Subscribe to Marka Yöneticisi

Moskova ve Rusya İzlenimlerim

Yazar: Ali BULUT Tarih: 8 Nisan 2010

ali-bulut-moskova-ve-rusya

Daha önceki yazılarımı takip edenler yaklaşık bir sene önce Moskova’ya yerleştiğimi bilirler. İnandığım bir projeyle birlikte bir hazır giyim markasının Rusya  ve CIS ülkeleri operasyonlarını yürütmek üzere 2009 yılının ikinci yarısında Moskova’ya geldim. Aradan geçen süre zarfında sürekli aklımda olmasına rağmen, bir türlü oturup enine boyuna Rusya gözlemlerimi yazamadım. Bugün genel bir başlangıç yapma niyetindeyim.

Buradaki pazarda süreçler Türkiye’den oldukça farklı işliyor. Özellikle dağıtım kanalları, tahsilat biçimleri ve pazarlama enstrümanları şu anda halen serbest piyasa ekonomisine adaptasyon sürecinin izlerini taşıyor. Kimileri bunu daha zor diye adlandırsa da, aslında sistem genel olarak marka ve firmaların lehine kolaylıklar da içeriyor. Sadece iyi bir strateji ve koordinasyon lazım.

Türkiye’deki gibi krizin psikolojik etkileri çok fazla değil. Hatta şu anda hızlı bir büyüme rakamı tutturulmuş durumda ama bununla birlikte halen işsizlik oranlarının yükselmesiyle ilgili sıkıntı aşılmaya çalışılıyor. Bununla ilgili de tabii ilk olarak akla gelen, yabancı çalışma izni kotalarının düşürülmesi.

Tüketici piyasasına bakarsak, insanlar gelirlerinin son damlasına kadar halen paralarını harcamakta. Bu aslında Rusya ve diğer CIS ülkelerinin genel şablonu. Komünizm sonrasında  tüketmek ve tüketerek kimlik kazanmak, prestij edinmek gibi bir paradigma oluşmuş insanlarda. Aylık geliri bir Iphone tutarında olan insanların bile elinde Iphone. Tabii bir de bununla birlikte yaşadıkları ilk 1998 kriziyle birlikte, ellerindeki paranın develüasyon karşısında küçülmesi, insanların nakit tasarruf yapmak konusunda çekimser olmalarının nedeni. Sonuç olarak Rusya’da mağazalar dolu, insanlar AVM’lerde ve ellerinde alışveriş poşetleri. Reklamlar ve tüketim alabildiğine devam ediyor..

Bununla birlikte, nakit akışı ya da sermayesiz ve kaldıraçlı büyüme gibi sorunlarla boğuşan küçük işyeri sahipleri, bu krizle birlikte oldukça zor zamanlar geçirmiş. Birçok işyeri kapanmış. Türkiye ile benzer süreç. Fakat şu anda ayakta kalanlar, halen iştahla tüketen müşterilerin karşısında büyük avantaj sahibi… Daha az rekabet ve daha kolay satış…

Şu dönemde, Rusya’daki genel konjonktür:

  • Tüketici, krizlerle birlikte daha fazla tüketmeye kamçılanıyor. Yarın ne olacağı belli değil, bugünün değerini bilelim diyorlar.
  • B2B taraftaki müşteri sayısı azalsa da, onlara hizmet getiren ara servisler de azalıyor. Yani pekçok toptancı ve komisyoncu artık faaliyet göstermiyor Rusya’da.. Ya da küçülme yoluna gidiyor.(Türkiye’deki 2000 yılı sonrası süreç)
  • Moskova’nın en önemli, en büyük, fakat tamamı kayıtdışı toptan tekstil pazarlarından birisi 2009 yılında Putin tarafından kapatıldı. 5 milyar dolar civarı bir ticaretin döndüğü tahmin edilen pazarın müşterileri hızla yeni markalar ve tedarikçiler arayışında.
  • Moskova’nın 2.büyük toptan pazarlarından olan Lujniki için de aynı söylentiler dolaşıyor. Putin, Rusya’nın hazır giyim ticaretinin de artık dünya ile entegre olmasını ve kayıtdışı sistemin bitmesine çalışıyor.
  • Krizle birlikte boşalan işyerleri ve ofisler nedeniyle, kiralar neredeyse yarı yarıya düşmüş durumda. (Moskova’da 1+1 sıradan bir dairenin bile kirasının 1500dolar olduğunu düşünün). Eskiden Türkiye’de eşlenik lokasyon ve şartlardaki bir mağazanın kirasına göre buradaki kiralar yaklaşık 3 kat pahalı iken, şu an bu oran neredeyse 1,5 kat civarlarında.
  • Kadınlar için halen en önemli iki tüketim sınıfı: Kozmetik ve giyim. Şartlar ne olursa olsun, neredeyse fiyattan bağımsız bir tüketim söz konusu. Piyasayı belirleyen hakim sınıf, çalışan kadınlar… Onlar da zaten her yerde, özellikle Moskova’da etrafınızda çalışanlara baktığınızda ağırlıklı olarak kadınları görüyorsunuz.
  • B2B tarafta çek ve senet gibi enstrümanlar yok. Yani böyle bir talep de yok. Dolayısıyla tahsilat sorunu olmayan bir ticaretin zaten %70 riski, daha en baştan ortadan kalkmış oluyor. Ticaret ya nakit ya da çok az oranda açık hesap üzerinden yürüyor.
  • Tüketici piyasasında kredi kartı kullanım oranı çok az. Bu da mağazaların nakit dönmesi ve aylık %1-3 arası komisyon giderlerini elinde tutması anlamında geliyor.
  • Dolayısıyla bu konjonktüre bakarak Rusya pazarının ehlileşiyor olduğu görülüyor. Fakat bu, organize perakendenin ve beyaz ticaret yapanların lehine doğru bir süreç. Zaten mevcut hükümetin kararlılıkla mücadele ettiği gri ticaret, giderek daha zorlu engellerle karşılaşıyor.
  • Bununla birlikte giderek azalsa da, halen devam eden bürokrasideki hantallık, nitelikli insan kaynağı konusundaki sorunlar da işin zorluklarından. Özellikle nitelikli insan kaynağı bulma konusunda halen ciddi sıkıntı var.

