Subscribe to Marka Yöneticisi

Profesyonel Perakende Yöneticileri

Yazar: Ali BULUT Tarih: 11 Temmuz 2010

ali-bulut-proper-profesyonel-perakende-yoneticileri

Özellikle perakende sektöründe çalışan ya da bu sektörle bir şekilde iş ilişkisinde olan okuyucularım için bugün bir grup tanıtımı yapmak istiyorum.

Mayıs ayında, Altınbaş Mücevher CEO’su Sayın Ali Bulut (evet, bir isim benzerliğimiz var) tarafından kurulan,  birkaç ay içerisinde Linkedin üzerinde perakende sektörü yöneticilerinden oluşan 400’den fazla üye sayısına ulaşmış bir grup.

Bununla birlikte, her ne kadar  halen yurtdışında olduğum için katılamasam da, Haziran ayında ilk fiziksel buluşmalarını İstanbul’da gerçekleştiren grup üyeleri, diyalog ve işbirliğini gerçek hayata da taşımış oldular.

PROPER – Profesyonel Perakende Yöneticileri linki üzerinden grup profiline ulaşabilir ve grup içinde yer alan son derece güncel ve faydalı tartışmalara sizde katılabilirsiniz. Tabii bunun için öncelikle Linkedin üyeliğinizin olması gerekiyor. Aynı zamanda Linkedin‘de  “Group Manager” olarak görevli olduğum için PROPER grubumuzla ilgili her türlü soru veya önerilerinizi bana da iletebilirsiniz.

Son olarak , Sayın Ali Bulut tarafından kaleme alınmış grup tanıtım yazısını aşağıda sizlerle paylaşıyorum:

Piyasaların evrimi, üretici ile son tüketici arasındaki mesafeyi her geçen gün daha da kısaltmakta ve perakende sektörünün önemi giderek artmaktadır. Bugün tüm markalar tüketici deneyimine odaklanmakta ve bu konuda farklılaşmaya çalışmaktadır.

Ülkemizde AVM yatırımlarına paralel olarak son yıllarda ivmelenen organize perakende sektörünün pazar payı da hızla artmaktadır.

Bu süreçte insan faktörünü etkin olarak kullanmak rekabette avantaj sağlamanın da anahtarıdır.

Henüz çok genç olan ülkemiz organize perakende sektöründe; gerek halen yetersiz olan insan ve yönetim kaynaklarının geliştirilmesi ve gerekse çağdaş perakende dünyasındaki yeniliklerden haberdar olunarak yaşama geçirilmesi açısından; sektör yöneticileri arasında profesyonel bir diyalog, paylaşım ve işbirliği ortamına gerek vardır.

PROPER; Perakende sektörünün Genel Yönetim, Finans, Tedarik Zinciri, Ürün Yönetimi, Görsel Mağazacılık, Satış, Pazarlama, e-ticaret, Franchising, Bilişim, İnsan Kaynakları yöneticilerinin yanısıra sektöre hizmet veren kuruluşların yöneticilerine de açık bir profesyonel paylaşım grubudur.

Linkedindeki diger perakende gruplarından farkı, kapsama alanını Türk Perekende Sektörü ile sınırlamasıdır.

Amacı, diyalog ve işbirliğini internet ortamıyla sınırlı tutmayıp, zaman zaman gerçekleştirilecek fiziksel buluşmalarla da desteklemektir.

Grubumuz perakende sektöründe halen kariyer yapan, ya da yapmayı planlayan her düzeyde profesyonele açıktır.

Türk Perakende Profesyonellerini hedeflediği için grubun asıl yazışma dili Türkçe olarak seçilmiştir. Ancak yabancı katılımcılardan gelecek İngilizce mesajlara da açık olacağız.

Gruba katılacak tüm arkadaşların gönüllü çalışmalarına ihtiyacımız olduğunu da özellikle belirtmekte fayda var. Katkıda bulunmak isteyenler, profesyonel ağlarında duyurarak gruba yeni üye akışı sağlayarak işe başlayabilirler.

Katılımınız ve destekleriniz için teşekkürler.

Ali Bulut

Moskova ve Rusya İzlenimlerim

Yazar: Ali BULUT Tarih: 8 Nisan 2010

ali-bulut-moskova-ve-rusya

Daha önceki yazılarımı takip edenler yaklaşık bir sene önce Moskova’ya yerleştiğimi bilirler. İnandığım bir projeyle birlikte bir hazır giyim markasının Rusya  ve CIS ülkeleri operasyonlarını yürütmek üzere 2009 yılının ikinci yarısında Moskova’ya geldim. Aradan geçen süre zarfında sürekli aklımda olmasına rağmen, bir türlü oturup enine boyuna Rusya gözlemlerimi yazamadım. Bugün genel bir başlangıç yapma niyetindeyim.

Buradaki pazarda süreçler Türkiye’den oldukça farklı işliyor. Özellikle dağıtım kanalları, tahsilat biçimleri ve pazarlama enstrümanları şu anda halen serbest piyasa ekonomisine adaptasyon sürecinin izlerini taşıyor. Kimileri bunu daha zor diye adlandırsa da, aslında sistem genel olarak marka ve firmaların lehine kolaylıklar da içeriyor. Sadece iyi bir strateji ve koordinasyon lazım.

Türkiye’deki gibi krizin psikolojik etkileri çok fazla değil. Hatta şu anda hızlı bir büyüme rakamı tutturulmuş durumda ama bununla birlikte halen işsizlik oranlarının yükselmesiyle ilgili sıkıntı aşılmaya çalışılıyor. Bununla ilgili de tabii ilk olarak akla gelen, yabancı çalışma izni kotalarının düşürülmesi.

Tüketici piyasasına bakarsak, insanlar gelirlerinin son damlasına kadar halen paralarını harcamakta. Bu aslında Rusya ve diğer CIS ülkelerinin genel şablonu. Komünizm sonrasında  tüketmek ve tüketerek kimlik kazanmak, prestij edinmek gibi bir paradigma oluşmuş insanlarda. Aylık geliri bir Iphone tutarında olan insanların bile elinde Iphone. Tabii bir de bununla birlikte yaşadıkları ilk 1998 kriziyle birlikte, ellerindeki paranın develüasyon karşısında küçülmesi, insanların nakit tasarruf yapmak konusunda çekimser olmalarının nedeni. Sonuç olarak Rusya’da mağazalar dolu, insanlar AVM’lerde ve ellerinde alışveriş poşetleri. Reklamlar ve tüketim alabildiğine devam ediyor..

Bununla birlikte, nakit akışı ya da sermayesiz ve kaldıraçlı büyüme gibi sorunlarla boğuşan küçük işyeri sahipleri, bu krizle birlikte oldukça zor zamanlar geçirmiş. Birçok işyeri kapanmış. Türkiye ile benzer süreç. Fakat şu anda ayakta kalanlar, halen iştahla tüketen müşterilerin karşısında büyük avantaj sahibi… Daha az rekabet ve daha kolay satış…

Şu dönemde, Rusya’daki genel konjonktür:

