Subscribe to Marka Yöneticisi

Profesyonel Perakende Yöneticileri

Yazar: Ali BULUT Tarih: 11 Temmuz 2010

ali-bulut-proper-profesyonel-perakende-yoneticileri

Özellikle perakende sektöründe çalışan ya da bu sektörle bir şekilde iş ilişkisinde olan okuyucularım için bugün bir grup tanıtımı yapmak istiyorum.

Mayıs ayında, Altınbaş Mücevher CEO’su Sayın Ali Bulut (evet, bir isim benzerliğimiz var) tarafından kurulan,  birkaç ay içerisinde Linkedin üzerinde perakende sektörü yöneticilerinden oluşan 400’den fazla üye sayısına ulaşmış bir grup.

Bununla birlikte, her ne kadar  halen yurtdışında olduğum için katılamasam da, Haziran ayında ilk fiziksel buluşmalarını İstanbul’da gerçekleştiren grup üyeleri, diyalog ve işbirliğini gerçek hayata da taşımış oldular.

PROPER – Profesyonel Perakende Yöneticileri linki üzerinden grup profiline ulaşabilir ve grup içinde yer alan son derece güncel ve faydalı tartışmalara sizde katılabilirsiniz. Tabii bunun için öncelikle Linkedin üyeliğinizin olması gerekiyor. Aynı zamanda Linkedin‘de  “Group Manager” olarak görevli olduğum için PROPER grubumuzla ilgili her türlü soru veya önerilerinizi bana da iletebilirsiniz.

Son olarak , Sayın Ali Bulut tarafından kaleme alınmış grup tanıtım yazısını aşağıda sizlerle paylaşıyorum:

Piyasaların evrimi, üretici ile son tüketici arasındaki mesafeyi her geçen gün daha da kısaltmakta ve perakende sektörünün önemi giderek artmaktadır. Bugün tüm markalar tüketici deneyimine odaklanmakta ve bu konuda farklılaşmaya çalışmaktadır.

Ülkemizde AVM yatırımlarına paralel olarak son yıllarda ivmelenen organize perakende sektörünün pazar payı da hızla artmaktadır.

Bu süreçte insan faktörünü etkin olarak kullanmak rekabette avantaj sağlamanın da anahtarıdır.

Henüz çok genç olan ülkemiz organize perakende sektöründe; gerek halen yetersiz olan insan ve yönetim kaynaklarının geliştirilmesi ve gerekse çağdaş perakende dünyasındaki yeniliklerden haberdar olunarak yaşama geçirilmesi açısından; sektör yöneticileri arasında profesyonel bir diyalog, paylaşım ve işbirliği ortamına gerek vardır.

PROPER; Perakende sektörünün Genel Yönetim, Finans, Tedarik Zinciri, Ürün Yönetimi, Görsel Mağazacılık, Satış, Pazarlama, e-ticaret, Franchising, Bilişim, İnsan Kaynakları yöneticilerinin yanısıra sektöre hizmet veren kuruluşların yöneticilerine de açık bir profesyonel paylaşım grubudur.

Linkedindeki diger perakende gruplarından farkı, kapsama alanını Türk Perekende Sektörü ile sınırlamasıdır.

Amacı, diyalog ve işbirliğini internet ortamıyla sınırlı tutmayıp, zaman zaman gerçekleştirilecek fiziksel buluşmalarla da desteklemektir.

Grubumuz perakende sektöründe halen kariyer yapan, ya da yapmayı planlayan her düzeyde profesyonele açıktır.

Türk Perakende Profesyonellerini hedeflediği için grubun asıl yazışma dili Türkçe olarak seçilmiştir. Ancak yabancı katılımcılardan gelecek İngilizce mesajlara da açık olacağız.

Gruba katılacak tüm arkadaşların gönüllü çalışmalarına ihtiyacımız olduğunu da özellikle belirtmekte fayda var. Katkıda bulunmak isteyenler, profesyonel ağlarında duyurarak gruba yeni üye akışı sağlayarak işe başlayabilirler.

Katılımınız ve destekleriniz için teşekkürler.

Ali Bulut

Moskova ve Rusya İzlenimlerim

Yazar: Ali BULUT Tarih: 8 Nisan 2010

ali-bulut-moskova-ve-rusya

Daha önceki yazılarımı takip edenler yaklaşık bir sene önce Moskova’ya yerleştiğimi bilirler. İnandığım bir projeyle birlikte bir hazır giyim markasının Rusya  ve CIS ülkeleri operasyonlarını yürütmek üzere 2009 yılının ikinci yarısında Moskova’ya geldim. Aradan geçen süre zarfında sürekli aklımda olmasına rağmen, bir türlü oturup enine boyuna Rusya gözlemlerimi yazamadım. Bugün genel bir başlangıç yapma niyetindeyim.

Buradaki pazarda süreçler Türkiye’den oldukça farklı işliyor. Özellikle dağıtım kanalları, tahsilat biçimleri ve pazarlama enstrümanları şu anda halen serbest piyasa ekonomisine adaptasyon sürecinin izlerini taşıyor. Kimileri bunu daha zor diye adlandırsa da, aslında sistem genel olarak marka ve firmaların lehine kolaylıklar da içeriyor. Sadece iyi bir strateji ve koordinasyon lazım.

Türkiye’deki gibi krizin psikolojik etkileri çok fazla değil. Hatta şu anda hızlı bir büyüme rakamı tutturulmuş durumda ama bununla birlikte halen işsizlik oranlarının yükselmesiyle ilgili sıkıntı aşılmaya çalışılıyor. Bununla ilgili de tabii ilk olarak akla gelen, yabancı çalışma izni kotalarının düşürülmesi.

