlığı mesajları için tüm dostlara tekrar teşekkür ediyorum. Merhum babamız Allah’ın rahmetine kavuştu, Allah size ve dostlarınıza uzun ömürler versin…

Geçtiğimiz bu 2 aylık süreçte maillerine cevap yazamadığım arkadaşlarım da kusuruma bakmasınlar. Önümüzdeki günlerde tekrar hem Frienfeed, hem Twitter hem de markayoneticisi.com üzerinden sizlerle eskisi gibi aktif bir şekilde beraber olacağız. Mailleriniz, mesajlarınız ve yorumlarınızla sizlerden gelecek katkılarla, pazarı ve yenilikleri yorumlamaya devam edeceğiz…

Son olarak, yine bu sitede hiç yapmadığım birşeyi yapacağım. Çok sevdiğim ve on yılı aşkın süredir hala ezberimde kalmış bu şiiri bugünümün anısına burada okumak istiyorum…. (Yanlış hatırlamıyorsam “Eskimo Şiirleri” ‘nde yayınlanmıştı)

Yeniden dönüyorum türküme
Sabırla okuyorum baştan sona
Buzdaki balık deliklerinin başında
Akıntıya karşı balık tutarken
Zehir zıkkım rüzgarın altında
Ayakta dura dura üşüyorum…
Ve eve dönüp diyorum ki;
Bütün kabahat balıklarda
Akıntıya karşı yüzüp gelemediler…

Ekonomik Krizde Cömert Firmalar

Yazar: Ali BULUT Tarih: 29 Nisan 2009

ali-bulut-ekonomik-kriz

Springwise’da yayınlanan bir haberde, toplumsal önemi giderek artan cömertlik – yardımseverlik kavramlarının iş dünyasındaki özellikle teknoloji sektöründeki birkaç uygulamasından bahsediliyor.

Adobe, geçen ay duyurduğu bir kampanyayla, ekonomik kriz dolayısıyla işten çıkrılmış grafikerler için  “Flex Builder 3 Professional” yazılımını ücretsiz olarak vereceğini bildirdi. Kampanyaya katılmak için, işsiz grafikerlerin bu programı herhangi bir ticari amaçla kullanmayacakları, sadece kişisel amaçlı kullanacaklarını taahhüt etmeleri isteniyor. Sonra da piyasa fiyatı 699 USD olan bu yazılıma sahip olabiliyorlar.

İspanyol telekom firması  Telefónica ise geçen ay, işten çıkarılmış sabit ve mobil hat abonelerine %50’ye yakın indirim yapacağını açıkladı. Kampanya ayrıca serbest çalışan aboneler için de geçerli. Kampanya şartlarına göre en az 6 aylık abone olmanız gerekiyor, neticede aylık maksimum limit 20 € olmak üzere sitedeki başvuru formunu doldurarak kampanyaya katılabiliyorsunuz.  

Bushfire Housing, Avustralya’da gerçekleşen büyük yangınlardan sonra evsiz kalanlar için hazırlanmış bir çözüm. Bir grup insan siteye girerek geçici olarak bir odalarını, yataklarını ya da evlerini yangın mağdurları için kullanıma açıyorlar. Yangın mağdurları da yine aynı site üzerinden ücretsiz olarak bu imkanları buluyorlar. Yardımlaşma kültürü için güzel bir örnek.

Londra’da bulunan Lucky Voice kareoke barı ise pazartesi günleri belirli saatlerinde doktor, hemşire, öğretmen, polis, vs gibi kamu çalışanlarına ücretsiz hizmet veriyor. Önceden rezervasyon yaparak faydalanılan sistem, ekonomik krizin yükünü biraz da olsa üstlenebilmek için kamu çalışanlarına böyle bir jest yapıyor.  

Ücretsiz yazılım, indirim, paylaşım ya da jest, her ne olursa olsun bugünlerde markalar için tüketicilerinin ekonomik krizdeki mağduriyetlerini paylaşmak adına pekçok fırsat var. Bir marka yöneticisi için en temel kavramlardan birisi tüketicileriyle birşeyleri paylaşmaksa, bunun en sempatik yollarından biri, karşılıksız vermek ya da cömertliklerini göstermek olacaktır. Müşterilerinizin sorunlarına duyarlı olun.