  • Tüketici, krizlerle birlikte daha fazla tüketmeye kamçılanıyor. Yarın ne olacağı belli değil, bugünün değerini bilelim diyorlar.
  • B2B taraftaki müşteri sayısı azalsa da, onlara hizmet getiren ara servisler de azalıyor. Yani pekçok toptancı ve komisyoncu artık faaliyet göstermiyor Rusya’da.. Ya da küçülme yoluna gidiyor.(Türkiye’deki 2000 yılı sonrası süreç)
  • Moskova’nın en önemli, en büyük, fakat tamamı kayıtdışı toptan tekstil pazarlarından birisi 2009 yılında Putin tarafından kapatıldı. 5 milyar dolar civarı bir ticaretin döndüğü tahmin edilen pazarın müşterileri hızla yeni markalar ve tedarikçiler arayışında.
  • Moskova’nın 2.büyük toptan pazarlarından olan Lujniki için de aynı söylentiler dolaşıyor. Putin, Rusya’nın hazır giyim ticaretinin de artık dünya ile entegre olmasını ve kayıtdışı sistemin bitmesine çalışıyor.
  • Krizle birlikte boşalan işyerleri ve ofisler nedeniyle, kiralar neredeyse yarı yarıya düşmüş durumda. (Moskova’da 1+1 sıradan bir dairenin bile kirasının 1500dolar olduğunu düşünün). Eskiden Türkiye’de eşlenik lokasyon ve şartlardaki bir mağazanın kirasına göre buradaki kiralar yaklaşık 3 kat pahalı iken, şu an bu oran neredeyse 1,5 kat civarlarında.
  • Kadınlar için halen en önemli iki tüketim sınıfı: Kozmetik ve giyim. Şartlar ne olursa olsun, neredeyse fiyattan bağımsız bir tüketim söz konusu. Piyasayı belirleyen hakim sınıf, çalışan kadınlar… Onlar da zaten her yerde, özellikle Moskova’da etrafınızda çalışanlara baktığınızda ağırlıklı olarak kadınları görüyorsunuz.
  • B2B tarafta çek ve senet gibi enstrümanlar yok. Yani böyle bir talep de yok. Dolayısıyla tahsilat sorunu olmayan bir ticaretin zaten %70 riski, daha en baştan ortadan kalkmış oluyor. Ticaret ya nakit ya da çok az oranda açık hesap üzerinden yürüyor.
  • Tüketici piyasasında kredi kartı kullanım oranı çok az. Bu da mağazaların nakit dönmesi ve aylık %1-3 arası komisyon giderlerini elinde tutması anlamında geliyor.
  • Dolayısıyla bu konjonktüre bakarak Rusya pazarının ehlileşiyor olduğu görülüyor. Fakat bu, organize perakendenin ve beyaz ticaret yapanların lehine doğru bir süreç. Zaten mevcut hükümetin kararlılıkla mücadele ettiği gri ticaret, giderek daha zorlu engellerle karşılaşıyor.
  • Bununla birlikte giderek azalsa da, halen devam eden bürokrasideki hantallık, nitelikli insan kaynağı konusundaki sorunlar da işin zorluklarından. Özellikle nitelikli insan kaynağı bulma konusunda halen ciddi sıkıntı var.

Netice itibariyle, Moskova ve Rusya halen geç kalınmamış, hatta aslında gerçek fırsatın yeni başladığı bir pazar. Şimdilik ilk anda aklıma gelenler bunlar,  daha detaylı analizler de yapacağım. Bu arada sorularınız olursa, cevaplamaktan memnuniyet duyarım.

Moskova metrosundan bazı fotoğraflar için buraya tıklayın

Devamı gelecek….

Hazır Giyimde Kritik Gösterge Yönetimi

Yazar: Ali BULUT Tarih: 29 Mart 2010

ali-bulut-hazir-giyimde-kritik-gosterge-yonetimi

Her altı ayda bir, Marka Yöneticisi, departmanının finansal operasyonlarını analiz eder. Stratejik planlama aşamasında belirlenmiş olan kritik parametreler ve göstergelerin izlenmesi, 6 aylık sezon performansını ve olası  dalgalanmaları açıklayacaktır. Burada perakende performansını, finansal göstergeler üzerinden 6 adımda gözden geçireceğiz.

1- Satışların Analizi:

Yöneticiler daima ilk önce satışlara bakar. Sadece satışların ne kadar olduğunu değil aynı zamanda altı aylık sezon boyunca karlılığı da bilmek isterler. Bu tip tablolamalar lokasyon, ürün grupları ya da zaman dilimleri bazında olabilir. Görsel olarak satışların zirve yaptığı ayları, satış trendlerini ve satışların kötü gittiği noktaları göstermektedir.

2- Stokların Analizi

Dengeyi sürdürmek için stokların kontrol altında tutulması oldukça önemlidir. Satınalma sıklığına bağlı olarak stoklar değişim gösterecektir. Bununla birlikte firma, küçük miktarlarda mal alarak hızlı stok devir ya da büyük miktarlarda daha az sıklıkta ürün alarak yavaş stok devir hızı uygulayarak stok devir hızını dikte edebilir. Bu konuda daima doğru olan bir politika yoktur. Bu tamamen finansal stratejiye, nakit akış tablosuna ve risk yönetimi duyarlılığına bağlıdır.

Bu nedenle stok devir hızını gözden geçirmek işletmeyi kontrol etmek için etkili bir yol

sağlar ve stok satış oranı dengeyi sağlamakta yol gösterir. Bu hesaplamalar temel stok ihtiyacı ve yeniden sipariş verme zamanı tartışılırken geleceğin planlanmasında gereklidir. Aylık satışlara karşın elde tutulması planlanan stoklara karar vermek için ilk olarak SSR (stok satış oranı) tanımlanması önemlidir.

Stok satış oranını bulmak için;

BOM stock (aybaşı stok) / aylık satış = aylık stok satış oranı (SSR)

3- İndirimlerin Değerlendirilmesi

Yapılan indirimler stokun perakende değerini azaltmaktadır. Bu indirimler önceden tahmin edilmekte ve planlara dahil edilmektedir. Mevcut pazardaki trendlere,  sektörel yıllık raporlardan elde edilen verilere veya ilgili departmanın geçmiş sene performans raporlarına göre plan hazırlamak yöneticilerin stok azaltmalarını gerçekçi bir şekilde kontrol edebilmelerini sağlar. Belkide her ay hala iniş çıkışlar gösterebilir fakat hem aylık indirimleri hem de aylık satışları ve toplam indirimleri, bütün sezonun satışları ile karşılaştırabilmek Marka Yöneticisinin değerlendirme yapabilmesi ve strateji geliştirip karar alabilmesine imkan tanımaktadır.

Biliyoruz ki indirimler fiyat değişiminin en sık görülen şeklidir ve satışları artırmak için halen en etkin ve hızlı araçtır. Böylece hem yeni ürünler için yer açılması sağlanır hem de nakit akış tablosundaki kritik darboğazların aşılması kolaylaşır.

İndirim oranını bulmak için;

Aylık indirimli satışlar / aylık satışlar = aylık indirim oranı

4- Perakende Satınalmaların Değerlendirilmesi:

Perakende noktasında  ürünlerin satışındaki akıcılık karlı bir işletme demektir. Ürün alımlarının doğru planlanması sonucu, iyi bir stok devir oranı ve satışta süreklilik sağlanır.  Böylece mağazadaki ürün karışımının daima değişiyor olması ve tüketiciler için daha heyecan verici olması sağlanır.

Aylık perakende alımlarını bulmak için;

Aylık satışlar + EOM Stock(aysonu stok) + aylık indirimler – BOM Stock(aybaşı stok)= aylık satınalma

Aylık stok seviyesini karşılamak için ne kadar alım yapılması gerektiğini hesaplamanın diğer bir yolu;

BOM- aylık satışlar – aylık indirimler – EOM = yeni stok için satınalma

5- Satınalma Maliyetlerinin Değerlendirilmesi:

Marka Yöneticileri ve kontrolörler aynı zamanda ürünlerin maliyetine bakmak isterler. Bu rakam ürünlerin satınalınması için ihtiyaç duyulan tutarın hızlıca anlaşılmasını sağlar.