Netice itibariyle, Moskova ve Rusya halen geç kalınmamış, hatta aslında gerçek fırsatın yeni başladığı bir pazar. Şimdilik ilk anda aklıma gelenler bunlar,  daha detaylı analizler de yapacağım. Bu arada sorularınız olursa, cevaplamaktan memnuniyet duyarım.

Moskova metrosundan bazı fotoğraflar için buraya tıklayın

Devamı gelecek….

Picasso ve Sanatta Markalaşma

Yazar: Rezzan KAHYA Tarih: 18 Kasım 2009

ali-bulut-picasso-ve-sanattma-markalasma-

Küçük bir çocukken annem bana şöyle demişti: “Eğer asker olursan general olacaksın, rahip olursan papalığa yükseleceksin.”  Ama ben ressam oldum ve Picasso olarak kaldım.

Pablo Picasso

Resim sanatında belki de en büyük markalardan biridir Picasso…  Peki Picasso, iletişim biliminin günümüzdeki gibi gelişmiş olmadığı bir dönemde nasıl Picasso olmuştur? Profesyonel destek almış mıdır?

Sanatsal markalaşma kavramı Türkiye’de çok bilinmemekle birlikte yurt dışında üzerine tartışılan bir konu… Sanatta marka haline gelmek için izlenmesi gereken yol şüphesiz, marka olmak için gerekli adımları izlemekten geçiyor. Bu yolu kimi zaman bilinçli, kimi zaman ise bilinçsiz olarak izleyenler, sanatsal markalar haline geliyor.

Nasıl ki markayı marka yapan değerler, kaliteli ürün ya da hizmet, markanın olumlu bir imajının ve bir vaadinin olması, etkili iletişim ile bilinirliğinin sağlanması ve neticede tüketicide sadakat yaratması ise; sanatsal yapıtların, sanatçıların, sanat kurumlarının-kuruluşlarının da aynı değerlere sahip olması beklenebilir.

Bir sanat eserinin hedef kitlesi hayranları olarak kabul edilecek olursa, eserin kaliteli algılanması ve sanatseverin beğenisini kazanması marka hedefi olarak kabul edilebilir. Bir sanatçı şüphesiz,  ticari kaygılarla eserini yaratmaz. Ticari kaygılarla üretilen eserlerin, sanatsal yönü tartışmalıdır.

Sanatta markalaşma süreçleri incelenecek olursa, sanatçının eseri yaratımından sonra hedef kitlesi olan sanatseverde bir harekete neden olduğu görülür. Sanatsever hayranı olduğu resmi alma, beğendiği albümü edinme, merakla beklediği eseri sahnede izleme eğilimi göstermektedir.  Sanatçıların yaşadıkları dönemlere göre eserlerinin ne kadar büyük kitleler tarafından takip edildiği değişkenlik gösterir. İletişim araçlarının günümüzdeki gibi yaygın olmadığı bir dönemde sanat eserlerinin bilinirliğinin çok üst seviyelerde olması beklenemez.  Ancak günümüzdeki sanat eserlerinin kalıcılığı ayrı bir tartışma konusu olabilir.

Yüzeysel bir tespitle; bir sanat eserinin sanatsal marka haline gelebilmesi için özgün olması ön koşuldur.  Ancak bir sanatçının, yepyeni bir akım yaratmasa ve alanında ilk olmasa bile, onu benzerlerinden ayıracak kendi yorumunu o işe katabilmesi gerekir.  Sanat kurumları ve kuruluşlarının markalaşması ise, kurumsal imajlarının sistemli bir şekilde konumlandırılması ve hedef kitleleri ile düzenli iletişimin korunması ile sağlanabilir.

Bu noktadan hareketle, sanat eserlerinin markalaşmak üzere yaratılamayacağını, fakat yaratılmış sanat eserlerinin doğru iletişim teknikleri kullanılarak hedef kitlesi ile buluşturulabileceğini söyleyebiliriz. Sanat kavramının kişiden kişiye farklı algılamalara neden olduğu günümüzde, sanatçı kavramı da aynı tartışmanın nesnesidir.  Sanat ve sanatçı kavramlarını önümüzdeki yazılarda irdeleyeceğiz.  Ancak günümüzde ikon haline getirilen popüler kültür kaynaklı eserleri  ve ikonlaşma hareketini sanat ve sanatçılık başlığından ayrı olarak incelemek gerektiği düşüncesindeyim.

Sanatta sistemsiz olarak yürütülen ikon yaratma çalışmaları, iyi eserler verebilecek sanatçıları ticari kaygılarla hazırlanmış eserlere yöneltmekte… Günümüz koşulları, gelecek yüzyıllarda 21.yy sanatını gölgede bırakabilecek bu popüler akımların, iletişim profesyonelleri tarafından sistemli bir şekilde yönetilmesini gerektiriyor.  Sponsorluk faaliyetlerini de yöneten marka yöneticilerinin, bu  hususta oldukça stratejik bir rolü bulunuyor.

www.markayoneticisi.com için yazdığım ilk yazı ile pek el değmemiş bu konuya ufak çaplı bir giriş yapmak istedim. Gelecek aylarda bu konuyla ilgili daha detaylı yazılarımı okuyabilirsiniz.