Müşterilerinizle duygusal bağ mı kurmak istiyorsunuz? İşte size fırsat…

Vermeye, yardım etmeye, cömertliğinizi göstermeye odaklanın. Bununla ilgili binlerce uygulama geliştirebilirsiniz. Hatta şimdiden benim aklımda en az on tane belirdi…

Krizde Kendi Fırsatınızı Yaratın

Yazar: Ali BULUT Tarih: 20 Nisan 2009

ali-bulut-krizde-firsat

Hepimizin gündemine son altı aydır işten çıkarmalar, kapanan işyerleri, küçülen firmalar, artan işsizlik oranı, tüm sektörlerde durgunluk haberleri oturdu. Hatta gündelik sohbetlerimizin içlerine kadar sindi  yoğun kıvamıyla. Üniversiteden yeni mezun olmuş bir genç için oldukça karamsar bir tablo. Aslında diğer yandan şu anda çalışanlar için de bir o kadar iç karartıcı. 

Fakat yolun sonu da değil, neticede dünya dönmeye devam ediyor ve bugünün bir de yarını var. 

Şahsen ben böylesi durgunluk zamanlarının herkes için fırsatlar sunduğuna inanıyorum. Dolayısıyla gelecek odaklı, doğru yeteneklere sahip ve toparlanan piyasalarla birlikte  kendisini doğru konumlandıracak marka yöneticileri için de… Son altı aydır çevremdekilerle de sık sık paylaşıyorum bu fikirlerimi. Her krizden sonra olduğu gibi, bu krizle de birlikte bütün sektörler bir aşama daha profesyonelleşecek ve pazarlama kavramının daha fazla farkına varmış olacaklar. Tüketicileri daha fazla dinlemek, daha samimi iletişim kurmak, daha şeffaf olmak, daha hızlı olmak, daha stratejik davranmak, daha yenilikçi düşünmek  zorunda kalacaklar. Yeni şartları sağlayamayacak olanların ise bir bir elendiğini göreceğiz. İktisadi denge açısından bakarsak da, bu elenenler yerine yenileri gelecektir. Bu durumda yeni gelen firma ve markaların, bizimle daha ilgili olacağı ve işbirliği konusunda daha istekli olacaklarına inanıyorum.  

İşte bizim şu an yapabileceğimiz en iyi şey,  mevcut kriz ortamında bile fırsatların nasıl farkedileceği ve yakalanacağına dair bazı gereklilikleri görmek. Sadece iş bulmak isteyenler değil, aynı zamanda mevcut işini de korumak isteyenler için bazı ipuçları:

1- Esnek Olun:

Kriz döneminde iş alanında esnek olmanız gerekebilir. Normal şartlarda kabul etmeyeceğiniz bazı angarya sorumlulukları da üstlenmeniz gerekebilir. Böyle dönemlerde işverenler, daha fedakar çalışanlar peşindedir. Unutmayın,  bunu, geçici bir süreç olarak kabul ettiğinizi işvereninize söylemekte acele etmeyin. İşler yoluna girdiğinde elinizde pazarlık etmek için nasılsa yeterince kozunuz olacaktır.

2- Eskimo’ya Buz Satın:  

İş görüşmesinde veya çalıştığınız işyerinde sunacağınız çalışmalarda, kendinizi pazarlayabilmeniz günümüz iş dünyasının hayati gerekliliği. Sadece kendinizi dümdüz anlatmanız ve yansıtmanız değil, aynı zamanda etkili ve yumuşak bir tarzda kendinizi nasıl konumlandırdığınızı hissettirmeniz de gerekiyor. Güçlü egoların olduğu marka yönetimi dünyasında, emin olun yumuşak bir satış üslubu, nisbeten daha agresif bir üsluba göre avantajlı olur.

3-  Tanıyın: 

Satmaya çalışmadan önce ürünle ilgili yeterli bilginiz olsun. Yani güçlü ve zayıf yanlarınızı bilmeniz gerekiyor. Bu yüzden önce özeleştirinizi yapmalısınız. Sonra da güçlü yanlarınızı kullanmaya ve zayıf yanlarınızı da geliştirmeye odaklanmalısınız. 

4- Nereye Gitmek İstiyorsunuz:

Bir marka yöneticisi olarak neyi başarmak ya da nereye varmak istediğiniz konusunda güçlü bir vizyonunuz olmalı. İşveren için istek, tutku ve zafer kazanma hırsınız önemlidir.  Aynı zamanda farklı iş fırsatlarından birini seçmek durumunda kaldığınızda, güçlü bir vizyon sahibi olmanız doğru karar vermenizi kolaylaştırır. 