Aylık satınalma maliyetlerini bulmak için:

100% – departman markup% = maliyet %

Satınalma x maliyet %= maliyet tutarı

6- Ortalama Stok ve Stok Devir Hızını Ölçmek:

Departman performansını değerlendirmek için son adım satış ve stok dengesinin nasıl olduğunu ölçmektir. Ürünlerin çok hızlı ya da çok yavaş hareket edip etmediğini stok devir hızı bize söyler. Ayrıca stok devir hızına bakarak indirim ihtiyacı olup olmadığı da söylenebilir. Stok devir hızı oranını hesaplamak için ilk olarak herhangi bir zaman diliminde elde tutulan stokların ortalamasını bilmeye ihtiyaç vardır. Bu rakam hesaplandığında stok devir hızı bulunabilir.

Aylık ortalama stoğu hesaplamak için;

(6 BOM + 1 EOM) / 7 = ortalama stok

Stok devir hızını hesaplamak için;

Net Satışlar / ortalama stok = stok devir hızı (Turnover)

Bunlarla birlikte mağaza metrekare performansı, satış kanalları performansı, ürün grupları performansı, personel performansı gibi diğer göstergeler de konsolide performans raporları ile düzenli olarak kontrol edilmelidir. Sadece kritik göstergelerin izlenmesi bile, bize markanın kısa vadeli günlük eylem ve aktivite planlarını hazırlamamızda oldukça yardımcı olacaktır.

Mobilya Sektörünün Temel Sorunları

Yazar: Ali BULUT Tarih: 17 Temmuz 2009

Bir önceki yazımda mobilya sektörünün SWOT analizine yer vermiştim. Bu analizle birlikte mobilya sektörünün temel sorunlarını 19 madde halinde belirtmiştim. Şimdi bu sorunları teker teker ele alalım ve rekabet avantajımızı nasıl artıracağımıza yönelik önerilerimizi konuşalım.

Türk Mobilya Sektörünün Temel Sorunları:

  1. Markalaşma
  2. Tasarım ve AR-GE
  3. Sermaye Yetersizliği
  4. Uzman Çalıştırma
  5. Deneyim Eksikliği
  6. Kayıt Dışı Çalışma
  7. İhracatın Artırılması
  8. Vergiler ve Teşvikler
  9. SSK Primleri
  10. Uluslararası Finansman İmkanları
  11. Enerji Fiyatları
  12. Pazarlama ve İletişim Sorunu
  13. Fason İmalat
  14. Üretim Teknolojileri
  15. Uluslararası Standartlar ve Kalite
  16. Müşteri Memnuniyeti
  17. Örgütlenme Sorunu
  18. Eğitim
  19. Sektörel Dış Ticaret Şirketleri

1- Markalaşma

Sektörde markalaşma eğilimi 2000’li yıllarla birlikte artış gösterdi, özellikle perakende müşterisinin alışveriş tutumlarındaki global değişimler bu anlamda firmaları markalaşma sürecine götürdü. Mobilya üreticisi firmaların kurduğu sektörün en büyük sivil örgütü MOSDER ise markalı mobilya satın alınmasına yönelik hazırladığı reklam kampanyasıyla bu konuda tüketicileri bilinçlendirmeyi hedefliyordu. Sektörde şu anda büyük ölçekli firmaların markalaşma konusuna gösterdikleri önemi, diğer orta ve küçük ölçekli işletmelerin de göstermesi gerekliliği görülüyor. Zira özellikle dış pazarlarda olgunlaşmış bir marka  ve özgün tasarımlara sahip olmadan rekabet avantajı adına çok fazla bir yol katedemeyeceğimizi görüyoruz.

Markalaşma süreci ile birlikte, firmalar özgün tasarımlı ve kalitede dünya standartlarını yakalamış koleksiyonlar üretmeli, sadece üretici kimliğiyle işçilik değeri üreten bir sektör olmaktan çıkıp aynı zamanda marka kimliği ile katma değerli çalışmaya geçmelidir.

Bunun için devlet ve diğer sivil sektör örgütleri, markalaşma konusunda firmaları eğitmek, teşvik etmek, yol haritası çizmek ve rehberlik etmekle sorumludur.

2- Tasarım ve AR-GE

Her sektör tasarım ve ürün geliştirme yeteneği kadar rekabetçidir. Türkiye’de imalat sektöründe ciddi yeri olan mobilya sektörünün, aynı oranda ihracat rasyosuna sahip olamayışının temel nedeni uluslararası pazarlarda maliyet ve işçilik odaklı üretim gücünü pazarlamaya çalışmaktan kaynaklanmaktadır. Türkiye’de en büyükler arasında yer alan pek çok marka bile ihracat pazarlarında sadece bir fason üretici olarak varlık göstermektedir. Global tasarımlar yaratmanın finansal gerekliliklerini karşılamak istemeyen, orta vadeli değil de kısa vadeli vizyon sahibi olan ve günü kurtarmak adına çok küçük kar marjlarıyla tasarım değeri olmayan ürünler üreten firmalar, ihracat pazarlarında son yıllarda Çin faktörüyle yüzleşmek zorunda kalmıştır.

Türkiye’nin Avrupa Birliğine giriş ile ilgili Komisyon Rapor’una göre (EC Report, 2004), Türkiye’nin endüstriyel tasarıma vermesi gereken önemi ve ürünlerin hukuksal boyutta korunurluğuna yönelik önlemler alması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu bağlamda Avrupa Birliği Konsey kararları doğrultusunda endüstriyel politika araçları ile aktif olarak Lizbon stratejisinin amaçlarını ve sürdürülebilir gelişme stratejisini uygulamak sektör ve devletimizin sorumluluğudur

3- Sermaye Yetersizliği

Sektördeki işletmelerin çoğunluğunu oluşturan KOBİ’ler sermaye yetersizliği ve finansman maliyetlerinin yüksekliği nedeniyle zorlanmaktadır. Öz kaynaklardan finanse edilmeye çalışılan işletme sermayesi nedeniyle büyüme yavaş olmakta ve ekonomik krizlere karşı dayanıklılık zayıf olmaktadır.

Yetersiz sermaye, diğer taraftan orta ve uzun vadeli yatırım yapma kararlarını engellemekte ve böylece de kurumsallaşamayan ve profesyonelleşemeyen yapıların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

4- Uzman Çalıştırma

Sektörün hemen hemen tamamı aile şirketlerinden oluşmaktadır. Mobilya firmalarında profesyonel yönetici ve uzman kadrolar çalıştırma oranı oldukça düşüktür. Bu nedenle işletmelerde kayıt tutma ve plan yapma gibi fonksiyonlar sağlıklı çalışmamaktadır. Bilgi ve deneyim birikim ve aktarımı da aynı şekilde sağlıksız yürümektedir.

Bu nedenle firmalarımıza kurumsallaşma, markalaşma, profesyonelleşme, rekabet gibi kavramların anlatıldığı, global örneklerle desteklenmiş eğitimler hazırlanmalıdır. Devlet uzman personel çalıştırma konusunda daha fazla cesaretlendirici ve maddi olarak teşvik edici olmalıdır. Bunun dışında kendi oluşturacağı uzman kadrolar ile mobilya firmalarına ücretsiz olarak danışmanlık ve rehberlik hizmeti sağlamalıdır.

5- Deneyim Eksikliği

Özellikle ihracat pazarlarında karşımıza çıkan önemli sorunlardan biri de deneyim eksiğimiz. KOBİ’ler yurtdışı pazarlar konusunda deneyim ve bilgi sahibi değiller. İşletmelere dış pazarlara ait bilgilerin ulaştırılması, bu pazarların tanıtılması, uluslararası sergi ve fuarlara katılmaları sağlanarak, bilgi ve görgülerinin artırılması gerekmektedir. Bunun için de öncelikle uzman çalıştırma ve tasarım konusunda gerekli desteklerin verilmesi gerekmektedir.

