Subscribe to Marka Yöneticisi

Marka Yöneticilerine Pratik Bilgiler – 6

Yazar: Ali BULUT Tarih: 27 Temmuz 2010

ali-bulut-Marka-Yoneticilerine-Pratik-Bilgiler---6

Değişime nereden başlamak gerekir?

Bu sorunun çok da objektif bir cevabı yok. Aslında bundan önce sorulması gereken soru: “Değişim neden gerekli?”.  Bir çok firma, değişimin ayakta kalmak için şart olduğunu düşündüğü için değişimi hedefliyor. Aynı zamanda gelişmek için bir fırsat olduğunu düşünmek, değişimi “lüks” sınırları içine itiveriyor bir anda…

Peki değişime nereden başlamak gerekir?

Günümüz ekonomisi ve pazar dinamikleri bizi oldukça çetin bir rekabetin içine ittiğinden, sadece ayakta kalmak için değil aynı zamanda gelişimde sürekliliği sağlamak için çok da zor olmayan bazı adımları atabiliriz.

Değer, Fırsat ve Hız….

Eminim herkesin bir şekilde aşina olduğu bu kavramlar üzerinden, basit ve pratik birkaç adımı şöyle sıralayabiliriz:

Değer Yaratmaya Odaklanın:

  1. Daha azıyla daha fazla yapın:
    • Maliyetleri stratejik olarak azaltın
    • İşletme sermayesini sabit tutun
    • Nakitlerinizi koruyun
    • Esnekliğinizi ve tepki yeteneğinizi, hızınızı artırın
  2. Amaca odaklanın:
    • Müşteriler için sonuçlar yaratın
    • Amaç dışı maliyetleri ve zaman kayıplarını azaltın
    • Sabit maliyetlerden, değişken maliyetli sisteme geçin
  3. Müşterilerinizi anlayın:
    • Değer arayan-talep eden müşterilerinizi hedefleyin
    • Basit olun, komplike olmayın
    • Bırakın ürüne son şeklini müşteri versin

Fırsatları Değerlendirin:

  1. Pazar payınızı artırın:
    • Zayıf rakiplerinizi zorlayın
    • Büyüyen pazarlara odaklanın
    • Pazarlık değeri yüksek olan varlıklar edinin
  2. Gelecekteki gücünüzü artırın:
    • Kritik yetenekler ve kadrolara odaklanın
    • Büyüme için kurumsal bir altyapı oluşturun
    • İnovasyona yatırım yapın
  3. Sektörünüzü değiştirin:
    • Yeni pazar şartlarındaki yerinizi analiz edin
    • Yeni yaklaşımlara öncülük edin
    • Yeni gelir modellerini fırsat olarak değerlendirin
    • Stratejik ortaklıklar geliştirin

Hızlı Hareket Edin:

  1. Değişimi yönetin:
    • Bir değişim mottosu belirleyin
    • Değişim sürecinin ve sancılarının üstesinden gelin
  2. Liderler yetiştirin:
    • Güçlü ve dengeli bir liderlik sistemi kurun
    • Stratejinizi, yöneticilerle açıkça ve sıklıkla paylaşın
  3. Riski yönetin:
    • Riski azaltın ve şeffaflığı artırın

Profesyonel Perakende Yöneticileri

Yazar: Ali BULUT Tarih: 11 Temmuz 2010

ali-bulut-proper-profesyonel-perakende-yoneticileri

Özellikle perakende sektöründe çalışan ya da bu sektörle bir şekilde iş ilişkisinde olan okuyucularım için bugün bir grup tanıtımı yapmak istiyorum.

Mayıs ayında, Altınbaş Mücevher CEO’su Sayın Ali Bulut (evet, bir isim benzerliğimiz var) tarafından kurulan,  birkaç ay içerisinde Linkedin üzerinde perakende sektörü yöneticilerinden oluşan 400’den fazla üye sayısına ulaşmış bir grup.

Bununla birlikte, her ne kadar  halen yurtdışında olduğum için katılamasam da, Haziran ayında ilk fiziksel buluşmalarını İstanbul’da gerçekleştiren grup üyeleri, diyalog ve işbirliğini gerçek hayata da taşımış oldular.

PROPER – Profesyonel Perakende Yöneticileri linki üzerinden grup profiline ulaşabilir ve grup içinde yer alan son derece güncel ve faydalı tartışmalara sizde katılabilirsiniz. Tabii bunun için öncelikle Linkedin üyeliğinizin olması gerekiyor. Aynı zamanda Linkedin‘de  “Group Manager” olarak görevli olduğum için PROPER grubumuzla ilgili her türlü soru veya önerilerinizi bana da iletebilirsiniz.

Son olarak , Sayın Ali Bulut tarafından kaleme alınmış grup tanıtım yazısını aşağıda sizlerle paylaşıyorum:

Piyasaların evrimi, üretici ile son tüketici arasındaki mesafeyi her geçen gün daha da kısaltmakta ve perakende sektörünün önemi giderek artmaktadır. Bugün tüm markalar tüketici deneyimine odaklanmakta ve bu konuda farklılaşmaya çalışmaktadır.