Tüketici piyasasına bakarsak, insanlar gelirlerinin son damlasına kadar halen paralarını harcamakta. Bu aslında Rusya ve diğer CIS ülkelerinin genel şablonu. Komünizm sonrasında  tüketmek ve tüketerek kimlik kazanmak, prestij edinmek gibi bir paradigma oluşmuş insanlarda. Aylık geliri bir Iphone tutarında olan insanların bile elinde Iphone. Tabii bir de bununla birlikte yaşadıkları ilk 1998 kriziyle birlikte, ellerindeki paranın develüasyon karşısında küçülmesi, insanların nakit tasarruf yapmak konusunda çekimser olmalarının nedeni. Sonuç olarak Rusya’da mağazalar dolu, insanlar AVM’lerde ve ellerinde alışveriş poşetleri. Reklamlar ve tüketim alabildiğine devam ediyor..

Bununla birlikte, nakit akışı ya da sermayesiz ve kaldıraçlı büyüme gibi sorunlarla boğuşan küçük işyeri sahipleri, bu krizle birlikte oldukça zor zamanlar geçirmiş. Birçok işyeri kapanmış. Türkiye ile benzer süreç. Fakat şu anda ayakta kalanlar, halen iştahla tüketen müşterilerin karşısında büyük avantaj sahibi… Daha az rekabet ve daha kolay satış…

Şu dönemde, Rusya’daki genel konjonktür:

  • Tüketici, krizlerle birlikte daha fazla tüketmeye kamçılanıyor. Yarın ne olacağı belli değil, bugünün değerini bilelim diyorlar.
  • B2B taraftaki müşteri sayısı azalsa da, onlara hizmet getiren ara servisler de azalıyor. Yani pekçok toptancı ve komisyoncu artık faaliyet göstermiyor Rusya’da.. Ya da küçülme yoluna gidiyor.(Türkiye’deki 2000 yılı sonrası süreç)
  • Moskova’nın en önemli, en büyük, fakat tamamı kayıtdışı toptan tekstil pazarlarından birisi 2009 yılında Putin tarafından kapatıldı. 5 milyar dolar civarı bir ticaretin döndüğü tahmin edilen pazarın müşterileri hızla yeni markalar ve tedarikçiler arayışında.
  • Moskova’nın 2.büyük toptan pazarlarından olan Lujniki için de aynı söylentiler dolaşıyor. Putin, Rusya’nın hazır giyim ticaretinin de artık dünya ile entegre olmasını ve kayıtdışı sistemin bitmesine çalışıyor.
  • Krizle birlikte boşalan işyerleri ve ofisler nedeniyle, kiralar neredeyse yarı yarıya düşmüş durumda. (Moskova’da 1+1 sıradan bir dairenin bile kirasının 1500dolar olduğunu düşünün). Eskiden Türkiye’de eşlenik lokasyon ve şartlardaki bir mağazanın kirasına göre buradaki kiralar yaklaşık 3 kat pahalı iken, şu an bu oran neredeyse 1,5 kat civarlarında.
  • Kadınlar için halen en önemli iki tüketim sınıfı: Kozmetik ve giyim. Şartlar ne olursa olsun, neredeyse fiyattan bağımsız bir tüketim söz konusu. Piyasayı belirleyen hakim sınıf, çalışan kadınlar… Onlar da zaten her yerde, özellikle Moskova’da etrafınızda çalışanlara baktığınızda ağırlıklı olarak kadınları görüyorsunuz.
  • B2B tarafta çek ve senet gibi enstrümanlar yok. Yani böyle bir talep de yok. Dolayısıyla tahsilat sorunu olmayan bir ticaretin zaten %70 riski, daha en baştan ortadan kalkmış oluyor. Ticaret ya nakit ya da çok az oranda açık hesap üzerinden yürüyor.
  • Tüketici piyasasında kredi kartı kullanım oranı çok az. Bu da mağazaların nakit dönmesi ve aylık %1-3 arası komisyon giderlerini elinde tutması anlamında geliyor.
  • Dolayısıyla bu konjonktüre bakarak Rusya pazarının ehlileşiyor olduğu görülüyor. Fakat bu, organize perakendenin ve beyaz ticaret yapanların lehine doğru bir süreç. Zaten mevcut hükümetin kararlılıkla mücadele ettiği gri ticaret, giderek daha zorlu engellerle karşılaşıyor.
  • Bununla birlikte giderek azalsa da, halen devam eden bürokrasideki hantallık, nitelikli insan kaynağı konusundaki sorunlar da işin zorluklarından. Özellikle nitelikli insan kaynağı bulma konusunda halen ciddi sıkıntı var.

Netice itibariyle, Moskova ve Rusya halen geç kalınmamış, hatta aslında gerçek fırsatın yeni başladığı bir pazar. Şimdilik ilk anda aklıma gelenler bunlar,  daha detaylı analizler de yapacağım. Bu arada sorularınız olursa, cevaplamaktan memnuniyet duyarım.

Moskova metrosundan bazı fotoğraflar için buraya tıklayın

Devamı gelecek….

Hazır Giyimde Kritik Gösterge Yönetimi

Yazar: Ali BULUT Tarih: 29 Mart 2010

ali-bulut-hazir-giyimde-kritik-gosterge-yonetimi

Her altı ayda bir, Marka Yöneticisi, departmanının finansal operasyonlarını analiz eder. Stratejik planlama aşamasında belirlenmiş olan kritik parametreler ve göstergelerin izlenmesi, 6 aylık sezon performansını ve olası  dalgalanmaları açıklayacaktır. Burada perakende performansını, finansal göstergeler üzerinden 6 adımda gözden geçireceğiz.

1- Satışların Analizi:

Yöneticiler daima ilk önce satışlara bakar. Sadece satışların ne kadar olduğunu değil aynı zamanda altı aylık sezon boyunca karlılığı da bilmek isterler. Bu tip tablolamalar lokasyon, ürün grupları ya da zaman dilimleri bazında olabilir. Görsel olarak satışların zirve yaptığı ayları, satış trendlerini ve satışların kötü gittiği noktaları göstermektedir.

2- Stokların Analizi

Dengeyi sürdürmek için stokların kontrol altında tutulması oldukça önemlidir. Satınalma sıklığına bağlı olarak stoklar değişim gösterecektir. Bununla birlikte firma, küçük miktarlarda mal alarak hızlı stok devir ya da büyük miktarlarda daha az sıklıkta ürün alarak yavaş stok devir hızı uygulayarak stok devir hızını dikte edebilir. Bu konuda daima doğru olan bir politika yoktur. Bu tamamen finansal stratejiye, nakit akış tablosuna ve risk yönetimi duyarlılığına bağlıdır.