6- Kayıt Dışı Çalışma

Hemen hemen her ilimizde yer alan mobilya üretim ve satış noktalarının sayısı 65 bin civarındadır. Fakat özellikle küçük işletmelerdeki yüksek kayıt dışılık nedeniyle ne bu rakam, ne de istihdam edilen kişi sayısı net olarak tespit edilememektedir. Sektörün atıl yatırım, kapasite kullanım oranları ve ölçeksel imalat miktarları da bu nedenle net bir envanter olarak çıkarılamamaktadır.

Bu kayıt dışılık aynı zamanda büyük ölçekli markaların rekabet avantajını azaltmakta ve gelişimlerini olumsuz olarak etkilemektedir. Bu nedenle yasal denetimler artırılmalı, kayıtlılık özendirilmeli ve kayıtdışılık konusunda ciddi yaptırımlar uygulanmalıdır. Böylelikle daha gerçekçi bir sektör projeksiyonuna sahip olabiliriz.

7- İhracatın Artırılması

MOSDER’in açıkladığı rakamlara göre şu anda mobilya ihracatımız 1 milyar dolar civarındadır.  Bu rakam dünya toplam pazarında %1-2 gibi orana denk geliyor.

Firmalarımızın dış pazarlardaki deneyimsizliği ve finansman yetersizlikleri en önemli iki engeldir. Bu engelleri yok etmeye yönelik adımların atılabilmesi ile ihracat rakamımızın bugünün çok ötesinde olabileceği bir potansiyele sahibiz.

İGEME, KOSGEB, Eximbank, Halkbank bu iki engelin ortadan kaldırılmasına yönelik işletmelerimizi daha fazla desteklemeli, özellikle teşvikler konusundaki bürokrasi ve bekleme sürelerini azaltmalıdır.

8- Vergiler ve Teşvikler

AB ile müzakere sürecinde artarak sürmesi beklenen KOBİ’lere dönük mali desteklerden, işe başlangıç desteği, KOBİ teminat programı, çekirdek sermayesi programı, bölgesel kalkınma programları vs. ile yenilikçi ve AR-GE’ye yönelik çalışmalarında desteklendiği Altıncı Çerçeve Programı gibi teşviklerden  sektördeki KOBİ’lerin yararlanmasını sağlayacak bilgilendirme programları  sektörel örgütlerce ve ilgili kamu kurumlarınca yaygınlaştırılmalıdır.

Tekstil sektöründe olduğu gibi KDV oranı indiriminin kalıcılığı da ayrıca önemli bir iç piyasa tüketim teşviğidir.

9- SSK Primleri

Gelir gider beyanlarındaki kayıt dışılık ile paralel olarak, sektörde  istihdamda ciddi bir  kayıt dışılık söz konusudur. Bunun önemli nedenlerinden biri yüksek SSK primleridir.  SSK primleri uluslararası standartlar ve ülke gerçekleri dikkate alınarak yeniden düzenlenmelidir. Yoğun istihdamın olduğu sektörde SSK primlerinin Avrupa Birliği ülkeleri seviyesine çekilmesi sektörün rekabet gücünü artıracaktır.

10- Uluslararası Finansman İmkanları

Türkiye’de ihracatçıları desteklemek amacıyla 1987’de kurulmuş olan Türk Eximbank’ın ülke bazında ve proje bazında kredi vermesi sağlanmalıdır. Eximbank’ın dış kaynaklı kredilerde vadelerin uzun tutulması ve faiz oranlarının AB ülkeleri seviyelerine çekilmesi sektördeki ürün üretim-satış döngüsüne uyum sağlaması bağlamında önem arz etmektedir.

11- Enerji Fiyatları

Sektörün, rekabet ettiği ülkeler göre enerji maliyetleri oldukça yüksektir. Bu nedenle de önemli bir rekabet gücü kaybı yaşamaktadır. Bir ülkede üretim ve ihracatı teşvik etmenin önemli yollarından biri işletmelerin enerji maliyetlerini düşürmektir.

12- Pazarlama ve İletişim Sorunu

Bilgi çağının yaşandığı evrensel dünyada, Kotler’e göre ürün oluşum stratejilerinde ürün üretmekten öte ürünün satılması şirketlerin gelişimi, gücü ve rekabeti için daha çok önemlidir.

Ağırlıklı olarak KOBİ’lerden oluşan mobilya sektörü, yeterince kurumsallaşamama ve yetersiz kaynaklardan dolayı, pazarlamaya gereken önemi verememektedir. Özellikle dış pazarlarda neredeyse hiç bir pazarlama faaliyeti yürütemeyen küçük firmalar, iç pazarda da satış kanallarını çeşitlendiremediklerinden dolayı sorunlar yaşamaktadır.

Bununla birlikte markalı mobilya üreticileri ile orta ve büyük ölçekli üretici firmalar, pazarlama kavramına son 5 yılda daha fazla önem vererek, tüketiciyle kurdukları iletişimde yan fayda değerler oluşturmaya çalışmaktadırlar. Yine de tasarım, markalaşma, özgünlük ve endüstriyellik kriterlerinin tümünü bir arada işleyerek, bütünsel bir pazarlama iletişimi yürüten firma sayısı bir elin parmakları kadar azdır.

Stratejik pazarlama planı hazırlamak ve sektör dinamiklerini önceden tahminleyerek hareket etmek, halen mobilya sektöründe aşılması gereken en önemli eşiklerdendir. Firmalar bunun yerine, direk satış odaklı ve günü kurtarmaya yönelik hareketlerle aslında kendi bindikleri dalı kesmektedirler. Geldiğimiz noktada, Türkiye’de her biri birbirine son derece benzeyen modellerin, benzer teknolojilerle üretildiğini, benzer bir dağıtım kanalı ile tüketiciye ulaştırıldıklarını, benzer tanıtım faaliyetleri ile desteklendiklerini ve benzer fiyatlara satıldıklarını görebiliriz.

Bu alanda firmalara çok iş düşmektedir. Daha fazla yenilik, daha cesur inovasyonlar, entegre bir pazarlama iletişimi ve yeni iş modelleri yaratmak üzere kaynaklarını yeniden planlamalıdırlar.

13- Fason İmalat

Sektörün ihracat potansiyeline bakıldığında, gerçekleşen ihracatın aslında çok üstünde olduğu görülüyor. Bununla birlikte gerçekleşen ihracat içinde büyük payı fason imalat oluşturuyor. Yani dış pazardaki müşterinin sipariş ettiği model ve marka ile yapılan üretim. Tekstil sektörünün de benzer süreçleri deneyimlediğini hatırlarsak, fason imalat ağırlıklı ilerlemek sektöre hiç bir değer katmayacaktır. Hatta zamanla Çin faktörü karşısında yok olma tehlikesi ile karşılaşılacaktır.

Bu nedenle tasarım ve pazarlama alanında, özellikle KOBİ’leri eğitmeye yönelik programlar açılmalı, bununla birlikte gereken altyapı için teşvikler planlanmalıdır.

14- Üretim Teknolojileri

Seri üretim, endüstriyel tasarım ve otomasyon teknolojileri mobilya sektörü için temel altyapı unsurlarıdır. Bununla birlikte dışa bağımlı makine ve teknoloji parkuru için yerli AR-GE çalışmaları özendirilmeli, firmaların teknolojik yatırım yapmaları için gereken teknik danışmanlık yine devlet tarafından sağlanmalıdır.

15- Uluslararası Standartlar ve Kalite

Mobilyada özellikle ihracat pazarlarında uluslararası standartlara uygunluk önemli bir husustur. E1, CE, TSE, ISO gibi belgeler firmaların hem rekabet avantajını artıracak hem de uluslararası ölçekte pazarlama faaliyetlerini kolaylaştıracaktır.