Ülkemizde AVM yatırımlarına paralel olarak son yıllarda ivmelenen organize perakende sektörünün pazar payı da hızla artmaktadır.

Bu süreçte insan faktörünü etkin olarak kullanmak rekabette avantaj sağlamanın da anahtarıdır.

Henüz çok genç olan ülkemiz organize perakende sektöründe; gerek halen yetersiz olan insan ve yönetim kaynaklarının geliştirilmesi ve gerekse çağdaş perakende dünyasındaki yeniliklerden haberdar olunarak yaşama geçirilmesi açısından; sektör yöneticileri arasında profesyonel bir diyalog, paylaşım ve işbirliği ortamına gerek vardır.

PROPER; Perakende sektörünün Genel Yönetim, Finans, Tedarik Zinciri, Ürün Yönetimi, Görsel Mağazacılık, Satış, Pazarlama, e-ticaret, Franchising, Bilişim, İnsan Kaynakları yöneticilerinin yanısıra sektöre hizmet veren kuruluşların yöneticilerine de açık bir profesyonel paylaşım grubudur.

Linkedindeki diger perakende gruplarından farkı, kapsama alanını Türk Perekende Sektörü ile sınırlamasıdır.

Amacı, diyalog ve işbirliğini internet ortamıyla sınırlı tutmayıp, zaman zaman gerçekleştirilecek fiziksel buluşmalarla da desteklemektir.

Grubumuz perakende sektöründe halen kariyer yapan, ya da yapmayı planlayan her düzeyde profesyonele açıktır.

Türk Perakende Profesyonellerini hedeflediği için grubun asıl yazışma dili Türkçe olarak seçilmiştir. Ancak yabancı katılımcılardan gelecek İngilizce mesajlara da açık olacağız.

Gruba katılacak tüm arkadaşların gönüllü çalışmalarına ihtiyacımız olduğunu da özellikle belirtmekte fayda var. Katkıda bulunmak isteyenler, profesyonel ağlarında duyurarak gruba yeni üye akışı sağlayarak işe başlayabilirler.

Katılımınız ve destekleriniz için teşekkürler.

Ali Bulut

Moskova ve Rusya İzlenimlerim

Yazar: Ali BULUT Tarih: 8 Nisan 2010

ali-bulut-moskova-ve-rusya

Daha önceki yazılarımı takip edenler yaklaşık bir sene önce Moskova’ya yerleştiğimi bilirler. İnandığım bir projeyle birlikte bir hazır giyim markasının Rusya  ve CIS ülkeleri operasyonlarını yürütmek üzere 2009 yılının ikinci yarısında Moskova’ya geldim. Aradan geçen süre zarfında sürekli aklımda olmasına rağmen, bir türlü oturup enine boyuna Rusya gözlemlerimi yazamadım. Bugün genel bir başlangıç yapma niyetindeyim.

Buradaki pazarda süreçler Türkiye’den oldukça farklı işliyor. Özellikle dağıtım kanalları, tahsilat biçimleri ve pazarlama enstrümanları şu anda halen serbest piyasa ekonomisine adaptasyon sürecinin izlerini taşıyor. Kimileri bunu daha zor diye adlandırsa da, aslında sistem genel olarak marka ve firmaların lehine kolaylıklar da içeriyor. Sadece iyi bir strateji ve koordinasyon lazım.

Türkiye’deki gibi krizin psikolojik etkileri çok fazla değil. Hatta şu anda hızlı bir büyüme rakamı tutturulmuş durumda ama bununla birlikte halen işsizlik oranlarının yükselmesiyle ilgili sıkıntı aşılmaya çalışılıyor. Bununla ilgili de tabii ilk olarak akla gelen, yabancı çalışma izni kotalarının düşürülmesi.

Tüketici piyasasına bakarsak, insanlar gelirlerinin son damlasına kadar halen paralarını harcamakta. Bu aslında Rusya ve diğer CIS ülkelerinin genel şablonu. Komünizm sonrasında  tüketmek ve tüketerek kimlik kazanmak, prestij edinmek gibi bir paradigma oluşmuş insanlarda. Aylık geliri bir Iphone tutarında olan insanların bile elinde Iphone. Tabii bir de bununla birlikte yaşadıkları ilk 1998 kriziyle birlikte, ellerindeki paranın develüasyon karşısında küçülmesi, insanların nakit tasarruf yapmak konusunda çekimser olmalarının nedeni. Sonuç olarak Rusya’da mağazalar dolu, insanlar AVM’lerde ve ellerinde alışveriş poşetleri. Reklamlar ve tüketim alabildiğine devam ediyor..