Bu nedenle stok devir hızını gözden geçirmek işletmeyi kontrol etmek için etkili bir yol

sağlar ve stok satış oranı dengeyi sağlamakta yol gösterir. Bu hesaplamalar temel stok ihtiyacı ve yeniden sipariş verme zamanı tartışılırken geleceğin planlanmasında gereklidir. Aylık satışlara karşın elde tutulması planlanan stoklara karar vermek için ilk olarak SSR (stok satış oranı) tanımlanması önemlidir.

Stok satış oranını bulmak için;

BOM stock (aybaşı stok) / aylık satış = aylık stok satış oranı (SSR)

3- İndirimlerin Değerlendirilmesi

Yapılan indirimler stokun perakende değerini azaltmaktadır. Bu indirimler önceden tahmin edilmekte ve planlara dahil edilmektedir. Mevcut pazardaki trendlere,  sektörel yıllık raporlardan elde edilen verilere veya ilgili departmanın geçmiş sene performans raporlarına göre plan hazırlamak yöneticilerin stok azaltmalarını gerçekçi bir şekilde kontrol edebilmelerini sağlar. Belkide her ay hala iniş çıkışlar gösterebilir fakat hem aylık indirimleri hem de aylık satışları ve toplam indirimleri, bütün sezonun satışları ile karşılaştırabilmek Marka Yöneticisinin değerlendirme yapabilmesi ve strateji geliştirip karar alabilmesine imkan tanımaktadır.

Biliyoruz ki indirimler fiyat değişiminin en sık görülen şeklidir ve satışları artırmak için halen en etkin ve hızlı araçtır. Böylece hem yeni ürünler için yer açılması sağlanır hem de nakit akış tablosundaki kritik darboğazların aşılması kolaylaşır.

İndirim oranını bulmak için;

Aylık indirimli satışlar / aylık satışlar = aylık indirim oranı

4- Perakende Satınalmaların Değerlendirilmesi:

Perakende noktasında  ürünlerin satışındaki akıcılık karlı bir işletme demektir. Ürün alımlarının doğru planlanması sonucu, iyi bir stok devir oranı ve satışta süreklilik sağlanır.  Böylece mağazadaki ürün karışımının daima değişiyor olması ve tüketiciler için daha heyecan verici olması sağlanır.

Aylık perakende alımlarını bulmak için;

Aylık satışlar + EOM Stock(aysonu stok) + aylık indirimler – BOM Stock(aybaşı stok)= aylık satınalma

Aylık stok seviyesini karşılamak için ne kadar alım yapılması gerektiğini hesaplamanın diğer bir yolu;

BOM- aylık satışlar – aylık indirimler – EOM = yeni stok için satınalma

5- Satınalma Maliyetlerinin Değerlendirilmesi:

Marka Yöneticileri ve kontrolörler aynı zamanda ürünlerin maliyetine bakmak isterler. Bu rakam ürünlerin satınalınması için ihtiyaç duyulan tutarın hızlıca anlaşılmasını sağlar.

Aylık satınalma maliyetlerini bulmak için:

100% – departman markup% = maliyet %

Satınalma x maliyet %= maliyet tutarı

6- Ortalama Stok ve Stok Devir Hızını Ölçmek:

Departman performansını değerlendirmek için son adım satış ve stok dengesinin nasıl olduğunu ölçmektir. Ürünlerin çok hızlı ya da çok yavaş hareket edip etmediğini stok devir hızı bize söyler. Ayrıca stok devir hızına bakarak indirim ihtiyacı olup olmadığı da söylenebilir. Stok devir hızı oranını hesaplamak için ilk olarak herhangi bir zaman diliminde elde tutulan stokların ortalamasını bilmeye ihtiyaç vardır. Bu rakam hesaplandığında stok devir hızı bulunabilir.

Aylık ortalama stoğu hesaplamak için;

(6 BOM + 1 EOM) / 7 = ortalama stok

Stok devir hızını hesaplamak için;

Net Satışlar / ortalama stok = stok devir hızı (Turnover)

Bunlarla birlikte mağaza metrekare performansı, satış kanalları performansı, ürün grupları performansı, personel performansı gibi diğer göstergeler de konsolide performans raporları ile düzenli olarak kontrol edilmelidir. Sadece kritik göstergelerin izlenmesi bile, bize markanın kısa vadeli günlük eylem ve aktivite planlarını hazırlamamızda oldukça yardımcı olacaktır.

Sanatta Hedef Kitle

Yazar: Rezzan KAHYA Tarih: 26 Aralık 2009

ali-bulut-sanatta-hedef-kitle

Sanatta markalaşma süreçlerinin, genel anlamda ticari markalaşma süreçleri ile benzerlik gösterdiğini daha önceden belirtmiştik. İlk olarak “Hedef Kitle” üzerinden sanatsal markalaşma süreçlerini inceleyerek başlamanın doğru olacağı düşüncesindeyim.

“Sanat toplum için midir, sanat için midir?” tartışmaları halen yapılmaktayken; bir sanat çalışmasını anlayan-algılayan hedef kitlenin çerçevesi değişken olsa dahi (sadece “sanattan anlayan”ları hedef alabilir ya da daha geniş bir kitleyi kapsayabilir), verilecek mesajlar ile kurulacak iletişimin bu hedef kitlenin beklentileri ve ihtiyaçlarına göre düzenlenmesi gerekir.  Sanatsal markalaşma süreçlerinde hedef kitleyi eser, yaratıcı ve uygulayıcı açısından ele alabiliriz.

1.  Sanat Eserinin Hedef Kitlesi:

Sanat eserlerinin markalaşmasında dikkat edilmesi gereken en önemli unsur kuşkusuz, sanat eserlerinin yaratım aşamasında bilinçli ve planlı bir şekilde hedef kitle odaklı hareket edilmemesi. Aksi takdirde;  sanatsal markadan çok, ticari bir markanın yaratılmasından söz edebiliriz.