Son yıllarda giderek önemi artan, çevre sağlığı ve çocuk sağlığına uygunluk gibi kriterlerin firmalar tarafından sağlanması gerekmektedir. İhracatımızda en büyük paya sahip AB ülkelerinin bu konudaki hassasiyeti göz önünde tutulmalıdır.

16- Müşteri Memnuniyeti

Tasarım süreci öncesinde başlayan ve kullanım ömrünü doldurmaya kadar giden süreçte, elimizdeki ürün hem mobilya kullanıcısı tüketici hem de genel olarak yaşadığımız dünyanın bir parçası olmaktadır. Bu iki unsurla uyum içerisinde ve her iki unsur için de fayda üretecek mobilyalar üretebilmeli, tatmin ve memnuniyeti hedeflemeliyiz. Bunun için de her aşamada bu vizyonu gerçek kılacak adımlar atılmalı, planlar bu doğrultuda oluşturulmalıdır

17- Örgütlenme Sorunu

Sektörde lokal örgütlenmeler dışında ulusal tek bir çatı yer almaktadır. O da daha ziyade orta ve büyük ölçekli, markalı mobilya üreticilerinden oluşan MOSDER‘dir. MOSDER dışında, KOBİ’leri de içine alan ve ulusal bir master plan çerçevesinde sektörün dinamiklerini eşgüdümlü ve uyumlu hale getirecek bir örgütlenmeye ihtiyaç vardır.

Aynı şekilde dış pazarlarda, Türk Mobilya sektörünün varlığını ve imajını, aynı zamanda faaliyetlerini temsil edecek örgütlenmeler ne yazık ki yetersizdir.

18- Eğitim

Avrupa Birliği Katılım bildirgesinde yer alan Türkiye’nin Mesleki eğitim politikasının geliştirilmesi ve uygulanması konusuTürkiye’nin halletmesi gereken öncelikler arasında yer almaktadır.

Mobilya ve dekorasyon eğitiminin içeriği ve kalitesi artırılmalı, yabancı eğitim kuruluşlarıyla işbirlikleri yapılmalıdır. Bununla birlikte sektörün tasarımcı istihdamına yönelik yeni eğitim programları oluşturulmalı, bu konuda ihtisaslaşma sağlanmalıdır. Üniversite-sanayi işbirlikleri güçlendirilerek, bir yandan üniverisitelerdeki eğitimin kalitesi artırılırken, diğer yandan da sektörün eğitimli personel sorunu aza indirgenmiş olacaktır.

19- Sektörel Dış Ticaret Şirketleri

Kurulacak sektörel dış ticaret şirketleri  (SDTŞ) vasıtasıyla, özellikle küçük ölçekli mobilya üreticilerinin yurtdışı pazarlarda varlık göstermesi sağlanabilir. Böylelikle dış ticarette örgütlü bir yaklaşımla, çok daha etkili sonuçlar alınacaktır.
Yeni pazara girme ve yeni alıcıya ulaşma, pazarların çeşitlenmesi ve riskin azaltılması, büyük miktarda siparişlerin birlikte hareket ile kolaylıkla karşılanması, uzun dönemli yatırım ve üretim planlaması yapabilme, birim üretim ve dağıtım giderlerinde azalma, pazarlık gücü elde edilerek daha karlı satış yapabilme, ihracatta bilgi birikimi ve deneyim elde etme, döviz girdisi elde etme, endüstri alanında sesini duyurabilme, ihracat giderlerinin paylaşımı nedeniyle daha az finans ile kaynak tahsisi gibi avantajlar nedeniyle SDTŞ’ler KOBİ’ler için son derece önemlidir.

Sektör Analizi: Mobilya

Yazar: Ali BULUT Tarih: 8 Temmuz 2009

2000’li yıllardan itibaren Türkiye’de ciddi bir atılımda olan mobilya sektörü imalat sanayinin yaklaşık %3’lük kısmını oluşturmaktadır. 30bin civarında işletmeye sahip mobilya sektöründe markalaşma ve tasarım konusunda ciddi hamleler yapılırken, bununla birlikte teknolojik olarak da belirgin bir gelişme görüyoruz. Bu gelişimle paralel olarak dünyada ilk 25, Avrupa’da ilk 6 arasında yer alıyoruz. Tabii ki çok büyük oranda KOBİ’lerden oluşan sektörün, bununla ilişkili olarak sorunları da genel olarak bilindik KOBİ sorunları. (Kurumsallaşamama, markalaşamama, zayıf tasarımlar, dış ticarette yetersizlik vs)

Avrupa Mobilya Üreticileri Federasyonu’nun rakamlarına baktığımızda Türkiye’nin Avrupa’da en çok ihracatı Almanya ve Fransa’ya yaptığını görüyoruz (UEA, 2006). Komşu ülkelerden de en çok ihracatımız Yunanistan’a. Fakat önce Çin etkisi, ardından gelen 2008 krizinin de etkisiyle, Türk Mobilya sektörü oldukça kan kaybetmiş durumda. Yine de Avrupa’nın önde gelen mobilya üretici ülkeleri olan Almanya, İtalya ve Polanya ile halen ciddi bir rekabet potansiyeline sahibiz.

2004 TUİK verilerine göre 170 bin kişinin üzerinde direk  istihdama sahip sektörde, markalı mobilya üreticileri tarafından kurulan MOSDER‘in 2006 rakamlarına göre de bunun yaklaşık 17 bin kişisi 14 büyük markanın çatısı altında istihdam edilmekte.

Bir yandan dünya mobilya pazarının 2020 yılı itibariyle 500 milyar USD bir hacme ulaşması öngörülüyor. Türkiye’nin sürekli büyüyen bu pastadan payına düşeni alabilmesi için sorunlarını çözüp rekabet gücünü artırmaya odaklanması şart. Peki tam olarak çözüm nedir? Mobilya sektörümüze rekabet avantajı nasıl sağlayacağız?

SWOT Analizi:

Sektörün geleceğini tartışmaya başlamadan önce, içsel olarak güçlü ve zayıf yönleri ile dışsal etkenlerden kaynaklanan fırsatlar ve tehditlerin belirlenmesi doğru olur.

Mobilya sektörünün rekabet gücünün artırılması için temel sorunları doğru tespit etmek ve bu sorunların çözümlerine odaklanmak gerekiyor. Ana başlıklar halinde bu sorunlar aşağıdaki gibi listelenebilir. Bir sonraki yazımda bu başlıklara ilişkin değerlendirmelerimi ve çözüm önerilerimi de detaylı olarak anlatacağım. Şimdilik sadece ana başlıkları paylaşacağım:

 

 

Türk Mobilya Sektörünün Temel Sorunları:

  1. Markalaşma
  2. Tasarım ve AR-GE
  3. Sermaye Yetersizliği
  4. Uzman Çalıştırma
  5. Deneyim Eksikliği
  6. Kayıt Dışı Çalışma
  7. İhracatın Artırılması
  8. Vergiler ve Teşvikler
  9. SSK Primleri
  10. Uluslararası Finansman İmkanları
  11. Enerji Fiyatları
  12. Pazarlama ve İletişim Sorunu
  13. Fason İmalat
  14. Üretim Teknolojileri
  15. Uluslararası Standartlar ve Kalite
  16. Müşteri Memnuniyeti
  17. Örgütlenme Sorunu
  18. Eğitim
  19. Sektörel Dış Ticaret Şirketleri

Edit (11.7.2009): Yukardaki maddelerin açılımıyla ilgili “Mobilya Sektörünün Temel Sorunları” başlıklı yeni yazıma şuradan ulaşabilirsiniz.

Perakende Trendleri – 2015

Yazar: Ali BULUT Tarih: 10 Haziran 2009

ali-bulut-perakende-trendleri-2015

PricewaterhouseCoopers ve TNS Retail Forward tarafından ortaklaşa hazırlanan 44 sayfalık 2015 yılı perakende trendleri raporunda 15 maddelik gelecek öngörüsü yayınlandı.