Bununla birlikte, nakit akışı ya da sermayesiz ve kaldıraçlı büyüme gibi sorunlarla boğuşan küçük işyeri sahipleri, bu krizle birlikte oldukça zor zamanlar geçirmiş. Birçok işyeri kapanmış. Türkiye ile benzer süreç. Fakat şu anda ayakta kalanlar, halen iştahla tüketen müşterilerin karşısında büyük avantaj sahibi… Daha az rekabet ve daha kolay satış…

Şu dönemde, Rusya’daki genel konjonktür:

  • Tüketici, krizlerle birlikte daha fazla tüketmeye kamçılanıyor. Yarın ne olacağı belli değil, bugünün değerini bilelim diyorlar.
  • B2B taraftaki müşteri sayısı azalsa da, onlara hizmet getiren ara servisler de azalıyor. Yani pekçok toptancı ve komisyoncu artık faaliyet göstermiyor Rusya’da.. Ya da küçülme yoluna gidiyor.(Türkiye’deki 2000 yılı sonrası süreç)
  • Moskova’nın en önemli, en büyük, fakat tamamı kayıtdışı toptan tekstil pazarlarından birisi 2009 yılında Putin tarafından kapatıldı. 5 milyar dolar civarı bir ticaretin döndüğü tahmin edilen pazarın müşterileri hızla yeni markalar ve tedarikçiler arayışında.
  • Moskova’nın 2.büyük toptan pazarlarından olan Lujniki için de aynı söylentiler dolaşıyor. Putin, Rusya’nın hazır giyim ticaretinin de artık dünya ile entegre olmasını ve kayıtdışı sistemin bitmesine çalışıyor.
  • Krizle birlikte boşalan işyerleri ve ofisler nedeniyle, kiralar neredeyse yarı yarıya düşmüş durumda. (Moskova’da 1+1 sıradan bir dairenin bile kirasının 1500dolar olduğunu düşünün). Eskiden Türkiye’de eşlenik lokasyon ve şartlardaki bir mağazanın kirasına göre buradaki kiralar yaklaşık 3 kat pahalı iken, şu an bu oran neredeyse 1,5 kat civarlarında.
  • Kadınlar için halen en önemli iki tüketim sınıfı: Kozmetik ve giyim. Şartlar ne olursa olsun, neredeyse fiyattan bağımsız bir tüketim söz konusu. Piyasayı belirleyen hakim sınıf, çalışan kadınlar… Onlar da zaten her yerde, özellikle Moskova’da etrafınızda çalışanlara baktığınızda ağırlıklı olarak kadınları görüyorsunuz.
  • B2B tarafta çek ve senet gibi enstrümanlar yok. Yani böyle bir talep de yok. Dolayısıyla tahsilat sorunu olmayan bir ticaretin zaten %70 riski, daha en baştan ortadan kalkmış oluyor. Ticaret ya nakit ya da çok az oranda açık hesap üzerinden yürüyor.
  • Tüketici piyasasında kredi kartı kullanım oranı çok az. Bu da mağazaların nakit dönmesi ve aylık %1-3 arası komisyon giderlerini elinde tutması anlamında geliyor.
  • Dolayısıyla bu konjonktüre bakarak Rusya pazarının ehlileşiyor olduğu görülüyor. Fakat bu, organize perakendenin ve beyaz ticaret yapanların lehine doğru bir süreç. Zaten mevcut hükümetin kararlılıkla mücadele ettiği gri ticaret, giderek daha zorlu engellerle karşılaşıyor.
  • Bununla birlikte giderek azalsa da, halen devam eden bürokrasideki hantallık, nitelikli insan kaynağı konusundaki sorunlar da işin zorluklarından. Özellikle nitelikli insan kaynağı bulma konusunda halen ciddi sıkıntı var.

Netice itibariyle, Moskova ve Rusya halen geç kalınmamış, hatta aslında gerçek fırsatın yeni başladığı bir pazar. Şimdilik ilk anda aklıma gelenler bunlar,  daha detaylı analizler de yapacağım. Bu arada sorularınız olursa, cevaplamaktan memnuniyet duyarım.

Moskova metrosundan bazı fotoğraflar için buraya tıklayın

Devamı gelecek….

Yemeksepeti.com artık Moskova’da

Yazar: Ali BULUT Tarih: 6 Nisan 2010

ali-bulut-yemeksepeti

Üst üste ikinci seferdir yemek siteleri ile ilgili yazıyor olacağım ama tamamen tesadüf. Gerçi sigarayı bırakmamın 3. günündeyim, sanırım bunun bir miktar iştah açıcı tesiri de oluyor ama dedim ya tamamen tesadüfen 2 Nisan’da aldığım bir mail üzerine bu yazıyı yazıyorum.

Burada yazılarımı düzenli olarak takip eden okuyucularım aslında biliyorlar, ama ben yeniden tekrarlayacağım. Yaklaşık bir sene önce İzmir’in güzel ve güneşli iklimini bırakıp, bir projenin peşinden kalkıp  Moskova’ya yerleştim. Bu süre içinde ne zamandır aklımda olmasına rağmen bir türlü Moskova ve Rusya izlenimlerimi yazamadım. Bugün sadece küçük bir kısmından bahsedeceğim.

Moskova’da bir Türk olarak, her ne kadar iyi İngilizce biliyor olsanız da, beslenme konusunda büyük sıkıntı yaşıyorsunuz. Çünkü gideceğiniz birçok modern restoranda dahi İngilizce menü ya da İngilizce bilen personel yok. Her şey Rusça ve bırakın Rusçayı anlamayı, Rus alfabesindeki harfleri okuyabilmeniz bile zaman alıyor. Bunun yanında, ola ki, eve telefonla pizza ya da herhangi bir sipariş vermek istediğinizde, şansınız iyice azalıyor. Zira telefonda karşınızdakine derdinizi anlatmanız mümkün değil.