Rezzan KAHYA

Mobilya Sektörünün Temel Sorunları

Yazar: Ali BULUT Tarih: 17 Temmuz 2009

Bir önceki yazımda mobilya sektörünün SWOT analizine yer vermiştim. Bu analizle birlikte mobilya sektörünün temel sorunlarını 19 madde halinde belirtmiştim. Şimdi bu sorunları teker teker ele alalım ve rekabet avantajımızı nasıl artıracağımıza yönelik önerilerimizi konuşalım.

Türk Mobilya Sektörünün Temel Sorunları:

  1. Markalaşma
  2. Tasarım ve AR-GE
  3. Sermaye Yetersizliği
  4. Uzman Çalıştırma
  5. Deneyim Eksikliği
  6. Kayıt Dışı Çalışma
  7. İhracatın Artırılması
  8. Vergiler ve Teşvikler
  9. SSK Primleri
  10. Uluslararası Finansman İmkanları
  11. Enerji Fiyatları
  12. Pazarlama ve İletişim Sorunu
  13. Fason İmalat
  14. Üretim Teknolojileri
  15. Uluslararası Standartlar ve Kalite
  16. Müşteri Memnuniyeti
  17. Örgütlenme Sorunu
  18. Eğitim
  19. Sektörel Dış Ticaret Şirketleri

1- Markalaşma

Sektörde markalaşma eğilimi 2000’li yıllarla birlikte artış gösterdi, özellikle perakende müşterisinin alışveriş tutumlarındaki global değişimler bu anlamda firmaları markalaşma sürecine götürdü. Mobilya üreticisi firmaların kurduğu sektörün en büyük sivil örgütü MOSDER ise markalı mobilya satın alınmasına yönelik hazırladığı reklam kampanyasıyla bu konuda tüketicileri bilinçlendirmeyi hedefliyordu. Sektörde şu anda büyük ölçekli firmaların markalaşma konusuna gösterdikleri önemi, diğer orta ve küçük ölçekli işletmelerin de göstermesi gerekliliği görülüyor. Zira özellikle dış pazarlarda olgunlaşmış bir marka  ve özgün tasarımlara sahip olmadan rekabet avantajı adına çok fazla bir yol katedemeyeceğimizi görüyoruz.

Markalaşma süreci ile birlikte, firmalar özgün tasarımlı ve kalitede dünya standartlarını yakalamış koleksiyonlar üretmeli, sadece üretici kimliğiyle işçilik değeri üreten bir sektör olmaktan çıkıp aynı zamanda marka kimliği ile katma değerli çalışmaya geçmelidir.

Bunun için devlet ve diğer sivil sektör örgütleri, markalaşma konusunda firmaları eğitmek, teşvik etmek, yol haritası çizmek ve rehberlik etmekle sorumludur.

2- Tasarım ve AR-GE

Her sektör tasarım ve ürün geliştirme yeteneği kadar rekabetçidir. Türkiye’de imalat sektöründe ciddi yeri olan mobilya sektörünün, aynı oranda ihracat rasyosuna sahip olamayışının temel nedeni uluslararası pazarlarda maliyet ve işçilik odaklı üretim gücünü pazarlamaya çalışmaktan kaynaklanmaktadır. Türkiye’de en büyükler arasında yer alan pek çok marka bile ihracat pazarlarında sadece bir fason üretici olarak varlık göstermektedir. Global tasarımlar yaratmanın finansal gerekliliklerini karşılamak istemeyen, orta vadeli değil de kısa vadeli vizyon sahibi olan ve günü kurtarmak adına çok küçük kar marjlarıyla tasarım değeri olmayan ürünler üreten firmalar, ihracat pazarlarında son yıllarda Çin faktörüyle yüzleşmek zorunda kalmıştır.

Türkiye’nin Avrupa Birliğine giriş ile ilgili Komisyon Rapor’una göre (EC Report, 2004), Türkiye’nin endüstriyel tasarıma vermesi gereken önemi ve ürünlerin hukuksal boyutta korunurluğuna yönelik önlemler alması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu bağlamda Avrupa Birliği Konsey kararları doğrultusunda endüstriyel politika araçları ile aktif olarak Lizbon stratejisinin amaçlarını ve sürdürülebilir gelişme stratejisini uygulamak sektör ve devletimizin sorumluluğudur

3- Sermaye Yetersizliği

Sektördeki işletmelerin çoğunluğunu oluşturan KOBİ’ler sermaye yetersizliği ve finansman maliyetlerinin yüksekliği nedeniyle zorlanmaktadır. Öz kaynaklardan finanse edilmeye çalışılan işletme sermayesi nedeniyle büyüme yavaş olmakta ve ekonomik krizlere karşı dayanıklılık zayıf olmaktadır.

Yetersiz sermaye, diğer taraftan orta ve uzun vadeli yatırım yapma kararlarını engellemekte ve böylece de kurumsallaşamayan ve profesyonelleşemeyen yapıların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

4- Uzman Çalıştırma

Sektörün hemen hemen tamamı aile şirketlerinden oluşmaktadır. Mobilya firmalarında profesyonel yönetici ve uzman kadrolar çalıştırma oranı oldukça düşüktür. Bu nedenle işletmelerde kayıt tutma ve plan yapma gibi fonksiyonlar sağlıklı çalışmamaktadır. Bilgi ve deneyim birikim ve aktarımı da aynı şekilde sağlıksız yürümektedir.