5- Kendinizi Geliştirin: 

Bildiğiniz bir işi daha iyi yapabilmenin yollarını arayabilirsiniz. Ya da herhangi bir yeteneğinizi daha da geliştirebilirsiniz. Birşeyleri daha iyi yapmaya çalışmak, hayatta sahip olmamız gereken önemli bir bakış açısıdır.  

6- Öğrenmeyi Öğrenin:

Mevcut yeteneklerinizi geliştirmenin yanısıra, aynı zamanda yeni birşeyler de öğrenmeye çalışın. Bunu sistematik olarak yapmakta fayda var. Louis Pasteur’un güzel bir sözü var. “Şans, hazırlıklı zihinden yanadır”. İşte bunun için de sistematik keşif yapmak lazım. Başlangıç olarak her hafta yeni birşey öğrenme hedefi koyun kendinize. Marka yönetimi ve pazarlama, o denli geniş bir alanı kapsıyor ki, sadece okulda öğrendiklerimiz asla yeterli olmayacaktır. O yüzden geçen yıllarla birlikte proaktif bir öğrenme alışkanlığı da kazanmak önemlidir.

7- Risk Alın:

Marka yöneticisi olmayı hedefleyen yeni mezun bir pazarlamacının risk alması için en uygun zaman. Güvenli ve  stabil, ama sınırlı bir işte çalışmaktansa, gelecekte sizin için daha fazla seçenek yaratacak bir işi tercih edin.

8-  Marka Sizsiniz:

Tabii ki kendinize bir logo yapın demiyorum. Ama madem marka yöneticisiyiz, o zaman neden örnek çalışma olarak  kendimizi bir marka gibi düşünmeyelim. Hedeflerimizi tanımlamalı,  ürünümüzün niteliklerini yakından tanımalı, konumlandırma ve iletişim faaliyetlerini planlamalıyız. Sonra nasıl algılandığına bakmalı ve gerekirse duruşumuzu yeniden gözden geçirmeliyiz. Hatta iyi oluşturulmuş kişisel bir blog, algılama yönetimi için gayet tutarlı ve güçlü bir araç olur.

9- İşinize İnanın ve Sevin: 

Önce şunu belirtmeliyim ki, işverenler, işlerine tutkusu yetersiz olan ya da hiç tutkusu olmayan çalışanlardan nefret eder. İlk önce siz kendi yaptığınız işten heyecan duymalısınız, ki bu heyecanı başkalarına da aktarabilesiniz. Bir iş görüşmesinde geçmiş başarılarınızdan bahsederken de aynı tavrı sergileyebilirsiniz. 

10- İlişkiler ve İletişim: 

Bir keresinde bir iş görüşmesinde özgeçmişime bakarak, kibarca kısa bir zamana pekçok şey sığdırmaya çalıştığım söylenmişti. Aslında tedirgin olmuşlardı da belli ki. Neticede 3 ayrı ülkede, 4 ayrı şehirde, tekstil, mobilya, kimya sektörlerinde çalışmak, blog yazmak, onlarca eğitim ve workshop, danışmanlık, projeler vs bir arada olunca doğal olarak çabuk sıkılan ya da sabırsız biri izlenimi vermiştim. Bu noktada iletişimimi, güçlü yanlarımdan ikisinin adaptasyon ve öngörü yeteneğimin olduğuna odakladım. Oldukça hareketli görünen geçmişimin benim adaptasyon yeteneğimi epey geliştirdiğini ve bu sayede yeni bir firmada yeni bir pozisyon ve hedeflere kolaylıkla adapte olacağımı vurguladım. Ayrıca yine renkli bir hayatın nitel ve nicel olarak güçlü deneyimler yüklediğini, durumsallık ve öngörü yeteneğimin bu nedenle geliştiğini, bunun da özellikle yaptığım işle ilgili olarak çok gerekli bir özellik olduğunu vurguladım. Sonuç? Tabii ki iletişim yeteneği kazandı. Unutmayın iyi ya da kötü denen şey, nereden baktığınızla, neyle refere ettiğinizle ilgilidir. Bazen karşınızdakinin referans noktasını usulca kımıldatmak herşeyi çözer.   

11- İş Ciddiyeti: 

Bizlerden daha genç meslektaş ya da adaylarla konuşuyorum bazen. Çoğunlukla kaliteli iş yerine, kaliteli özel yaşama  odaklandıklarını görüyorum. Tabii ki onlar henüz genç. Fakat başarılı bir marka yöneticisi, en az yaşam stili kadar, iş disiplini ve ciddiyetine de önem vermelidir. Zaman planı yapmayı, plana sadık kalmayı, belirlenmiş bütçeler içinde ve kaliteli sonuçlar sunmayı prensip edinmiş olmalıdır.