İşte tam bu noktada, “körün istediği bir göz, Allah vermiş iki göz” misali bir mail aldım. Yemeksepeti.com, girişimlerinin yurtdışı ayağına Rusya’da, Moskova şehri başta olmak üzere start vermiş.  Buradaki ismi izrestorana.ru. Şimdilik yerel zincirlerden pekçoğu sisteme dahil olmuş, eminim önümüzdeki günlerde daha da artacak. Site İngilizce ve Rusça olarak yayında, fakat çağrı merkezlerinde çalışan personel içinde Türkçe bilenlerin de yer aldığını belirtiyorlar.

Bildiğim kadarıyla, sadece Moskova’da binlerce Türk yaşıyor. Moskova’da Efes Pilsen, Vestel, Beko, Colin’s, Enka, Rönesans, Lacoste, Pierre Cardin başta olmak üzere birçok Türk firması bulunuyor. Tabii ki izrestoran.ru‘nun tek hedef kitlesi Türk nüfus değil ama bir yandan en başta Moskova’da yaşayan biz ve diğer yabancıların hayatını kolaylaştıracağına da eminim.

Yemeksepeti.com‘a bu yeni pazarda ve yeni girişiminde başarılar dilerim. Türkiye’de başarılı olmuş ve halen Rus pazarında benzer örneği olmayan diğer bazı girişimlerin (bununla ilgili uzun bir liste oluşturabilirim sanırım) de Rusya’yı ve hızla büyüyen ekonomisini incelemelerini ve yeniden düşünmelerini öneririm…

Rezzan Kahya MarkaYoneticisi.com’da

Yazar: Ali BULUT Tarih: 18 Kasım 2009

rezzan-kahya

Markayoneticisi.com sayfalarında sizlerle uzun zamandır yazılarımı  ve fikirlerimi paylaşıyorum. Marka yönetimi ve pazarlama başlığı altında bahsedilebilecek uygulamalar ve incelenebilecek konuların sayısı o kadar çok ki, sadece kişisel olarak takip ettiğim en az 50 yerli ve yabancı site var.

Yeniden şekillenen bir dünyada, bu yeni çağı dijital devrimin çocukları tanımlıyor. Sanayi devriminin ve çağının argumanları eleştiriliyor, eski pazarlamanın dinamikleri ve prensipleri ile bu yeni çağa adapte olmaya çalışırken, yepyeni bir saha giderek belirginleşen kalın çizgilerle kendi iş tanımını yaratıyor: Marka Yönetimi

Bu süreçte en keyif aldığım şey ise farklı sektörlerden meslektaşlarla tanışmak. Tarafların tek kazancı sadece yeni fikirleri dinlemek değil, aynı zamanda çatışma ve uzlaşma kültürü ile daha hızlı bir gelişim ve moral değerler kazanmak…

İşte bu süreçte tanıştığım, çok değerli bir Marka Yöneticisi, Sevgili Rezzan Kahya da  bundan sonra yazıları ve analizleriyle bizimle olacak. Başarılı iş geçmişi, analitik bakış açısı ve yenilikçi tutumuyla yeni çağı bir de onun yazılarından dinlemek lazım…

Nazik yaklaşımı ve mütevaziliğiyle eminim sizlerin de beğenerek takip edeceği yeni yazarımız Sevgili Rezzan Kahya’ya hepiniz adına tekrar hoşgeldiniz diyorum.

(Yazarlar sayfasında, kendisinin sizler için kısa bir “Merhaba” mesajı bulunmaktadır)

B2B – Kurumsal Markalaşma

Yazar: Ali BULUT Tarih: 27 Ekim 2009

ali-bulut-B2B---Kurumsal-Markalasma

Bazı firmaların markalaşmalarındaki sır yüzlerce yıllık geçmişlerinden gelen güçken, bazı firmalar içinse dev iletişim bütçeleri ve global kampanyalara yapılan yatırımlarıdır. Peki bir marka yöneticisi olarak, çalıştığımız marka bu ikisine de sahip değilse ne yapacağız?

Öncelikle bu yazıda paylaştığım bilgilerin B2B (business-to-business) yani firmalar arası kurumsal ilişkiler için olduğunu belirteyim. B2C (business-to-consumer) yani son tüketici ilişkilerinden bahsetmeyeceğim…

Yeniden sorumuza gelelim . Yöneticisi olduğumuz B2B marka için nereden başlamalı, nasıl bir yol izlemeliyiz? Bir yandan ekonomik krizlerle boğuşan pazardaki günlük değişimler, bir yandan tahsilat risklerinin maksimuma ulaşması, bir yandan da globalleşme ile birlikte çetinleşen rekabet ortamı…

Kafamdakileri birkaç madde halinde özetleyeceğim:

1-      PLANLI OLUN: Öncelikle elinizde bir plan olmalı. Kulağa çok basit geliyor olabilir, ama emin olun göründüğü kadar basit değil. Uzun uzun ve akıllıca düşünmelisiniz. Düşünmek oldukça çetin bir süreçtir, fakat bu sürecin sonunda, markanızın bir gün yeterince büyüdüğünde gelmesini istediğiniz yeri ve olmasını istediğiniz halini net olarak tanımlamalısınız. Bunun için içgörü, objektiflik, zaman ve herşeyden önemlisi vizyon gereklidir. Gerekli vizyonu sağlamak için isterseniz dışardan bir danışmanla da çalışabilirsiniz ama zaman konusunda kaçmanız mümkün değil. İyi bir plan için bizzat sizin zaman ayırmanız şart. Şu detaylara da dikkat etmekte fayda var:

  • Markanızı özetleyen bir giriş cümlesi hem markanızın özünü daha anlaşılır kılacaktır, hem de dolayısıyla şirketinizin.
  • Markanızın bugün dışardan nasıl göründüğüne dair müşterilerinizin, çalışanlarınızın, ortaklarınızın görüşlerinden oluşan objektif bir analize yer verin. Mümkünse bir de swot analizi yapın.
  • Bundan 3-4 sene sonrası için markanızın nasıl algılandığına dair hayali bir konsept hazırlayın. Varmak istediğiniz noktanın, sizin için önem taşıyan değerlerin tümünü içeriyor olmasına dikkat edin.
  • Şimdi de bu ikisinin arasındaki boşluğu kapatacak sağlam bir köprü yapmaya geldi sıra. Yani plana..

2-      SÜREKLİ OLUN: Bir planınız varsa, hiç beklemeden hemen uygulamaya geçin.  Planınızdaki ilk birkaç aşamayla başlayın, bu arada süreç içerisinde geride kalan diğer aşamaları da gözden geçirirsiniz. Fakat planın uygulanması aşamasında sürekliliği sağlamak zorundasınız. Her ne kadar küçük detaylar büyük sonuçlar doğuruyor olsa da, sürekliliğinizi koruyabilmek adına bazen küçük detayları görmezden gelmeyi de bilin. Şu 3 noktaya dikkat:

  • Hemen aksiyona geçin.
  • Hareketinizin devamlılığını sağlayın. Süreklilik, markanız için güçlü bir momentum sağlar.
  • Düşüncelerinizi çalışanlarla paylaşın. Plana dahil olmalarını sağlayın. Her biri birer misyonere dönüşürse, şirket genelinde plan süresince motivasyon riskleriniz azalacaktır.

3-      TUTARLI OLUN: Mesela yarın sabah bir satış toplantısına katılacaksınız. Orada ne söyleyeceğinizi biliyor musunuz? Planınıza dönün, temel konseptlere odaklanın. Özellikle merkezden dışa doğru destekleyen argumanlarınızı sunun. Bunun için küçük not kağıtları hazırlayın kendinize. Ayrıca burada bahsettiğiniz konseptlere ve argumanlara daha sonra web sitenizde, basın bültenlerinizde de yer verin. Bunlar zamanla gelişecek ve değişecek de olsa,  değişimin yönü zaten planınızdaki doğrultu olacağı için, siz bir sonraki adıma da hazırsınız. Süreklilik ve tutarlılık çok önemli.

4-      SATIŞLARI EN SON DÜŞÜNÜN.. YA DA İLK: Öncelikle markanızı pazarlayın. Yeni projenizi veya yeni ürününüzü değil. Pek çok üst düzey yöneticiden yıllardır şunu duyarım: “Markalaşma için şu anda yeterince zamanımız yok” ya da “markalaşma için şu an yeterince bütçemiz yok”… Satışlar ve karlılık üzerine o kadar odaklanmışlardır ki, çemberin dışını göremezler.

Evet, B2B kanalda satış gerçekten oldukça önemlidir.  Marka imajınızın yansıtılmasında çok zaman ilk aşama bu satış görüşmeleridir. Telefonda, yüz yüze ya da geniş bir toplantıda… Potansiyel müşterileriniz markanızla ilgili ilk intibalarını bu esnada edinirler. O yüzden plan sürecinde, bununla ilgili ciddi bir hazırlık yapmış olmalısınız. Zira, ilk izlenim geri alınamaz bir süreçtir.

Satış ekibinizin de, markanızın imajını sizin kadar önemsemelerini sağlayın. Hatta oturup, satış ekibinizin müşterilere neler söyleyeceğini, nerede buluşacağını, neler yapacaklarını ve tüm bunların müşteriniz üzerinde nasıl bir etki yaratacağına kafa yorun. Ve sonra da, bu satış görüşmesinin nasıl kapatılacağına… Unutmayın, güçlü bir marka sizin adınıza kendini satar, ve her buradan gelen her satışla birlikte markanız daha da güçlenir

5-      RİSK ALMIYORSANIZ, ERKEN YOL ALIN: 20 yıl çalışmış ve hiç birikim yapamamış bir adamın, 1 yıl sonra emekli olmayı düşünüyorum demesi ne kadar akıldan uzaksa, markalaşma süreci için şu an yeterince bütçem yok, ben en iyisi markalaşmayı gelecek seneye bırakayım demek de o kadar akıldan uzak. Markanız için yapacağınız yatırımda geciktiğiniz her gün aldığınız risk de giderek büyüyor, gelecekteki yatırım maliyetiniz de.  Ne kadar erken hareket ederseniz, atacağınız küçük adımlar gelecekteki büyük adımlara eşdeğer olacaktır.  O yüzden daha şirketin kuruluş aşamasında, henüz markanın yaratılış aşamasında bir stratejiniz olmalı, ve buradan beslenen bir planınız olmalı. Aksi durumda, pazarda markanızla ilgili boşluklar kendiliğinden doldurulacaktır ve siz bu oluşmuş imajı değiştirmek için gelecekte çok daha fazla yatırım yapmak zorunda kalacaksınız.