Bu nedenle firmalarımıza kurumsallaşma, markalaşma, profesyonelleşme, rekabet gibi kavramların anlatıldığı, global örneklerle desteklenmiş eğitimler hazırlanmalıdır. Devlet uzman personel çalıştırma konusunda daha fazla cesaretlendirici ve maddi olarak teşvik edici olmalıdır. Bunun dışında kendi oluşturacağı uzman kadrolar ile mobilya firmalarına ücretsiz olarak danışmanlık ve rehberlik hizmeti sağlamalıdır.

5- Deneyim Eksikliği

Özellikle ihracat pazarlarında karşımıza çıkan önemli sorunlardan biri de deneyim eksiğimiz. KOBİ’ler yurtdışı pazarlar konusunda deneyim ve bilgi sahibi değiller. İşletmelere dış pazarlara ait bilgilerin ulaştırılması, bu pazarların tanıtılması, uluslararası sergi ve fuarlara katılmaları sağlanarak, bilgi ve görgülerinin artırılması gerekmektedir. Bunun için de öncelikle uzman çalıştırma ve tasarım konusunda gerekli desteklerin verilmesi gerekmektedir.

6- Kayıt Dışı Çalışma

Hemen hemen her ilimizde yer alan mobilya üretim ve satış noktalarının sayısı 65 bin civarındadır. Fakat özellikle küçük işletmelerdeki yüksek kayıt dışılık nedeniyle ne bu rakam, ne de istihdam edilen kişi sayısı net olarak tespit edilememektedir. Sektörün atıl yatırım, kapasite kullanım oranları ve ölçeksel imalat miktarları da bu nedenle net bir envanter olarak çıkarılamamaktadır.

Bu kayıt dışılık aynı zamanda büyük ölçekli markaların rekabet avantajını azaltmakta ve gelişimlerini olumsuz olarak etkilemektedir. Bu nedenle yasal denetimler artırılmalı, kayıtlılık özendirilmeli ve kayıtdışılık konusunda ciddi yaptırımlar uygulanmalıdır. Böylelikle daha gerçekçi bir sektör projeksiyonuna sahip olabiliriz.

7- İhracatın Artırılması

MOSDER’in açıkladığı rakamlara göre şu anda mobilya ihracatımız 1 milyar dolar civarındadır.  Bu rakam dünya toplam pazarında %1-2 gibi orana denk geliyor.

Firmalarımızın dış pazarlardaki deneyimsizliği ve finansman yetersizlikleri en önemli iki engeldir. Bu engelleri yok etmeye yönelik adımların atılabilmesi ile ihracat rakamımızın bugünün çok ötesinde olabileceği bir potansiyele sahibiz.

İGEME, KOSGEB, Eximbank, Halkbank bu iki engelin ortadan kaldırılmasına yönelik işletmelerimizi daha fazla desteklemeli, özellikle teşvikler konusundaki bürokrasi ve bekleme sürelerini azaltmalıdır.

8- Vergiler ve Teşvikler

AB ile müzakere sürecinde artarak sürmesi beklenen KOBİ’lere dönük mali desteklerden, işe başlangıç desteği, KOBİ teminat programı, çekirdek sermayesi programı, bölgesel kalkınma programları vs. ile yenilikçi ve AR-GE’ye yönelik çalışmalarında desteklendiği Altıncı Çerçeve Programı gibi teşviklerden  sektördeki KOBİ’lerin yararlanmasını sağlayacak bilgilendirme programları  sektörel örgütlerce ve ilgili kamu kurumlarınca yaygınlaştırılmalıdır.

Tekstil sektöründe olduğu gibi KDV oranı indiriminin kalıcılığı da ayrıca önemli bir iç piyasa tüketim teşviğidir.

9- SSK Primleri

Gelir gider beyanlarındaki kayıt dışılık ile paralel olarak, sektörde  istihdamda ciddi bir  kayıt dışılık söz konusudur. Bunun önemli nedenlerinden biri yüksek SSK primleridir.  SSK primleri uluslararası standartlar ve ülke gerçekleri dikkate alınarak yeniden düzenlenmelidir. Yoğun istihdamın olduğu sektörde SSK primlerinin Avrupa Birliği ülkeleri seviyesine çekilmesi sektörün rekabet gücünü artıracaktır.

10- Uluslararası Finansman İmkanları

Türkiye’de ihracatçıları desteklemek amacıyla 1987’de kurulmuş olan Türk Eximbank’ın ülke bazında ve proje bazında kredi vermesi sağlanmalıdır. Eximbank’ın dış kaynaklı kredilerde vadelerin uzun tutulması ve faiz oranlarının AB ülkeleri seviyelerine çekilmesi sektördeki ürün üretim-satış döngüsüne uyum sağlaması bağlamında önem arz etmektedir.

11- Enerji Fiyatları

Sektörün, rekabet ettiği ülkeler göre enerji maliyetleri oldukça yüksektir. Bu nedenle de önemli bir rekabet gücü kaybı yaşamaktadır. Bir ülkede üretim ve ihracatı teşvik etmenin önemli yollarından biri işletmelerin enerji maliyetlerini düşürmektir.

12- Pazarlama ve İletişim Sorunu

Bilgi çağının yaşandığı evrensel dünyada, Kotler’e göre ürün oluşum stratejilerinde ürün üretmekten öte ürünün satılması şirketlerin gelişimi, gücü ve rekabeti için daha çok önemlidir.

Ağırlıklı olarak KOBİ’lerden oluşan mobilya sektörü, yeterince kurumsallaşamama ve yetersiz kaynaklardan dolayı, pazarlamaya gereken önemi verememektedir. Özellikle dış pazarlarda neredeyse hiç bir pazarlama faaliyeti yürütemeyen küçük firmalar, iç pazarda da satış kanallarını çeşitlendiremediklerinden dolayı sorunlar yaşamaktadır.