Tüketici tarafında değişen demografik yapı, eskiye göre daha fazla değer odaklı yeni müşteri kavramı, perakende outlet, stratejik “outsourcing”, perakendeci ve tedarikçi arasında ortak hedef belirleme ve ortaklaşa çalışma kültürü, teknolojik altyapı ve iyileştirmeler, müşteriler için daha fazla güvenlik ve gizlilik gibi kavramlar etrafında bir 2015 yılı portresi çizilmiş.

Bugünden 2015’e neler değişecek:

  • Gençler tüketici olarak yeniden belirleyici rol üstlenecek
  • “Interconnectivity” genel bir yaşam biçimi olacak. İnsanların bilgi paylaşımı, iletişimleri ve sosyalleşmesi bu kavram etrafında şekillenecek
  • Pek çok perakende konsepti tamamen değişecek ya da ortadan kalkacak
  • Bir ürüne olduğu kadar onunla birlikte sunulan servis ve hizmetlere yapılan harcamalar artacak
  • Büyük iyidir anlayışı terse dönecek
  • 2015 ylında global bakış açısı, yüksek oranlı büyümeler için bir gerekliliğe dönüşecek
  • Perakendedeki konsolidasyon, global bir oligopol piyasaya doğru devam edecek
  • Yer alınan raf ya da mağaza içi metrekarelerden çok daha önemli bir kavram olacak: Sipariş noktası, yani müşterinizin ürünlerinizi sipariş edebileceği pek çok alternatif alan olacak ve markalar tüm bu alanlarda rekabet etmek durumunda kalacak
  • Teknoloji son derece önemli olacak. Maliyetlerin düşürülmesi, operasyonel altyapı, daha geniş bir ağ ve standardizasyon alanlarında teknoloji ana faktör olacak
  • Dijital ve kişisel medya büyümeye devam edecek. İnsanların izlenimlerini paylaşacakları ve iletişim kuracakları, sosyal medya gibi pek çok yeni platform oluşacak
  • Değer zincirinin önemi artacak. İnsanlar firmalara daha fazla öneri ve bilgi sunarken, bir yandan daha fazla değer üretmelerini talep edecekler
  • JIT (Just in time) tedarik zinciri yönetiminin önemi azalacak. Trend tanımlama ve uygulama süreçlerindeki döngünün kısaltılmasına odaklanılacak

2015 yılında perakende trend öngörüleri:

  1. Küçülme kavramı hemen hemen her alanda etkisini gösterecek. İnsanlar daha küçük ama kendileri için daha kişisel alanlarda yaşamak isteyecek. Hipermarketler haricinde bu eğilim genel olarak ürünlere, ürün satış yerleri ve insanların yaşam alışkanlıklarına etki edecek
  2. Lokalizasyon önem kazanacak. Perakende devleri daha fazla segmentasyon ile ve daha fazla lokal know-how kullanarak yepyeni ve yerel satış konseptleri geliştirecek. Global firmalar aynı anda farklı satış konsepti ve operasyonları bir arada yürütecek
  3. 80/20 kuralı bozulacak. Satışların %80’i, faaliyetlerin %20’si tarafından sağlanır kuralı bozulacak. Geleceğin trendi, bir araya gelmiş küçüklerin, büyükten daha büyük olacağı. İnsanlar popüler ve genel olanı daha az, kendileri için özgün olanı daha fazla tüketmeye başlayacak. Özel seriler, sınırlı üretimler, kişiselleştirmeler, tasarımcı ürünleri ve hızlı moda gibi kavramlar önem kazanacak
  4. Büyüklük aynı zamanda başarıdır anlayışı değişecek. 1000 mağazalık bir zincirin, her yerde ve tüm mağazalarında aynı homojen yapıda olması ve tüketicisine aynı değerleri sunması anlamını yitirmeye başlayacak. Yeni konseptler üretebilen, tüketicisiyle farklı konseptler üzerinden yaşam boyu ilişki kurabileceğini vaadeden, gerekirse lokal olarak farklı segmentler için farklı konseptleri sunabilen firmalar başarılı olacak
  5. Wall-Mart gibi dev perakendeciler, global konsolidasyon sürecinden sonra farklı müşteri ihtiyaçları ve alışveriş alışkanlıklarına göre, aynı anda opere ettikleri farklı formatta yapılanmalar oluşturacak
  6. Markalar kendilerini, sattıkları ürün ile değil sahip oldukları müşterileri üzerinden tanımlamaya başlayacak.
  7. Satış kanalları artacak. Katalog ile satış, online satış, mobil alışveriş gibi kavramlarla birlikte artık bir mağaza nedir yerine bir mağazada neler olmalıdır sorusuna odaklanılacak. Multi kanal kavramı ile tüm bunların dışında farklı satış şekilleri ve bağlantıları konusunda yeni perspektifler gelecek
  8. Geleceğin alışveriş merkezi modeli de, sadece alışveriş odaklı bir vaade değil, aynı zamanda tüketici için genel yaşam stilleri üzerinden beslenen bir takım temel vaadlere odaklanacak. Aynı yerde pek çok ihtiyacını karşılayabilecek olan tüketici için bu alanlarda temel seçim unsuru vaadedilen değerler olacak
  9. Müşteriler gelecekte ürün geliştirme ve tasarım süreçlerinde firmalara daha yakın olacak. Gelişen interaktif, katılımlı ve sosyal platformlar sayesinde firmalar müşterinin söylediklerini çok daha kolay dinleyecek. Tasarım sürecinde tüketicileriyle daha iyi iletişimde olan firmalar için risk de daha az olacak
  10. Lüks kavramı yükselişini sürdürecek. Özellikle niş alanlarda daha fazla müşteri odaklı olan lüks ürün ve servisler, bugün satışta yarın yok anlayışı ile son derece hızlı kişisel süreçler yaratacak
  11. Gelecekte tedarikçiler, perakendecilerle daha fazla dikey ilişki içinde olacaklar. Onları yenemiyorsan onlara katıl anlayışı ile özel marka alanında daha stratejik işbirlikleri, ortaklıklar ve birleşmeler olacak
  12. Tüketiciler kontrolü tamamen ele alacak. Her zamankinden daha “Kral” olacak. Grup alışverişlerin reenkarne olacağını göreceğiz. Aynı zamanda sosyal medya üzerinden bir araya gelmiş tüketici grupları göreceğiz. Tüketiciler mükemmel ürünü, istedikleri anda ve istedikleri yerde satın almak isteyecekler. Buna hazırlıklı olun
  13. Teknolojik gelişim, alışveriş modellerini etkileyecek. Aynı zamanda reklam ve iletişim, bilgi paylaşımı konularında daha fazla teknolojik gelişme göreceğiz. Teknoloji, tüketicinin elini daha da güçlendirecek gibi
  14. Değer zincirinde devrim yaşanacak. Bugünün değer zinciri kitlesel pazar için tasarlanmış. Gelecekte daha niş, lokasyon bazlı ve kişisel olmak zorunda kalacak. Tüketicilerin satın almaya zorlandığı ürünlerden çok, tüketicilerin istediği ürünleri üretmeye doğru bir değer değişimi yaşanacak. Bu da küresel kaynaklar konusunda bir optimizasyon ve daha az atık üretilmesini sağlayacak
  15. Perakendeci ve tedarikçiler için, her ne kadar temel ölçütler hissedarları ve müşterilerinin memnuniyeti olsa da, gelecekte bunların yanısıra onların iyi birer vatandaş olmaları beklenecek. Daha fazla sosyal sorumluluk hisseden, küresel kaynaklar konusunda en az bizim kadar hassas, etik değerlere sahip ve bizimle direk şeffaf ilişki kurabilmelerini bekleyeceğiz

Bu 44 sayfalık raporun tamamını, şuradan indirebilirsiniz. (İçerik ingilizcedir)

Ayrıca diğer belge, sunum ve kitapların listesine de Dosyalar bölümümüzden ulaşabilir ve indirebilirsiniz.