Sonuç olarak, kendi kendini satan bir marka yaratmak çok da zor değil. Sadece markanızı pazarlamaya odaklanmalı ve yukardaki listeyi unutmamak için bir kopyasını çalışma masanızın bir kenarına iliştirmelisiniz.

Likemind İzmir – 12 Haziran

Yazar: Ali BULUT Tarih: 10 Haziran 2009

ali-bulut-likemind-izmir

Dünyada 33 ülkede gerçekleştirilen ve Türkiyede de İstanbul ve Ankara başta olmak üzere Adana, Kayseri gibi çeşitli illerde düzenlenen “Likemind” buluşması artık İzmir’de.

Likemind nedir?
Likemind, benzer pazarlama zekasına sahip, gelişime ve değişime odaklı, inovatif düşünebilen, yeniliklere ve yeni insanlarla tanışmaya istekli kişilerin bir araya gelerek belirli bir gündeme bağlı olmaksızın sohbet ettiği, tanıştığı ve projelerini paylaştığı, belki iş ortağı, belki projesine destekçi, belki de sabah sporu için arkadaş bulduğu, amacı sadece ve sadece bir araya gelmek olan bir organizasyondur.

Katılım için herhangi bir koşul bulunmayan likemind’a pazarlama yöneticisinden bilgisayar mühendisine, metin yazarından blog yazarına,insan kaynakları uzmanından web tasarımcısına kadar geniş bir ölçekte insanlar katılmaktadır. Bu güne kadar diğer illerde yapılan buluşmalarda birçok fikir ortaya çıkmış ve gerçekleşmiştir.

İlk buluşma olması sebebiyle 12 Haziran Cuma akşam saat 19:00 ile 21:00 saatleri arasında Gündoğdu Starbucks’ta yapılacak olan likemind İzmir buluşması daha sonra düzenli olarak Gazeteci – Yazar ve Türkiye’nin dünya çapında ki ilk yönetim düşünürü Melih Arat’ın ev sahipliğinde, her ayın ilk Salı günü akşam saat 19:00 ile 21:00 saatleri arasında Gündoğdu Starbucks ‘ta yapılacaktır.

Bu buluşmada sizi de görmek, değerli fikirlerinizi dinlemek hem bizleri hem de diğer katılımcılarımızı mutlu edecektir.

Not: İlk buluşma olması sebebiyle daha geniş bir kitleye ulaşmak, katılımcı sayımızı beklentilerin üzerine çıkarmak için bu açık davetiyemizi sahip olduğunuz iş çevresi ile paylaşmanız, bu buluşmaların sürekliliği açısından büyük önem taşımaktadır.

Jack Welch’ten 29 Liderlik Sırrı

Yazar: Ali BULUT Tarih: 29 Mayıs 2009

ali-bulut-leadership-jack-welch

Jack Welch “29 Liderlik Sırrı” adlı bu kitabında vizyoner liderlik için yönetim taktikleri, değişimi anlama ve değişim stratejileri, iki basamaklı büyüme için öneriler, verimli ve sınır tanımayan bir ekibin nasıl yaratılacağıyla ilgili tavsiyelerini anlatıyor.

Bahsedilen 29 liderlik sırrı ana başlılar halinde şöyle:

  1. Değişimin gücünü kullanın
  2. Gerçeklerle yüzleşin
  3. Yönetimde daha az kontrol, daha iyi yönetimdir
  4. Siz vizyonu oluşturun ve bırakın gerekeni ekibiniz yapsın
  5. Ana fikir aramayla uğraşmayın, onun yerine kısa ve öz iş hedefleri tanımlayın
  6. Şirket değerlerinize uygun çalışanlarınızı ödüllendirin
  7. Yeni fırsatlar yaratmanın ve daha rekabetçi olmanın yollarını arayın
  8. Bir numara ya da iki numara olun ve pazarınızı yeniden tanımlamaya sürdürün
  9. Gerektiğinde, çok geç olmadan küçülün
  10. Gerektiğinde hızlı sıçrama yapabilmek için diğerlerini satın alın
  11. Öğrenme kültürü: Sınır tanımazlık, öğrenen organizasyon yaratmak için idealdir
  12. Öğrenme kültürü 2: En iyi fikirleri, kimden geldiğine bakmaksızın hayata geçirin
  13. 21. yüzyılın en büyükleri globaller olacak
  14. Şirket safralarından ve toksitlerden hızla kurtulun
  15. Verimlilik için 3S anahtarı: Speed (Hız), Simplicity (Basitlik) ve Self-Confidence(Özgüven)
  16. Küçük bir şirketmiş gibi hareket edin
  17. Şirket içinde sınırları kaldırın
  18. Çalışanlarınızın enerjilerini artırın
  19. İşini doğru yapanları dinleyin
  20. Çalışanlarınızdan bir adım önde olun ve tüm sorularına cevap verin
  21. Abartın. Hedeflerinizin üzerine sıklıkla aşmaya çalışın
  22. Kaliteyi temel öncelik olarak belirleyin
  23. Kaliteyi çalışan herkes için görev olarak tanımlayın
  24. Herkesin Six Sigma’yı bildiğine ve anladığına emin olun
  25. Bilin ki müşteri kaliteyi de kalitesizliği de kesinlikle anlar
  26. Hizmet ve servislerinizi mükemmelleştirin: Geleceğin süper gücü bu olacak
  27. E-ticaret fırsatlarını kendiniz için bir avantaja dönüştürün
  28. Mevcut işinizi internete hazır hale getirin. Sadece yeni iş modellerinin internetten yapılacağını farz etmeyin
  29. Bürokrasiyi yok etmek için E-ticaret ve internet en iyi fırsattır