Bununla birlikte markalı mobilya üreticileri ile orta ve büyük ölçekli üretici firmalar, pazarlama kavramına son 5 yılda daha fazla önem vererek, tüketiciyle kurdukları iletişimde yan fayda değerler oluşturmaya çalışmaktadırlar. Yine de tasarım, markalaşma, özgünlük ve endüstriyellik kriterlerinin tümünü bir arada işleyerek, bütünsel bir pazarlama iletişimi yürüten firma sayısı bir elin parmakları kadar azdır.

Stratejik pazarlama planı hazırlamak ve sektör dinamiklerini önceden tahminleyerek hareket etmek, halen mobilya sektöründe aşılması gereken en önemli eşiklerdendir. Firmalar bunun yerine, direk satış odaklı ve günü kurtarmaya yönelik hareketlerle aslında kendi bindikleri dalı kesmektedirler. Geldiğimiz noktada, Türkiye’de her biri birbirine son derece benzeyen modellerin, benzer teknolojilerle üretildiğini, benzer bir dağıtım kanalı ile tüketiciye ulaştırıldıklarını, benzer tanıtım faaliyetleri ile desteklendiklerini ve benzer fiyatlara satıldıklarını görebiliriz.

Bu alanda firmalara çok iş düşmektedir. Daha fazla yenilik, daha cesur inovasyonlar, entegre bir pazarlama iletişimi ve yeni iş modelleri yaratmak üzere kaynaklarını yeniden planlamalıdırlar.

13- Fason İmalat

Sektörün ihracat potansiyeline bakıldığında, gerçekleşen ihracatın aslında çok üstünde olduğu görülüyor. Bununla birlikte gerçekleşen ihracat içinde büyük payı fason imalat oluşturuyor. Yani dış pazardaki müşterinin sipariş ettiği model ve marka ile yapılan üretim. Tekstil sektörünün de benzer süreçleri deneyimlediğini hatırlarsak, fason imalat ağırlıklı ilerlemek sektöre hiç bir değer katmayacaktır. Hatta zamanla Çin faktörü karşısında yok olma tehlikesi ile karşılaşılacaktır.

Bu nedenle tasarım ve pazarlama alanında, özellikle KOBİ’leri eğitmeye yönelik programlar açılmalı, bununla birlikte gereken altyapı için teşvikler planlanmalıdır.

14- Üretim Teknolojileri

Seri üretim, endüstriyel tasarım ve otomasyon teknolojileri mobilya sektörü için temel altyapı unsurlarıdır. Bununla birlikte dışa bağımlı makine ve teknoloji parkuru için yerli AR-GE çalışmaları özendirilmeli, firmaların teknolojik yatırım yapmaları için gereken teknik danışmanlık yine devlet tarafından sağlanmalıdır.

15- Uluslararası Standartlar ve Kalite

Mobilyada özellikle ihracat pazarlarında uluslararası standartlara uygunluk önemli bir husustur. E1, CE, TSE, ISO gibi belgeler firmaların hem rekabet avantajını artıracak hem de uluslararası ölçekte pazarlama faaliyetlerini kolaylaştıracaktır.

Son yıllarda giderek önemi artan, çevre sağlığı ve çocuk sağlığına uygunluk gibi kriterlerin firmalar tarafından sağlanması gerekmektedir. İhracatımızda en büyük paya sahip AB ülkelerinin bu konudaki hassasiyeti göz önünde tutulmalıdır.

16- Müşteri Memnuniyeti

Tasarım süreci öncesinde başlayan ve kullanım ömrünü doldurmaya kadar giden süreçte, elimizdeki ürün hem mobilya kullanıcısı tüketici hem de genel olarak yaşadığımız dünyanın bir parçası olmaktadır. Bu iki unsurla uyum içerisinde ve her iki unsur için de fayda üretecek mobilyalar üretebilmeli, tatmin ve memnuniyeti hedeflemeliyiz. Bunun için de her aşamada bu vizyonu gerçek kılacak adımlar atılmalı, planlar bu doğrultuda oluşturulmalıdır

17- Örgütlenme Sorunu

Sektörde lokal örgütlenmeler dışında ulusal tek bir çatı yer almaktadır. O da daha ziyade orta ve büyük ölçekli, markalı mobilya üreticilerinden oluşan MOSDER‘dir. MOSDER dışında, KOBİ’leri de içine alan ve ulusal bir master plan çerçevesinde sektörün dinamiklerini eşgüdümlü ve uyumlu hale getirecek bir örgütlenmeye ihtiyaç vardır.

Aynı şekilde dış pazarlarda, Türk Mobilya sektörünün varlığını ve imajını, aynı zamanda faaliyetlerini temsil edecek örgütlenmeler ne yazık ki yetersizdir.

18- Eğitim

Avrupa Birliği Katılım bildirgesinde yer alan Türkiye’nin Mesleki eğitim politikasının geliştirilmesi ve uygulanması konusuTürkiye’nin halletmesi gereken öncelikler arasında yer almaktadır.

Mobilya ve dekorasyon eğitiminin içeriği ve kalitesi artırılmalı, yabancı eğitim kuruluşlarıyla işbirlikleri yapılmalıdır. Bununla birlikte sektörün tasarımcı istihdamına yönelik yeni eğitim programları oluşturulmalı, bu konuda ihtisaslaşma sağlanmalıdır. Üniversite-sanayi işbirlikleri güçlendirilerek, bir yandan üniverisitelerdeki eğitimin kalitesi artırılırken, diğer yandan da sektörün eğitimli personel sorunu aza indirgenmiş olacaktır.