Sanat eserinin markalaşması, yaratım sürecinden sonra başlar. Eseri deneyimlemek (görmek-duymak-izlemek… vb) ya da satın almak isteyen; bu sayede kendisini eserin hayranlarından oluşan gruba ait hisseden, eseri tekrar deneyimleme ihtiyacı duyan kişiler, koleksiyoncular o sanat eserinin hedef kitlesini oluşturur.

Bir eseri edinmek, bir oyunu-konseri-filmi izlemek, bir sergiye gitmek ve tüm bu eylemleri gerçekleştirirken bunu çevresindekiler ile paylaşmak, hedef kitlede yaratılmak istenen davranıştır.

2. Sanatçının Hedef Kitlesi:

Sanatçının markalaşmasında, imajının doğru konumlandırılması öncelik olmalıdır. Sanat eserinden farklı olarak, sanatçının hedef kitlesi ile iletişiminde hedef kitlesinin analizinin yapılması ve bu hedef kitle ile iletişiminde verilecek mesajların uygun yöntemlerle hazırlanması gerekir.

Ancak sanatçının eserlerini hedef kitleyi dikkate alarak ortaya çıkarması, sanat eserinin sanatsal niteliğini kaybetmesine neden olacaktır. Bu nedenle hedef kitle ile ilgili tüm çalışmalar yaratım sürecinden bağımsız olarak ele alınmalıdır.

Sanatçının hedef kitle odaklı iletişimi, eseri yaratım sürecinden sonra başlar. Hayranları sanatçının, konumlandırılan imajına uygun davranmasını bekler. Sanatçının hayranları, yarattığı akımı izleyenler, onunla ilgili bilgi edinme merakı olanlar, katıldığı etkinlikleri- programları takip edenler, sanatçı ile ilgili haber yapanlar o sanatçının hedef kitlesidir.

Hedef kitle ile ilgili amaç ise; bu merakın canlı tutulabilmesi, sanatçının verdiği eserleri sürekli takip eden ve çevresi ile etkileşimli sadık bir kitlenin yaratılmasıdır.

3. Sanat Kurumunun/Projesinin Hedef Kitlesi:

Sanatsal markalaşma süreçlerinde ticari marka süreçlerindeki tüm adımların sanat kurumları ve sanatsal projeler için izlenebilmesinin nedeni, bu kurumların ya da projelerin sanatsal yaratım süreci ile olan dolaylı ilişkisidir. Yani; yaratım aşamasında etkin rol oynamaması itibariyle sanat kurumları/projeleri, sanatsal markalaşma sürecinde iletişim tekniklerinden en çok yararlanan, hedef kitle ile iletişimi kurgulamada en aktif olan taraftır.

Sanat kurumu ya da sanatsal proje,  eserin-sanatçının pazarlama sahasıdır. Sanat kurumunun algılama yönetimindeki başarısı, bünyesindeki sanat eserinin ve sanatçının da anlaşılabilmesini sağlar. Bu nedenle özellikle sanat kurumlarının iletişim çalışmalarının profesyonel bir şekilde ele alınması, hedef kitle ile iletişimin doğru tekniklerle sağlanması oldukça önemli. Yaratılmış bir eseri anlayan, sanatçının hedeflerini doğru bir şekilde analiz eden kurumlar-kuruluşlar, eser ile sanatçının imajını konumlandırmada “hedef kitleyi de dikkate alarak” doğru mesajları oluşturabilirler. Bu teknikleri kullanan kurumlar, aynı zamanda kendi kurumsal imajlarını da konumlandırmış olurlar.

Sanat kurumları bünyesinde gerçekleşen etkinliklerin düzenli takipçileri ile çevrelerindeki diğer kişilerin sanatsal etkinliklere katılımını sağlayanlar, sanat etkinliklerini haber yapanlar ve bilinirliğini sağlayanlar sanat kurumlarının hedef kitlesi olarak tanımlanabilir. Sanatsal projelerin hedef kitlesi; sanata merakı olan, sanatsal etkinlikleri takip eden, çevresindekileri bu konuda haberdar eden kişilerden oluşur.

Eserin kaliteli, yenilikçi ya da farklı; sanatçının üretken, örnek ya da başarılı; kurumların-kuruluşların saygın, çağdaş ya da yararlı algılanmasının sağlanması hedef kitlenin tanınmasına bağlıdır. Sanat eserlerinin hedef kitle odaklı yaratılması, sanatçıların hedef kitle odaklı eser vermesi sanatsal değerin sorgulanmasına neden olacaktır. Ancak sanat kurumları bu konuda özgürdür ve iletişim tekniklerinin neredeyse tamamına başvurabilirler. Hedef kitle analizi, ticari markalar için üretim sürecinden önce yapılabilir. Ne üreteceğimiz, kimin tarafından tüketileceği önceden bellidir. Ancak sanat eserlerinin önceden kimin tarafından takip edileceği, kimin beğenisini kazanacağını düşünerek ortaya çıkartılması mümkün değildir.

Marka yöneticilerinin  sanatsal sponsorluklarla ilgili değerlendirmelerinde bu dinamikleri göz önünde bulundurmaları, sanatta gelişimi sağlamanın yanı sıra, hizmet verdikleri firmanın hedef kitlesine de ulaşabilecekleri doğru projelere destek vermelerini sağlayacaktır.

Rezzan Kahya MarkaYoneticisi.com’da

Yazar: Ali BULUT Tarih: 18 Kasım 2009

rezzan-kahya

Markayoneticisi.com sayfalarında sizlerle uzun zamandır yazılarımı  ve fikirlerimi paylaşıyorum. Marka yönetimi ve pazarlama başlığı altında bahsedilebilecek uygulamalar ve incelenebilecek konuların sayısı o kadar çok ki, sadece kişisel olarak takip ettiğim en az 50 yerli ve yabancı site var.