Bu 29 başlıktan oluşan 142 sayfalık kitabın tamamını, şuradan indirebilirsiniz. (İçerik ingilizcedir)

Ayrıca diğer belge, sunum ve kitapların listesine de Dosyalar bölümümüzden ulaşabilir ve indirebilirsiniz.

(Kitabın orjinalini kütüphanemde bulundurmak istiyorum derseniz Amazon‘dan sipariş edebilrsiniz.)

Kartvizit Tasarımı ve 100 Yaratıcı Kartvizit

Yazar: Ali BULUT Tarih: 22 Mayıs 2009

ali-bulut-kartvizit-tasarimi

Ünlü satış gurularından Todd Natenberg bir makalesinde kartvizitlerin satış dünyası için ne kadar önemli olduğundan bahsetmiş. Hatta kartvizitin gücünü ve dezavantajını tüm yönleriyle anlamasını sağlayan pek çok olay yaşadığını anlatıyor. Özellikle iş dünyasındaki ilk tanışmalarda, hem kurumsal hem de kişisel olarak karşınızdaki üzerinde olumlu bir etki yaratabilmek için çok önemli bir araç kartvizit.

Geçenlerde çekmecemdeki kartvizitleri karıştırırken farkettim. Elimde binlerce kartvizit birikmiş. Pekçoğunu nerede ve nasıl aldığımı bile hatırlamıyorum. Aralarından bazıları tasarımlarıyla dikkat çekerken, kimileri gerçekten de keşke hiç basılmamış olsa dedirtecek kadar kötü.

Tabii ki kartvizitin ne kadar güzel göründüğünden çok, ne kadar işe yaradığı önemli. Fakat yine de estetik bir kartvizit zarardan çok fayda sağlar. Öncelikle kartvizitin rengi, dokusu, geometrik formu önemlidir. Ardından üzerindeki bilgilerin ve logomuzun kolay okunacak şekilde yerleştirilmesi gerekir. Tabii ki tüm bunlar kurumsal kimliğimizle ve yaptığımız işle uyum içerisinde olmalıdır.

Bu konuda iki ayrı görüş söz konusu olsa da, çoğunluğun görüşüne göre kartvizitin iki yüzü de kullanılmamalı. Özellikle bir yüzü İngilizce, bir yüzü Türkçe olarak hazırlanmış kartvizitler pek hoş sayılmaz. Mümkünse her iki durum için ayrı ayrı kartvizitler taşımak lazım. Kartvizitin arka yüzü boş olmalı, mümkünse siyah ya da koyu bir renk olmamalı ki, verdiğimiz kişi bizimle ilgili notlar yazabilsin.

Ayrıca birine kartivizit verirken, arka yüzünü paraflamak da iletişim uzmanları tarafından önerilmeyen bir davranış. Kartvizitleri gönderilmesi gereken herhangi bir kağıt, kart ya da dosyaya yapıştırmak ya da zımbalamak da yine hoş karşılanmayan davranışlardan.

Bununla birlikte son derece yaratıcı bazı kartvizit örneklerini de burada paylaşmak istiyorum. Özellikle bazı meslekler için özellikle tasarlanmış kartvizitleri çok beğendim. Bir firmaya gittiğinizde daha tanışma aşamasında sizi 1-0 öne geçirecek kadar ilgi çekiciler. “100 Yaratıcı Kartvizit Tasarımı” linkine tıklayarak daha önce muhtemelen hiç görmediğiniz kartvizitlere göz atabilirsiniz. Aşağıda bunlardan birkaçını görebilirsiniz:

ali-bulut-kartvizit-tasarimi-x

Ayrıca Freelanceswitch ‘te etkileyici 72 kartviziti daha ve Creattica ‘da da diğer çeşitli tasarımları bir arada görebilirsiniz.