19- Sektörel Dış Ticaret Şirketleri

Kurulacak sektörel dış ticaret şirketleri  (SDTŞ) vasıtasıyla, özellikle küçük ölçekli mobilya üreticilerinin yurtdışı pazarlarda varlık göstermesi sağlanabilir. Böylelikle dış ticarette örgütlü bir yaklaşımla, çok daha etkili sonuçlar alınacaktır.
Yeni pazara girme ve yeni alıcıya ulaşma, pazarların çeşitlenmesi ve riskin azaltılması, büyük miktarda siparişlerin birlikte hareket ile kolaylıkla karşılanması, uzun dönemli yatırım ve üretim planlaması yapabilme, birim üretim ve dağıtım giderlerinde azalma, pazarlık gücü elde edilerek daha karlı satış yapabilme, ihracatta bilgi birikimi ve deneyim elde etme, döviz girdisi elde etme, endüstri alanında sesini duyurabilme, ihracat giderlerinin paylaşımı nedeniyle daha az finans ile kaynak tahsisi gibi avantajlar nedeniyle SDTŞ’ler KOBİ’ler için son derece önemlidir.

Sektör Analizi: Mobilya

Yazar: Ali BULUT Tarih: 8 Temmuz 2009

2000’li yıllardan itibaren Türkiye’de ciddi bir atılımda olan mobilya sektörü imalat sanayinin yaklaşık %3’lük kısmını oluşturmaktadır. 30bin civarında işletmeye sahip mobilya sektöründe markalaşma ve tasarım konusunda ciddi hamleler yapılırken, bununla birlikte teknolojik olarak da belirgin bir gelişme görüyoruz. Bu gelişimle paralel olarak dünyada ilk 25, Avrupa’da ilk 6 arasında yer alıyoruz. Tabii ki çok büyük oranda KOBİ’lerden oluşan sektörün, bununla ilişkili olarak sorunları da genel olarak bilindik KOBİ sorunları. (Kurumsallaşamama, markalaşamama, zayıf tasarımlar, dış ticarette yetersizlik vs)

Avrupa Mobilya Üreticileri Federasyonu’nun rakamlarına baktığımızda Türkiye’nin Avrupa’da en çok ihracatı Almanya ve Fransa’ya yaptığını görüyoruz (UEA, 2006). Komşu ülkelerden de en çok ihracatımız Yunanistan’a. Fakat önce Çin etkisi, ardından gelen 2008 krizinin de etkisiyle, Türk Mobilya sektörü oldukça kan kaybetmiş durumda. Yine de Avrupa’nın önde gelen mobilya üretici ülkeleri olan Almanya, İtalya ve Polanya ile halen ciddi bir rekabet potansiyeline sahibiz.

2004 TUİK verilerine göre 170 bin kişinin üzerinde direk  istihdama sahip sektörde, markalı mobilya üreticileri tarafından kurulan MOSDER‘in 2006 rakamlarına göre de bunun yaklaşık 17 bin kişisi 14 büyük markanın çatısı altında istihdam edilmekte.

Bir yandan dünya mobilya pazarının 2020 yılı itibariyle 500 milyar USD bir hacme ulaşması öngörülüyor. Türkiye’nin sürekli büyüyen bu pastadan payına düşeni alabilmesi için sorunlarını çözüp rekabet gücünü artırmaya odaklanması şart. Peki tam olarak çözüm nedir? Mobilya sektörümüze rekabet avantajı nasıl sağlayacağız?

SWOT Analizi:

Sektörün geleceğini tartışmaya başlamadan önce, içsel olarak güçlü ve zayıf yönleri ile dışsal etkenlerden kaynaklanan fırsatlar ve tehditlerin belirlenmesi doğru olur.

Mobilya sektörünün rekabet gücünün artırılması için temel sorunları doğru tespit etmek ve bu sorunların çözümlerine odaklanmak gerekiyor. Ana başlıklar halinde bu sorunlar aşağıdaki gibi listelenebilir. Bir sonraki yazımda bu başlıklara ilişkin değerlendirmelerimi ve çözüm önerilerimi de detaylı olarak anlatacağım. Şimdilik sadece ana başlıkları paylaşacağım:

 

 

Türk Mobilya Sektörünün Temel Sorunları:

  1. Markalaşma
  2. Tasarım ve AR-GE
  3. Sermaye Yetersizliği
  4. Uzman Çalıştırma
  5. Deneyim Eksikliği
  6. Kayıt Dışı Çalışma
  7. İhracatın Artırılması
  8. Vergiler ve Teşvikler
  9. SSK Primleri
  10. Uluslararası Finansman İmkanları
  11. Enerji Fiyatları
  12. Pazarlama ve İletişim Sorunu
  13. Fason İmalat
  14. Üretim Teknolojileri
  15. Uluslararası Standartlar ve Kalite
  16. Müşteri Memnuniyeti
  17. Örgütlenme Sorunu
  18. Eğitim
  19. Sektörel Dış Ticaret Şirketleri

Edit (11.7.2009): Yukardaki maddelerin açılımıyla ilgili “Mobilya Sektörünün Temel Sorunları” başlıklı yeni yazıma şuradan ulaşabilirsiniz.

Reebok Yeni Yüzünü Arıyor

Yazar: Ali BULUT Tarih: 27 Mayıs 2009

ali-bulut-reebok-yeni-yuzunu-ariyor

Reebok, “We Love Freestyle”  konseptinden sonra, “Freestyle” mirasını bu sezon “Fly Generation” ile sürdürüyor. Retro spor bakışıyla yeniden yorumlanmış “Pump” serisi ayakkabı ve giysilere özgün bir Reebok ruhu katılmış.