Yeniden şekillenen bir dünyada, bu yeni çağı dijital devrimin çocukları tanımlıyor. Sanayi devriminin ve çağının argumanları eleştiriliyor, eski pazarlamanın dinamikleri ve prensipleri ile bu yeni çağa adapte olmaya çalışırken, yepyeni bir saha giderek belirginleşen kalın çizgilerle kendi iş tanımını yaratıyor: Marka Yönetimi

Bu süreçte en keyif aldığım şey ise farklı sektörlerden meslektaşlarla tanışmak. Tarafların tek kazancı sadece yeni fikirleri dinlemek değil, aynı zamanda çatışma ve uzlaşma kültürü ile daha hızlı bir gelişim ve moral değerler kazanmak…

İşte bu süreçte tanıştığım, çok değerli bir Marka Yöneticisi, Sevgili Rezzan Kahya da  bundan sonra yazıları ve analizleriyle bizimle olacak. Başarılı iş geçmişi, analitik bakış açısı ve yenilikçi tutumuyla yeni çağı bir de onun yazılarından dinlemek lazım…

Nazik yaklaşımı ve mütevaziliğiyle eminim sizlerin de beğenerek takip edeceği yeni yazarımız Sevgili Rezzan Kahya’ya hepiniz adına tekrar hoşgeldiniz diyorum.

(Yazarlar sayfasında, kendisinin sizler için kısa bir “Merhaba” mesajı bulunmaktadır)

B2B – Kurumsal Markalaşma

Yazar: Ali BULUT Tarih: 27 Ekim 2009

ali-bulut-B2B---Kurumsal-Markalasma

Bazı firmaların markalaşmalarındaki sır yüzlerce yıllık geçmişlerinden gelen güçken, bazı firmalar içinse dev iletişim bütçeleri ve global kampanyalara yapılan yatırımlarıdır. Peki bir marka yöneticisi olarak, çalıştığımız marka bu ikisine de sahip değilse ne yapacağız?

Öncelikle bu yazıda paylaştığım bilgilerin B2B (business-to-business) yani firmalar arası kurumsal ilişkiler için olduğunu belirteyim. B2C (business-to-consumer) yani son tüketici ilişkilerinden bahsetmeyeceğim…

Yeniden sorumuza gelelim . Yöneticisi olduğumuz B2B marka için nereden başlamalı, nasıl bir yol izlemeliyiz? Bir yandan ekonomik krizlerle boğuşan pazardaki günlük değişimler, bir yandan tahsilat risklerinin maksimuma ulaşması, bir yandan da globalleşme ile birlikte çetinleşen rekabet ortamı…

Kafamdakileri birkaç madde halinde özetleyeceğim:

1-      PLANLI OLUN: Öncelikle elinizde bir plan olmalı. Kulağa çok basit geliyor olabilir, ama emin olun göründüğü kadar basit değil. Uzun uzun ve akıllıca düşünmelisiniz. Düşünmek oldukça çetin bir süreçtir, fakat bu sürecin sonunda, markanızın bir gün yeterince büyüdüğünde gelmesini istediğiniz yeri ve olmasını istediğiniz halini net olarak tanımlamalısınız. Bunun için içgörü, objektiflik, zaman ve herşeyden önemlisi vizyon gereklidir. Gerekli vizyonu sağlamak için isterseniz dışardan bir danışmanla da çalışabilirsiniz ama zaman konusunda kaçmanız mümkün değil. İyi bir plan için bizzat sizin zaman ayırmanız şart. Şu detaylara da dikkat etmekte fayda var:

  • Markanızı özetleyen bir giriş cümlesi hem markanızın özünü daha anlaşılır kılacaktır, hem de dolayısıyla şirketinizin.
  • Markanızın bugün dışardan nasıl göründüğüne dair müşterilerinizin, çalışanlarınızın, ortaklarınızın görüşlerinden oluşan objektif bir analize yer verin. Mümkünse bir de swot analizi yapın.
  • Bundan 3-4 sene sonrası için markanızın nasıl algılandığına dair hayali bir konsept hazırlayın. Varmak istediğiniz noktanın, sizin için önem taşıyan değerlerin tümünü içeriyor olmasına dikkat edin.
  • Şimdi de bu ikisinin arasındaki boşluğu kapatacak sağlam bir köprü yapmaya geldi sıra. Yani plana..

2-      SÜREKLİ OLUN: Bir planınız varsa, hiç beklemeden hemen uygulamaya geçin.  Planınızdaki ilk birkaç aşamayla başlayın, bu arada süreç içerisinde geride kalan diğer aşamaları da gözden geçirirsiniz. Fakat planın uygulanması aşamasında sürekliliği sağlamak zorundasınız. Her ne kadar küçük detaylar büyük sonuçlar doğuruyor olsa da, sürekliliğinizi koruyabilmek adına bazen küçük detayları görmezden gelmeyi de bilin. Şu 3 noktaya dikkat:

  • Hemen aksiyona geçin.
  • Hareketinizin devamlılığını sağlayın. Süreklilik, markanız için güçlü bir momentum sağlar.
  • Düşüncelerinizi çalışanlarla paylaşın. Plana dahil olmalarını sağlayın. Her biri birer misyonere dönüşürse, şirket genelinde plan süresince motivasyon riskleriniz azalacaktır.

3-      TUTARLI OLUN: Mesela yarın sabah bir satış toplantısına katılacaksınız. Orada ne söyleyeceğinizi biliyor musunuz? Planınıza dönün, temel konseptlere odaklanın. Özellikle merkezden dışa doğru destekleyen argumanlarınızı sunun. Bunun için küçük not kağıtları hazırlayın kendinize. Ayrıca burada bahsettiğiniz konseptlere ve argumanlara daha sonra web sitenizde, basın bültenlerinizde de yer verin. Bunlar zamanla gelişecek ve değişecek de olsa,  değişimin yönü zaten planınızdaki doğrultu olacağı için, siz bir sonraki adıma da hazırsınız. Süreklilik ve tutarlılık çok önemli.