Perakende Sektöründe IT’nin Geleceği

Yazar: Ali BULUT Tarih: 5 Mart 2009

ali-bulut-it

Bugünün Talepleri mi, Yarının Fırsatları mı?

Perakende Sektörü, bir yandan bugünün müşterilerinin taleplerini karşılamaya çalışmakta, öte yandan da yarının fırsatlarına hazırlanmakta. Bu da ister istemez karar verme süreçlerinde kullanılmak üzere pekçok veriyi eşzamanlı olarak depolamayı ve analiz etmeyi gerektiriyor. 

IT – Information Technology bu nedenle şirketler için giderek artan bir öneme sahip. Hatta ülkemizde son yıllara kadar halen şirketlerin It Depertmanlarını, sadece donanım satınalma ve bakım hizmetlerinde kullanıyor olması eğilimi bile giderek, Bilgi Yönetim Sistemlerini şirket içinde üst düzeyde temsil eğilimine doğru gitmekte. Şu an için bile artık pekçok şirket IT Fonksiyonunu  Başkan Yardımcılığı, Genel Müdür Yardımcılığı gibi pozisyonlar üzerinden yürütmekte.

ali-bulut-it-beklenti

Dünyadaki duruma bakmak için RSR (Retail Systems Research) tarafından 2008 Nisan’ında yapılan bir araştırmadan bazı önemli istatistikleri aşağıda bulabilirsiniz. Araştırmaya katılanların tamamı perakende sektöründen temsilcilerdir ve demografik bilgileri de şöyledir:

 
Ünvan:  

  • Yönetim Kurulu Üyesi (CEO, CFO, COO) 8% 
  • CIO/IT Başkanı 5% 
  • Başkan 3% 
  • Direktör 22% 
  • Müdür 20% 
  • Uzman7% 
  • Danışman 10% 
  • Diğer 3% 

2007 Ciro ($):  

  • 50 milyon $’dan az  17% 
  • 51 milyon $  – 249 milyon $ 7% 
  • 250 milyon $ – 499 milyon $ 7% 
  • 500 milyon $ – 999 milyon $ 19% 
  • 1 milyar $ –   5 milyar $ 19% 
  • 5 milyar $ ’dan fazla 31% 

Yönetim Merkezi:  

  • Kuzey Amerika 74% 
  • Latin Amerika 3% 
  • Avrupa 14% 
  • Ortadoğu ve Afrika 2% 
  • Asya Pasifik 7% 

Yıllık Satış Ciro Artışı:  

  • Ortalamanın Altında (“Laggards”) 18% 
  • Ortalama 43% 
  • Ortalamanın Üstünde (“Winners”) 39% 

ali-bulut-it-tercih

 

Grafikten de anlaşıldığı üzere, On-Demand Servisleri ve Hazır Paket Entagrasyonları perakende sektöründe yüksek eğilimli tercihlerdir. ERP (Kurumsal Kaynak Planlama) çözümleri ise en yüksek oranda tercih edilmektedir. 

Burada özellikle organize perakendeciliğin ve ölçek ekonomisi yönetiminin sağladığı avantajların yanında getirdiği bu ekstra IT bütçe yükünün ROI (return of investment) oranlarına dikkat etmek gereklidir. Başarısız bir entegrasyon süreci pekçok perakendeci için sadece nakit kaybı değil, aynı zamanda “hızlı olmanın lider olmak” demek olduğu günümüzde yokolmak anlamı da taşımaktadır.

 İşletmelerin ölçeklerine baktığımızda IT Uygulamaları konusunda tercihler, Orta Ölçekli İşletmelerde belirgin oranda daha yüksek görünmektedir. Bu da perakende sektöründeki endüstriyel dönüşümü ifade etmektedir : 

ali-bulut-orta-olcek

Son yılların favorisi “Hızlı Balık , Yavaş Balığı Yutacak” önermesi de aslında giderek tüm istatistiklerde yüzünü göstermekte. Perakende sektöründe şirketlerin hız beklentisi, pekçok faktörde iyileştirme beklentileri ile kolayca dışa vurulmaktadır. Bu faktörlerin etki güçleri ise aşağıda belirtilmiştir:

ali-bulut-hiz-beklentisi

Aynı raporda yer alan diğer sonuçları da incelediğimizde, şirketlerin stratejik olarak IT Uygulamaları konusunda ÖNEMLİ ve İLGİNÇ kavramları arasında kaldıkları anlaşılmaktadır.

Bugünün müşterisinin taleplerini karşılamak ÖNEMLİ olmakla beraber, yarının fırsatlarını yakalamaya yönelik İLGİ ÇEKİCİ uygulamalar oluşturmak da  gerekmekte. Bu da giderek IT fonksiyonunu daha stratejik bir fonksiyon olarak şirket yapılanmalarında göreceğiz anlamına geliyor.

Not: RSR (Retail Systems Research)’ün 38 Sayfalık ilgili benchmark raporunun orjinalini talep ederseniz e-mail adresinize gönderebilirim.

Pazar mı Pazarlamacı mı?

Yazar: Ali BULUT Tarih: 24 Kasım 2006

ali-bulut-pazar-mi-pazarlamaci-mi

Öncelikle henüz yazmaya yeni başladığım blogumdan “yeni sesler yeni nefesler” arasında bahsettiği için Sayın Selim Tuncer‘e ve sonra da blogumda yeralan “2007 Perakande Trendleri” başlıklı yazıma sitelerinde anasayfada “marketing” kategorisi altında yer verdikleri için Tüketici Dergisi‘ne teşekkür ediyorum.

Üretmek, sunmak ve sonra da geri dönüşleri değerlendirerek yeniden üretmek, sunmak vs… İşte bunlar bir pazarlama profesyonelinin yaşamındaki ana fonksiyonlar… Ve bir de yaşama dair seçenekler yaratmak, yani insanlara dair edindiği bilgiler ışığında onların bir takım ihtiyaçlarını tatmin etmek amacıyla ürünler ve değerler yaratmak, sonra da bunları çeşitlendirerek farklı seçenekler sunmak… Kısacası önce insanı anlamak ve sonra ona anlayabileceği birşeyler vermek…

Sayın Ali Saydam’ın “Algılama Yönetimi” kitabında sıkça bahsettiği gibi, insanların neyi nasıl anlayacağını ya da algılayacağını kestirmek için öncelikle o insanı yeterince anlamış ve algılamış olmanız gerekiyor. İşte bu da bir pazarlama profesyonelinin en önemli misyonlarından birini gerçekleştirmesini; günü, gündemi, trendleri, insanları, beğenileri, beklentileri analiz etmesini gerektiriyor. Elimizde yeterince iyi bir analiz olmadan ne zaman ne de tahmin yönetiminde başarılı olamayacımız kesinken, o analizi oluşturacak verilerin objektif ama verilerin yorumlanarak analiz edilmesinin subjektif olacağını da unutmamak gerekiyor.

Dolayısıyla her bir pazarlama profesyonelinin aynı verilere ve göstergelere bakarak, farklı gelecek kurguları ve senaryoları üretmesi ve bununla birlikte farklı pazarlama stratejilerini uyguluyor olması da işin içine mantıksal değerlerin yanında bir takım içsel değerlerin de dahil olduğunu gösteriyor.