Reebok, Avrupa çapında bir kampanya düzenleyerek “Fly Generation” konsepti için yeni yüzünü tüketicilerinin arasından seçeceğini duyurdu. Kazanan aday, bir yandan ünlü bir kadın dergisinde (Vice) röportaj verecek, diğer taraftan Reebok mağazalarında ürünün tanıtım yüzü olacak. Fotoğraf çekiminin Avrupa’dan gelecek bir fotoğrafçı tarafından yapılacağı kampanya için başvurular internet üzerinden yapılıyor.

Türkçe kullanım seçeneğinin de yer aldığı siteye, ReebokFlyGeneration tıklayarak ulaşabilirsiniz. Kendi stilinizi yansıttığına inandığınız, JPG formatında 480*640 çözünürlüğe sahip, bir boy fotoğrafınızı siteye yüklüyorsunuz. Ardından aradıkları kızın neden siz olduğunuzu kısaca anlatıyorsunuz. Katılımlar Mayıs ve Haziran ayları boyunca sürecek, kazanan aday Temmuz ayında juri tarafından açıklanacak.

Reebok, “Fly Generation” için Amerika’daki tanıtım yüzü olarak, bizim de CNBC-e’de oynayan “Gossip Girl”  dizisinden tanıdığımız Leighton Meester ile çalışıyor. Siz de “ben bir moda delisiyim” diyor ve kendi özgün stilinize sahip olduğunuzu düşünüyorsanız, bu yarışmayla Türkiye’deki tanıtım yüzü siz olabilirsiniz.

Kişiye Özel Moda

Yazar: Ali BULUT Tarih: 1 Mart 2009

ali-bulut-sneaker

Kişiselleştirilmiş ayakkabı seçenekleri gençlerin oldukça hoşuna gitmiş olmalı ki, firmalar ardı ardına konuyla ilgili pazarlama kampanyaları başlatıyorlar. Henüz Keds Studio ve RYZ tarafından üretilen, üzerinde kişiselleştirilmiş grafiklerinizin yer alacağı ayakkabıları duymuşken, şimdi de Sneakart ‘ın bir adım daha öteye geçerek,  herhangi bir markadan aldığınız “sneaker”ınızı size özel seçeceğiniz-hazırlayacağınız tasarımda “sticker” ile kaplamanıza olanak sağlayan sistemini inceliyoruz.

Hala beta sürecindeki, İngiliz Sneakart grafikleri ile su geçirmez, süper ince, esnek ve ekstra dayanıklı grafik filmlerle özellikle açık renk ya da beyaz ayakkabılarınızı kaplıyorsunuz. Toksin içermeyen baskısı ve PVC içermeyen yapışkan yüzeyi ile Sneakart aynı zamanda çevreye duyarlı olduğu mesajını vurguluyor.

4,95 ila 5,95 Pound arasında fiyatlarda satılan “sticker”lar, isterseniz siteden seçeceğiniz, isterseniz de sizin “upload” edeceğiniz tasarımların hazırlanmasıyla size gönderiliyor.

Kendi moda çizimlerinizi hayata geçirmek, bunun yanında beğenilen tasarımlarınızın satışıyla para kazanmak olanağı da sağlayan Sneakart incelenmeye değer bir siteye sahip. Hazırlanan ürünlerin dünyanın her yerine ücretsiz olarak gönderildiğini de dip not olarak düşelim.

Moda Çizimleri İçin Hazır Şablonlar

Yazar: Ali BULUT Tarih: 6 Aralık 2006
ali-bulut-moda-cizimleri

Moda tasarımcıları yaptıkları moda çizimleri için bazen çizim şablonlarına ihtiyaç duyarlar. Bu hem zamandan tasarruf sağlar hem de daha kolaydır. Özellikle yeni başlayanlar için oldukça kullanışlı bir yöntemdir bu.

Fashion-Templates sitesi bu noktadan hareketle kurulmuş bir site. Tasarımcılara ihtiyaç duydukları şablonları sunan, bunun yanısıra online düzenleme programları içeren oldukça kullanıcı dostu bir site. (İngilizce içerik)

Koleksiyonların “storyboard” sunumu, teknik çizimler, beden formları için faydalanılabilecek birçok içeriğin olduğu site hem amatör olarak modayla ilgilenenler için hem de profesyonel olarak bu işi yapan modacılar için ideal bir platform.

Sitede trendler, çizim ipuçları, teknik bilgiler gibi konulardaki içeriğe ulaşabilmenin yanısıra, aynı zamanda portfolyonuz ve moda çizimlerinizi siteye göndererek sergilenmesini de sağlayabiliyorsunuz.  Moda tasarımı konusunda eğitim gören, amatör olarak kendi çizimlerini hazırlamak isteyen ya da ben de çizerim diyen moda meraklıları için önerebileceğim bir referans site.

Ayrıca benzer olarak içerik sunan Fashion-Era sitesine de göz atmakta fayda var.

2007 Perakende Trendleri

Yazar: Ali BULUT Tarih: 7 Kasım 2006

ali-bulut-perakende-trendleri-2007

Tüketicilerin giderek hakimiyetlerini artırdıkları pazarda, 2007 yılı Perakende Trendlerine baktığımızda organik bakım ürünleri ve moda sektörünün kapsamlı bir değişim yaşayacağını görüyoruz.
Özellikle önümüzdeki 10 yılda Çin’e ve Asya’ya yapılacak seyahatlerin artacağı öngörülüyor. Nasıl ki bir zamanlar Avrupa seyahatlerinde Fransız ve İtalyan ürünlerinden etkilenme söz konusu ise, şimdi de Asya temalı ürünlerin başta Amerika olmak üzere tüm batı pazarlarını etkilemesi bekleniyor.