4-      SATIŞLARI EN SON DÜŞÜNÜN.. YA DA İLK: Öncelikle markanızı pazarlayın. Yeni projenizi veya yeni ürününüzü değil. Pek çok üst düzey yöneticiden yıllardır şunu duyarım: “Markalaşma için şu anda yeterince zamanımız yok” ya da “markalaşma için şu an yeterince bütçemiz yok”… Satışlar ve karlılık üzerine o kadar odaklanmışlardır ki, çemberin dışını göremezler.

Evet, B2B kanalda satış gerçekten oldukça önemlidir.  Marka imajınızın yansıtılmasında çok zaman ilk aşama bu satış görüşmeleridir. Telefonda, yüz yüze ya da geniş bir toplantıda… Potansiyel müşterileriniz markanızla ilgili ilk intibalarını bu esnada edinirler. O yüzden plan sürecinde, bununla ilgili ciddi bir hazırlık yapmış olmalısınız. Zira, ilk izlenim geri alınamaz bir süreçtir.

Satış ekibinizin de, markanızın imajını sizin kadar önemsemelerini sağlayın. Hatta oturup, satış ekibinizin müşterilere neler söyleyeceğini, nerede buluşacağını, neler yapacaklarını ve tüm bunların müşteriniz üzerinde nasıl bir etki yaratacağına kafa yorun. Ve sonra da, bu satış görüşmesinin nasıl kapatılacağına… Unutmayın, güçlü bir marka sizin adınıza kendini satar, ve her buradan gelen her satışla birlikte markanız daha da güçlenir

5-      RİSK ALMIYORSANIZ, ERKEN YOL ALIN: 20 yıl çalışmış ve hiç birikim yapamamış bir adamın, 1 yıl sonra emekli olmayı düşünüyorum demesi ne kadar akıldan uzaksa, markalaşma süreci için şu an yeterince bütçem yok, ben en iyisi markalaşmayı gelecek seneye bırakayım demek de o kadar akıldan uzak. Markanız için yapacağınız yatırımda geciktiğiniz her gün aldığınız risk de giderek büyüyor, gelecekteki yatırım maliyetiniz de.  Ne kadar erken hareket ederseniz, atacağınız küçük adımlar gelecekteki büyük adımlara eşdeğer olacaktır.  O yüzden daha şirketin kuruluş aşamasında, henüz markanın yaratılış aşamasında bir stratejiniz olmalı, ve buradan beslenen bir planınız olmalı. Aksi durumda, pazarda markanızla ilgili boşluklar kendiliğinden doldurulacaktır ve siz bu oluşmuş imajı değiştirmek için gelecekte çok daha fazla yatırım yapmak zorunda kalacaksınız.

Sonuç olarak, kendi kendini satan bir marka yaratmak çok da zor değil. Sadece markanızı pazarlamaya odaklanmalı ve yukardaki listeyi unutmamak için bir kopyasını çalışma masanızın bir kenarına iliştirmelisiniz.

Profesyonellerden Dijital Pazarlama Sırları

Yazar: Ali BULUT Tarih: 11 Mayıs 2009

ali-bulut-online-pazarlama

John Jantsch, Duct Tape Marketing  “Muhabirlik yapın. Bir gazete veya dergide çalışın demiyorum, ama yeni medya araçlarından blog ya da podcast kullanabilirsiniz. Endüstrinin ileri gelenleriyle, komünite liderleriyle, yazarlarla röportaj yapın. Ürününüzün demosunu yapmak için randevu almak yerine, bir sonraki blog ya da podcast yayınınızda yer alacak bir röportaj için randevu isteyin. Gözlerindeki değeriniz otomatik olarak değişecek, uzman rolünüz öne çıkacaktır. Ayrıca pazarlama materyalleriniz için muhteşem içeriklere sahip olacaksınız.”

Yaro Starak, Entrepreneurs Journey  “Diğer pekçok blogger’ın yapmadığı ama benim yaptığım birşey var, kendi email listemi oluşturdum. Gerçi sırrım bu listeyi oluşturmak değil, neticede online pazarlama yapan herkes için bilindik birşey bu. Fakat sırrım, bu listeyi ve blogumu birlikte nasıl kullandığımda.

Basit bir örnek vereyim. Blogumda ürün inceleme yazıları yazıyorum. Ciddi ve dürüstçe ürünü test ederek, olumlu ve olumsuz görüşlerimi çekinmeden anlatıyorum. Blogumda yayınladığım ürünlerin satışı üzerinden elde ettiğim gelir önce çoğunlukla az bir miktar oluyor. 

Sonra, ürün inceleme yazıma, email  listemdekileri davet etmek için kısa bir email hazırlıyorum. Ardından, yazıma ciddi bir ziyaretçi trafiği oluyor ve blog arşivlerine kaldırılacak kadar eskise bile, ben hala satış komisyonları almaya devam ediyorum. Bir blog yazısı ve bir email ile kolaylıkla gelir elde etmenin yolu.  

Matt McGee, Small Business SEM  “SEO, geleneksel pazarlamaya benziyor. Gerçek hayatta müthiş bir ürün bulmak ve insanların ondan bahsediyor olmasını istersiniz. Sanal tarafta ise, müthiş bir içerik hazırlayıp, insanların o içeriğe  link vermesini istersiniz. Gerçek hayatta bunun için muhabirler ve gazetecilerle ilişkiler kurun, sanal tarafta ise blog yazanlarla. Gerçek hayatta müşterilerinizle sık sık bir araya gelin, sanal tarafta sosyal ağlarda bulunun. İnsanlara hakkında konuşabilecekleri (link verecekleri) birşeyler sunun, iletişime katılın ve işte SEO başarısı yolundasınız” 

Liz Strauss, Successful Blog  “En iyi promosyon, diğer insanları promote etmektir. Müşterilerinizi, onların arkadaşlarını, kendi arkadaşlarınızı promote edin. Sürekli etrafta kimin neyi iyi yaptığına bakın ve bu konuda ilk konuşan siz olun. İnsanlara o yönü işaret eden ilk kişi olun. Böylelikle ne kadar akıllı bir takım oyuncusu olduğunuzu,  yetenekler ve karakter konusunda ne kadar iyi gözlemci olduğunuzu ve yaptığınız işte ne kadar güvenilir olduğunuzu gösterebilirsiniz.”