12- Sıkı Çalışın: 

Pazarlama alanında hızlı ilerlemek için zamanı doğru kullanmak lazım. Gençken çok sıkı ama aynı zamanda zekice çalışmalısınız. İş görüşmelerinde, hedeflediğiniz sonuçlara ulaşmak için ne gerekiyorsa yapacağınızı hissettirin. Kısa proje süreleri içerisinde kaliteli sonuçlara ulaşmış olmak, özgeçmişinizde vurgulayabileceğiniz en güçlü silahınız.

13- İşinizle Parlayın: 

“Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz”. Parlak sonuçlar aldığınız ve başarıyla tamamlanmış her projeniz, sizin adınıza sizin tanıtımınızı üstlenir. Yine aynı noktaya geliyoruz, kaliteli ve adından söz ettirecek işler yapmaya odaklanın.

14- Ev Ödevi: 

İş görüşmesine gitmeden önce ev ödevinizi hazırlamalısınız. İnternette pek çok çeşidini bulacağınız kontrol listelerini kullanabilirsiniz.  Şirketle ilgili bilgiler, görüşme yapılacak kişiyle ilgili bilgiler, pozisyonla ilgili bilgiler, sık sorulan sorular vs gibi konularda hazırlıklı olmanız gerekiyor. 

15- Ağ: 

Çevrimiçi ve Çevrimdışı… Her iki türlü de geniş ve güçlü bir ağınız olmalı. Özellikle internetteki sosyal ağları kullanmıyorum deme lüksünüz yok. İnternette yoksanız, siz yoksunuz… 

16- Özgeçmişinizi Güncelleyin:

Özgeçmişinizi sürekli güncelleyin. Burada kastettiğim yeni bilgileri eklemek değil. Onu zaten yapacaksınız. Benim kastettiğim eski bilgilerinizi de sık sık gözden geçirmeniz. Bu nasıl olur demeyin. Beş sene önce yazılmış eski işlerinize ait iş tanımlarınızda öne çıkardığınız özellikleriniz, belki bugünkü hedeflerinizle örtüşmüyor. Ya da belki bugünkü hedeflerinizle ilgili, geçmiş işlerinizdeki tanımlarınıza bazı eklemeler yapmanız gerekiyor. Belki bir firma ile bu arada ikinci kez görüşmeniz gerekti ve firma özgeçmişinizdeki değişiklikleri farketti. Tamam sorun yok, işte size hedefleriniz ve vizyonunuzdaki değişim-gelişimi anlatmak için bir fırsat. 

17- Yetenekleriniz Değil Sonuçlar:  

Özgeçmişinizde muhtemelen “takım oyuncusu” olduğunuzdan ya da “yenilikçi” bakış açınızdan bahsediyorsunuz. Hmm, o halde sanırım birkaç yüzbin kişiyle aynı kulvardasınız demek. Oysa bunun gibi tanımlar yerine, daha kişisel ve detaylı sonuç ifade edenleri tercih edin. Mesela “Dört kişilik X proje ekibinde şu görevi yürüttüm” ya da “X fikrini, Y ürününü, Z kampanyasını hazırladım” gibi.

18- İlgi Alanlarınızı Çeşitlendirin:

İlgi alanlarınızı işinizle direk bağlantılı olmayan alanlara doğru çeşitlendirin. Bu size yaptığınız işte de ilham verecektir. İş görüşmelerinde veya iş arkadaşlarınızla bunları paylaşabilirsiniz, bu sizi daha ilgi çekici ve özgün kılacaktır.   

19- Problem Çözen Olun:

Hiçkimse sürekli yakınıp duran insanları sevmez, onlarla vakit geçirmek istemez. Bahse girerim işverenler de… Sizden yaratıcı ve çözümcül olmanız bekleniyor. O zaman kısıtlı bütçe, kısıtlı zaman ya da kısıtlı iş gücü ile dahi yapabileceğinizin en iyisini yapmaya odaklanın. Kriz zamanlarında içinde yarısına kadar su olan bir bardağa baktığınızda, görmeniz gereken “yarım bardak su”dur… “yarısı boş bir bardak” değil…

GÜNÜN YAZILIMI

ETİKETLER

ÜYELİK

Bu blog BloggerV.com üyesidir.