Kişiye Özel Spa
Orjinal adı ile “Salus Per Aquam” (Spa) yani “Sudan Gelen Sağlık” olan Spa’lar zaten bir süredir pekçok otel ve güzellik merkezlerinde yer almıştı. 2007’de tüketicilerin ev ve yaşam alanları beklentileri içerisinde Spa’lar giderek daha fazla yer alacak ve sağlıklı yaşam felsefesi ile güzellik beklentisi içiçe geçerek günlük hayatlarımız içerisine biraz daha girecektir. Spa deneyimi sunacak ürünleri de sanırım marketlerde daha fazla göreceğiz.

Daha Hızlı Moda
Artık hazır giyimde, trendleri takip etmek için 9-12 ay gibi süreler geçmeyecek. Özellikle H&M, Zara, Topshop gibi firmalar hem büyük kitlelere ulaşabilmekte, hem 30 günlük tedarik süreleriyle hızlı hareket etmekte, hem de hızla değişen moda ve trendleri güncel olarak takip etmektedir.
Eylül ayında gerçekleşen New York Moda Haftası’nda, Wal-Mart tarafından sunulan “Rock the Runway” koleksiyonu, ünlü modacılar Proenza Schoueler ve Roland Mouret’in koleksiyonlarına oldukça yakındı.

Daha Fazla Tedbir
Tüketiciler hayatlarının kontrollerini giderek daha fazla ellerine alıyorlarlar. Ayakkabıları dışarıdan mikrop taşır diye kapı önünde çıkararak, pamuk yastıklarda uyuyarak, organik besinler tüketerek, kimyasal içermeyen diş macunları ve deodorantlar kullanarak, margarin tüketimini azaltarak ve bunlar gibi pekçok örnekte olduğu gibi hem daha dikkatli bir hayat yaşıyorlar, hem stresten uzak durmaya çalışıyorlar, hem de mantığı da bir kenara bırakmadan lobi oluşturuyorlar. Bu eğilim 2007 yılında daha etkin şekilde yayılacaktır.

Yeşilin Önemi
Toyota’nın çevre dostu Prius model hibrit otomobilinin satış kuyruklarına bakmak lazım. Sonra da Nike’ın artık ürettikleri spor ayakkabılarda insan sağlığına zararlı sera gazı kullanmayacağı açıklamasına. Ve tabii Levi Strauss’un ilk organik ürün koleksiyonu olan “Eco Jeans”e…
“Organic Exchange” isimli kuruluş tarafından yapılan araştırmalara göre hazır giyim firmaları tarafından talep edilen organik pamuk, geçen sene %93 artış göstermiştir. 2007 sonunda 2.7 milyar USD’lık bir organik pamuk pazarı oluşacağı öngörülmektedir. Amerikan hazır giyim üreticileri, Wal-Mart ve Zara’ya organik pamuk etiketi taşıyan ürünler sunmaktadır. Bu da demektir ki 2007 yılında organik pamuk ürünleri vitrinlerde daha fazla yer alacaktır.
Ayrıca son 9 yılda, yıllık %15-20 büyüyen güzellik ve bakım ürünleri satışları içerisinde kimyasal içermeyen, doğal ve organik olarak üretilmiş ürünlerin oranı da giderek artmaktadır.

Asya Güzeli
Önümüzdeki 10 yılda Asya’ya ve özellikle Çin’e yapılacak seyahatlerin giderek artacağı öngörülmektedir. Bu da Asya temasının batı hayatı içerisinde oldukça yer alacağını düşündürmektedir. İsviçreli Richemont firmasının sahibi olduğu “Shanghai Tang” koleksiyonlarında Çin temalarını da işleyerek, batı ve doğu arasında bir köprü kurmaktadır. Sonbahar-Kış 2005 koleksiyonlarında “Beijing Yasak Şehri” temasını çok güzel vurgulamışlardır.
Her zaman en yeniyi, en trendiyi ve en güzeli yakalamaya çalışan Fransız Vogue dergisi de ilk kez kapakta bir Çinli model kullanmıştır.

Aktif Spor Giyimden Günlük Giyime
Amerikan kadınlarının üçte ikisi, spor salonlarında ya da spor yaparken giydikleri giysilerin aslında geleneksel spor giyim olarak satın aldıkları ürünler olmadıklarını söylüyor. Geleneksel spor giyim ürünlerini günlük hayatta kullanıyorlar. Fakat aktif spor giyim ürünlerini de günlük giyim olarak kullanmak istiyorlar. Tabii ki bunda kumaş ve tasarımlardaki yenilikçi ve teknolojik yaklaşımların da etkisi olduğu unutulmamalıdır.
Aslında Stella McCartney/Adidas ve Alexander McQueen/Puma işbirlikleri de bu trendin öncü hareketleri oldular. Önümüzdeki yıl, aktris Scarlett Johansson Reebokla birlikte kentli spor giyim ürünleri satan bir mağaza açacak. Artık yüksek teknolojili teknik tekstil ürünü spor giysilerle, spor salonlarından sonra moda arenasında da sıkça karşılaşacak gibiyiz.

Özel Markalar (Private Label)
Brandweek’teki bir makalede (21.08.2006) tüketicilerin Wal-Mart’ın kendi özel markalarına ilgisinin giderek arttığı anlatılıyor. Bunlar Value, Equate, Sam’s Choice, Wal-Mart ve Member’s Mark. Kendi özel köpek maması Ol’Roy şimdiden Purina’dan bile daha fazla tercih ediliyor.
7-Eleven kendi özel bira markası olan Santiago’yu Corona’dan daha fazla satıyor.
Perakendeciler, mağazalarında sadece ulusal markaları satarak, tüketiciyi ellerinde tutamayacaklarını ve sadakat sağlayamayacaklarını anlamış görünüyorlar.

GÜNÜN YAZILIMI

ETİKETLER

ÜYELİK

Bu blog BloggerV.com üyesidir.