Maki, Editor, Dosh Dosh  “Benim pazarlama sırrım, “zamanı yakalamak”. Pekçok pazarlamacı, çevresi üzerinde etkin insanlarla ilişkide olarak ve  dinleyicileri üzerinde güven oluşturarak markalarının geniş kitlelerce benimseneceğinden bahseder. Güven unsuru her ne kadar önemli olsa da, sosyo kültürel geribildirimlere hızla ve zamanında reaksiyon verebilmenin de en az onun kadar önemli olduğunu düşünüyorum.

Gazeteler geniş kitlelere ulaşır. O nedenle gazeteleri takip edin, çünkü insanlar ne okuyorlar, nelerden etkileniyorlar, geribildirimleri nasıl oluyor gibi soruların cevabı orada. İşte, zamanı yakalamak bu yüzden, komünitenin ilgilendiği konularda sadece ilişkilendirme değil aynı zamanda kendi yüzünüzü gösterme açısından da fırsatlara açık ve güçlü bir yol.”  

Mack Collier, The Viral Garden  “Blog yazmadaki başarınız aslında diğer insanlara sağladığınız faydayla eşdeğer. Örneğin, pek çok şirket bloglara, kendi ürünlerini satma amaçlı bir kanal olarak bakıyor. Oysa bloglar direk satış kanalı değildir. Buradaki kilit nokta, önce komünitenin faydalanacağı içerik üretmek sonra da komünitenin ona belli bir değer biçmesini beklemek. Eğer okuyucularınıza direk bir fayda önerirseniz, böylelikle satışlarınızda blog çabalarınızdan kaynaklanan indirek bir artış göreceksiniz. Ama eğer şirket, direk olarak kendi markasını promote etmeye denerse, okuyucular içerikte kendileri için herhangi bir değer bulamayacak ve bu da blogun sonu olacak.”

Guy Kawasaki, Truemors -– “Bloggerların, sizin yapmanız gerektiğini düşündüğü şeylerin tam tersini yapın.”

Profesyonellerden Pazarlama Sırları

Yazar: Ali BULUT Tarih: 5 Mayıs 2009

ali-bulut-pazarlama-sirlari

Seth Godin, SethGodin.com “Vaad edin ve sözünüzü tutun. Basit, ama bu bir sırra dönüştü.”

Jackie Huba, Church of the Customer “Etkileme ve etkileşim, satışın yeni hali. WOM ile hızla büyüyen firmaların arkasındaki göze fazla batmayan bir sır. ”

Jonathan Fields, Awake at the Wheel “Egonuzu mu büyüteceğinize yoksa ailenizi mi geçindireceğinize karar verin. Seksi ve pahalı imaj yenileme kampanyaları reklam ajansınızın belki hoşuna gidecektir, ama istisnaları saymazsak, küçük firmalar için, banka hesabınıza ya da yemek masanızdaki tabağınıza bir katkısı olmayacaktır. Bunun yerine markalaşma çabalarınızda ücretsiz PR seçeneklerini deneyin. Paranızı ölçülebilir ve direk tepki yaratacak pazarlama kampanyalarına harcayın.”

Toby Bloomberg, Diva Marketing “Annenizin ya da hocanızın size ne söylediğini unutun . “Kendinize nasıl davranılmasını istiyorsanız, başkalarına da öyle davranın” altın kuralı, pazarlama stratejisi geliştirmede işinize yaramaz. Müşterinizi anlamak için, onların değerleri, ihtiyaçları ve beklentileriyle sizinkiler arasındaki farkları tespit edin. Pazarlamacılar için yeni altın kural:  Müşterilerinize, onlar nasıl istiyorsa öyle davranın.”

Scott Shane, Author of, Illusions of Entrepreneurship – “Araştırmalar gösteriyor ki pekçok yeni girişim fiyat rekabeti ile ilgileniyor. Oysa zamanla bunun sonucunda kötü performans geliyor.”

Tim Berry, Planning Startups Stories “Pazarlamanın en pahalı mitlerin birisi, daha düşük fiyatın daha fazla satış getireceği. Kömür veya akaryakıt için bu geçerli olabilir, ama çoğu iş için değil. Daha düşük fiyat neyi ifade eder bir düşünün, mesela siz her zaman en ucuz restoranda mı yemek yersiniz? En ucuz markalardan mı giyinirsiniz? En ucuz arabayı mı tercih edersiniz? Fiyatlandırma, değerinizin en iyi ifadesidir.”    

Andy Birol, Author of , The 5 Catalysts to 7 Figure Growth – “Birçok pazarlamacı, müşterilerini memnun etmek için beklentilerin ötesini sunmaları gerektiğine inanır. Oysa müşterilerine sorarlarsa, cevaplarda görecekler ki, müşterilerin en temel sorunlarını ve ihtiyaçlarına çözüm önermek daha önemlidir. ”

Drew McClellan, Drew’s Marketing Minute “Daha azını yapın. Pazarlamanın en baştan çıkarıcı yönlerinden biri, farklı pazarlama taktiklerinden oluşan geniş bir açık büfeyi pazarlama planı içerisine yerleştirmektir. Pazarlamacıların çoğu, daha fazlanın daha iyi olduğu hatasını yaparlar. Oysa daha azını yapın, ama daha iyi yapın. 3-4 pazarlama taktiğini alın ve sıradışı bir uygulama ile hedef kitlenizi harekete geçirin. %100 tutarlı , %100 ilişkili. Daha azını yapın, ama daha iyi yapın.” 