Son olarak unutmadan, gönderdiğiniz e-postalarda kullanabileceğiniz, tamamen kendi zevkinize göre online olarak kartvizit oluşturabileceğiniz bir de site tavsiye etmek istiyorum. Hyplet.com adresinden hem kartvizit hem de flyer tasarımınızı oluşturabilir ve dijital mecralarda kullanabilirsiniz.

Dijital Pazarlama Notlarım

Yazar: Ali BULUT Tarih: 14 Mayıs 2009

ali-bulut-dijital-pazarlama

Dijital pazarlama kavramı aynı zamanda interaktif pazarlama, internet pazarlama, e-pazarlama şeklinde de kullanılıyor.

  • Peki dijital pazarlama nedir?
  • Geleneksel pazarlamadan farklı yanları nedir?
  • Neden dijital pazarlamaya ihtiyaç duyar olduk? 
  • Stratejik avantajları nelerdir?
  • İnovasyonla nasıl ilişkilendirilebilir?

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki; dijital pazarlama bir satış yöntemi değildir. Ulaşılan sonuçları sayesinde satış artışı sağlayan, bir ilişkilendirme ve iletişim sürecidir. Ayrıca pazarlama planı ile dijital pazarlama planı da aynı şeyler değildir. Zaten şirketlerin pek çoğu halihazırda;

  • pazarlama stratejisine,
  • pazarlama planına,
  • dijital pazarlama planına  
  • marka yönetimi stratejisine sahip değildir.

İnternetin hızla yaygınlaşmasıyla birlikte, müşterilerle markaların etkileşim ve iletişimleri de hızla değişti. Pazarı, internet öncesi ve sonrası diye şöyle düşünebiliriz:

İnternet Öncesi

İnternet Sonrası

  • Monolog
  • Tek yönlü fonksiyon
  • Kitlesel iletişim
  • Statik
  • Yaylım ateşi yaklaşımı
  • Müşteriler arasında iletişim yok
  • Müşterileri tanımlamak zor
  • Müşteri yönetimi zor
  • Diyalog
  • Kişiye özel pazarlama
  • Gerçek zamanlı
  • Dinamik
  • Ortaklaşa katılım
  • Segmentlere ayrılmış
  • Yoğun müşteri iletişimi
  • Daha fazla müşteri  verisi

 

Dijital pazarlamanın sağladığı stratejik avantajlara gelirsek:

  • Rekabet avantajı için yeni kaynaklara ulaşımı kolaylaştırır
  • Aracısız dağıtım modeli
  • Tedarik zincirinin optimizasyonu
  • Yeni iş modelleri üretilmesi
  • Ulaşılmamış alt segmentleri de hedefleyebilme
  • Pazarı daha verimli kullanmak
  • Daha dürüst ve şeffaf pazar döngüsü 

Peki dijital pazarlamada bunca zaman birşeyler değişmedi mi? Yani 10 yıl öncesiyle şu an arasında ne farklar var? Dijital pazarlamanın temel kuralları, aradan geçen zamanla ve sürekli değişen tüketici eğilimleri nedeniyle yeni bakış açılarına ihtiyaç duydu:

 

Dijital Pazarlamanın Temelleri

Dijital Pazarlamada Yeni Yaklaşımlar

  • Dijital pazarlama planı hazırla
  • İyi bir domain seç
  • Site tasarla ve altyapısını hazırla
  • Sitene gerekli bağlantıları kur
  • SEO planı ve stratejini belirle
  • Gerçek zamanlı site analizlerini izle
  • İletişim için e-posta ve anlık mesajlaşma sistemlerini kullan
  • Müşterilerinin e-posta listesi tut
  • Online reklam ver
  • Trafiğini artır
  • Önce fikir satmayla başla
  • Fikrinin etrafında bir kitle oluştur
  • Büyüklük önemli değil
  • Kontrolü kitleye vererek riskini azalt
  • Yetkilendirme sınırları koyma
  • Şeffaflık büyük değer yaratır
  • Doğruluk hızlı yayılır, dürüst ol
  • Fiyat tek başına önemli değildir
  • Değer zincirini optimize et
  • İş modelini sürekli yeniden kurgula
  • Statükoyu değiştir

 

Eskiden pazarlamanın 4P’sini (ürün, fiyat, tanıtım, kanal) şirketler belirler, bütün riski tek başlarına alırlardı. Daha sonra bunu tüketicilerine sunar ve stratejilerinin işe yaramasını umarak satış tablolarıyla yatıp kalkarlardı. Ama şimdi değişen pazar koşulları ve gelişen teknoloji ile, kitlelerin de bu süreçlere dahil olması kolaylaştı.  Artık ürünün tasarımından, fiyatına, tanıtımına kadar pek çok aşamada tüketiciler direk belirleyici figür haline geldi. Bunu dijital pazarlamanın merkezine koyan firmalar stratejik avantaj sağlamayı başardı.  

Tahmin etmeye çalışarak tüm riski üstleneceğinize, bırakın insanlar sizin yerinize sorunlarını dile getirsin, çözüm önerileri sunsun, çözümleri talep etsin. Böylesi hem daha az riskli, hem de daha hızlı…

GÜNÜN YAZILIMI

ETİKETLER

ÜYELİK

Bu blog BloggerV.com üyesidir.