 

Küçük İşlerden Para Kazanın

Yazar: Ali BULUT Tarih: 3 Mayıs 2009

ali-bulut-para-kazanYarı zamanlı ya da tam zamanlı olsun, iş aramak ve iş başvuruları yapmak için Monster.com, Kariyer.net, Yenibiris.com, Secretcv.com vs gibi yüzlerce web sitesi var. Fakat bunların pekçoğunda, sürekli olmayan küçük işler yer almaz. Yani tam zamanlı ya da yarı zamanlı olarak birini işe almanızı gerektirmeyecek işlere küçük işler diyoruz. Bu tür kısa dönemli küçük işlerle, bunları yapacak nitelikli çalışanları bir araya getiren bir site: Shorttask

Şu anda beta sürecinde olan Shorttask, evden yapılabilecek küçük işlerin duyurulduğu ve bunları online olarak site üzerinden alabileceğiniz bir komünite. Örneğin bir ses ya da video dosyasının yazılı dökümünün çıkarılması, fotoğraflardaki nesnelerin tarifi, belirli konularda içerik hazırlanması vs… (İngilizcesine güvenenlere tavsiye ederim)

Her işin karşılığı olan ücret miktarını o anda siteden görüyorsunuz. Seçtiğiniz işleri alıyorsunuz. Daha sonra işin tamamlanması ve ilan verenin işi onaylaması ile birlikte, site tarafından, ilanı verenin Paypal hesabından sizin Paypal hesabınıza ödeme yapılıyor. (Bu arada Paypal, Türkiye’de faaliyete başladı)

Shorttask bu aşamada yapılan ödemeden %10 komisyon alıyor. Şu anda sitede 50 binin üzerinde listelenmiş iş var. Ücretlere gelirsek:

  • Amazon.com’da belirli bir konunun bulunması ve o konuya yorum yazılması:  1 dolar,
  • Bir forum üzerinde belirli bir konuda soru yazmak: 0,15 dolar,
  • Bir videonun yazı dökümünün çıkarılması: 5 dolar,
  • Bir telekonferansın yazı dökümünün çıkarılması: 10 dolar,
  • Blogunuzda özel bir markayla ilgili yazı yazmak: 2,50 dolar gibi rakamlar sözkonusu.

Daha önceden bildiğimiz Mechanical Turk sitesi de buna benzer bir çalışma şekliyle küçük işleri listeliyor. Fakat Shorttask’ın farkı, yapılacak işlerin çok daha esnek çözümlerle tamamlanabiliyor olması. Mechanical Turk sitesinden bazı örneklere bakarsak:

  • İstenen bir siteye yorum yazmak: 2,6o dolar
  • 400 kelimelik bir makale yazmak: 2,50 dolar
  • Bulunduğunuz şehirde en az 4 km ve 10 özel isim (işyeri,metro,park vs) barındıracak bir yürüyüş güzergahı göstermek: 1,50 dolar
  • Restoran yorumu yazmak: 2,77 dolar

Boş zamanlarını değerlendirmek isteyenler ya da çalışmadığı için bolca boş zamanı olanlar bunun gibi  küçük işlerden küçük de olsa para kazanabilir.

Marka Yöneticileri için de, küçük görevleri “outsource” edebilecekleri ve dünyanın her yerinden insanlara ulaşabilecekleri bu platformları çekmecede bulundurmakta fayda var.

Ekonomik Krizde Cömert Firmalar

Yazar: Ali BULUT Tarih: 29 Nisan 2009

ali-bulut-ekonomik-kriz

Springwise’da yayınlanan bir haberde, toplumsal önemi giderek artan cömertlik – yardımseverlik kavramlarının iş dünyasındaki özellikle teknoloji sektöründeki birkaç uygulamasından bahsediliyor.

Adobe, geçen ay duyurduğu bir kampanyayla, ekonomik kriz dolayısıyla işten çıkrılmış grafikerler için  “Flex Builder 3 Professional” yazılımını ücretsiz olarak vereceğini bildirdi. Kampanyaya katılmak için, işsiz grafikerlerin bu programı herhangi bir ticari amaçla kullanmayacakları, sadece kişisel amaçlı kullanacaklarını taahhüt etmeleri isteniyor. Sonra da piyasa fiyatı 699 USD olan bu yazılıma sahip olabiliyorlar.

İspanyol telekom firması  Telefónica ise geçen ay, işten çıkarılmış sabit ve mobil hat abonelerine %50’ye yakın indirim yapacağını açıkladı. Kampanya ayrıca serbest çalışan aboneler için de geçerli. Kampanya şartlarına göre en az 6 aylık abone olmanız gerekiyor, neticede aylık maksimum limit 20 € olmak üzere sitedeki başvuru formunu doldurarak kampanyaya katılabiliyorsunuz.  

Bushfire Housing, Avustralya’da gerçekleşen büyük yangınlardan sonra evsiz kalanlar için hazırlanmış bir çözüm. Bir grup insan siteye girerek geçici olarak bir odalarını, yataklarını ya da evlerini yangın mağdurları için kullanıma açıyorlar. Yangın mağdurları da yine aynı site üzerinden ücretsiz olarak bu imkanları buluyorlar. Yardımlaşma kültürü için güzel bir örnek.

Londra’da bulunan Lucky Voice kareoke barı ise pazartesi günleri belirli saatlerinde doktor, hemşire, öğretmen, polis, vs gibi kamu çalışanlarına ücretsiz hizmet veriyor. Önceden rezervasyon yaparak faydalanılan sistem, ekonomik krizin yükünü biraz da olsa üstlenebilmek için kamu çalışanlarına böyle bir jest yapıyor.  

Ücretsiz yazılım, indirim, paylaşım ya da jest, her ne olursa olsun bugünlerde markalar için tüketicilerinin ekonomik krizdeki mağduriyetlerini paylaşmak adına pekçok fırsat var. Bir marka yöneticisi için en temel kavramlardan birisi tüketicileriyle birşeyleri paylaşmaksa, bunun en sempatik yollarından biri, karşılıksız vermek ya da cömertliklerini göstermek olacaktır. Müşterilerinizin sorunlarına duyarlı olun.

Müşterilerinizle duygusal bağ mı kurmak istiyorsunuz? İşte size fırsat…

Vermeye, yardım etmeye, cömertliğinizi göstermeye odaklanın. Bununla ilgili binlerce uygulama geliştirebilirsiniz. Hatta şimdiden benim aklımda en az on tane belirdi…

GÜNÜN YAZILIMI

ETİKETLER

ÜYELİK

Bu blog BloggerV.com üyesidir.