Yani biz pazarlama kavramını bazı alt ögelere ayırıyorsak (hücre tipi kurumsal pazarlama, global kimlikte pazarlama, lokal pazarlama, gerilla pazarlama, pazarda yataylık, teknoloji odaklı pazarlama, çapraz ve asimetri odaklı pazarlama vs gibi), pazarlama profesyonelleri ve marka yöneticileri için de bir takım alt ögeler içeren bir skala hazırlanabilir. Örneğin; içgüdüleriyle hareket eden pazarlamacı, sadece rakamlara bakan pazarlamacı, risk alan pazarlamacı, güvenlik yanlısı pazarlamacı, tecrübelerle hareket eden pazarlamacı, deneysel pazarlamacı, trend belirleyici ya da trend takip eden pazarlamacı vs…

Sonra da oturup uzun uzun “tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıkıyor”u tartışabiliriz!

Pazarlama profesyonelleri mi pazarı şekillendiriyor, yoksa tüketicilerin içinde olduğu pazar mı pazarlama profesyonellerinin yaklaşımını belirliyor?

İşte Limp Bizkit‘in bir şarkısında geçen “my way or highway” deyimi bu noktada anlamını yitiriyor…

Çünkü;

1+3=4 olduğu kadar

2+2=4
5-1=4

vs vs

2007 Perakende Trendleri

Yazar: Ali BULUT Tarih: 7 Kasım 2006

ali-bulut-perakende-trendleri-2007

Tüketicilerin giderek hakimiyetlerini artırdıkları pazarda, 2007 yılı Perakende Trendlerine baktığımızda organik bakım ürünleri ve moda sektörünün kapsamlı bir değişim yaşayacağını görüyoruz.
Özellikle önümüzdeki 10 yılda Çin’e ve Asya’ya yapılacak seyahatlerin artacağı öngörülüyor. Nasıl ki bir zamanlar Avrupa seyahatlerinde Fransız ve İtalyan ürünlerinden etkilenme söz konusu ise, şimdi de Asya temalı ürünlerin başta Amerika olmak üzere tüm batı pazarlarını etkilemesi bekleniyor.

Kişiye Özel Spa
Orjinal adı ile “Salus Per Aquam” (Spa) yani “Sudan Gelen Sağlık” olan Spa’lar zaten bir süredir pekçok otel ve güzellik merkezlerinde yer almıştı. 2007’de tüketicilerin ev ve yaşam alanları beklentileri içerisinde Spa’lar giderek daha fazla yer alacak ve sağlıklı yaşam felsefesi ile güzellik beklentisi içiçe geçerek günlük hayatlarımız içerisine biraz daha girecektir. Spa deneyimi sunacak ürünleri de sanırım marketlerde daha fazla göreceğiz.

Daha Hızlı Moda
Artık hazır giyimde, trendleri takip etmek için 9-12 ay gibi süreler geçmeyecek. Özellikle H&M, Zara, Topshop gibi firmalar hem büyük kitlelere ulaşabilmekte, hem 30 günlük tedarik süreleriyle hızlı hareket etmekte, hem de hızla değişen moda ve trendleri güncel olarak takip etmektedir.
Eylül ayında gerçekleşen New York Moda Haftası’nda, Wal-Mart tarafından sunulan “Rock the Runway” koleksiyonu, ünlü modacılar Proenza Schoueler ve Roland Mouret’in koleksiyonlarına oldukça yakındı.

Daha Fazla Tedbir
Tüketiciler hayatlarının kontrollerini giderek daha fazla ellerine alıyorlarlar. Ayakkabıları dışarıdan mikrop taşır diye kapı önünde çıkararak, pamuk yastıklarda uyuyarak, organik besinler tüketerek, kimyasal içermeyen diş macunları ve deodorantlar kullanarak, margarin tüketimini azaltarak ve bunlar gibi pekçok örnekte olduğu gibi hem daha dikkatli bir hayat yaşıyorlar, hem stresten uzak durmaya çalışıyorlar, hem de mantığı da bir kenara bırakmadan lobi oluşturuyorlar. Bu eğilim 2007 yılında daha etkin şekilde yayılacaktır.

Yeşilin Önemi
Toyota’nın çevre dostu Prius model hibrit otomobilinin satış kuyruklarına bakmak lazım. Sonra da Nike’ın artık ürettikleri spor ayakkabılarda insan sağlığına zararlı sera gazı kullanmayacağı açıklamasına. Ve tabii Levi Strauss’un ilk organik ürün koleksiyonu olan “Eco Jeans”e…
“Organic Exchange” isimli kuruluş tarafından yapılan araştırmalara göre hazır giyim firmaları tarafından talep edilen organik pamuk, geçen sene %93 artış göstermiştir. 2007 sonunda 2.7 milyar USD’lık bir organik pamuk pazarı oluşacağı öngörülmektedir. Amerikan hazır giyim üreticileri, Wal-Mart ve Zara’ya organik pamuk etiketi taşıyan ürünler sunmaktadır. Bu da demektir ki 2007 yılında organik pamuk ürünleri vitrinlerde daha fazla yer alacaktır.
Ayrıca son 9 yılda, yıllık %15-20 büyüyen güzellik ve bakım ürünleri satışları içerisinde kimyasal içermeyen, doğal ve organik olarak üretilmiş ürünlerin oranı da giderek artmaktadır.

Asya Güzeli
Önümüzdeki 10 yılda Asya’ya ve özellikle Çin’e yapılacak seyahatlerin giderek artacağı öngörülmektedir. Bu da Asya temasının batı hayatı içerisinde oldukça yer alacağını düşündürmektedir. İsviçreli Richemont firmasının sahibi olduğu “Shanghai Tang” koleksiyonlarında Çin temalarını da işleyerek, batı ve doğu arasında bir köprü kurmaktadır. Sonbahar-Kış 2005 koleksiyonlarında “Beijing Yasak Şehri” temasını çok güzel vurgulamışlardır.
Her zaman en yeniyi, en trendiyi ve en güzeli yakalamaya çalışan Fransız Vogue dergisi de ilk kez kapakta bir Çinli model kullanmıştır.

Aktif Spor Giyimden Günlük Giyime
Amerikan kadınlarının üçte ikisi, spor salonlarında ya da spor yaparken giydikleri giysilerin aslında geleneksel spor giyim olarak satın aldıkları ürünler olmadıklarını söylüyor. Geleneksel spor giyim ürünlerini günlük hayatta kullanıyorlar. Fakat aktif spor giyim ürünlerini de günlük giyim olarak kullanmak istiyorlar. Tabii ki bunda kumaş ve tasarımlardaki yenilikçi ve teknolojik yaklaşımların da etkisi olduğu unutulmamalıdır.
Aslında Stella McCartney/Adidas ve Alexander McQueen/Puma işbirlikleri de bu trendin öncü hareketleri oldular. Önümüzdeki yıl, aktris Scarlett Johansson Reebokla birlikte kentli spor giyim ürünleri satan bir mağaza açacak. Artık yüksek teknolojili teknik tekstil ürünü spor giysilerle, spor salonlarından sonra moda arenasında da sıkça karşılaşacak gibiyiz.

Özel Markalar (Private Label)
Brandweek’teki bir makalede (21.08.2006) tüketicilerin Wal-Mart’ın kendi özel markalarına ilgisinin giderek arttığı anlatılıyor. Bunlar Value, Equate, Sam’s Choice, Wal-Mart ve Member’s Mark. Kendi özel köpek maması Ol’Roy şimdiden Purina’dan bile daha fazla tercih ediliyor.
7-Eleven kendi özel bira markası olan Santiago’yu Corona’dan daha fazla satıyor.
Perakendeciler, mağazalarında sadece ulusal markaları satarak, tüketiciyi ellerinde tutamayacaklarını ve sadakat sağlayamayacaklarını anlamış görünüyorlar.

GÜNÜN YAZILIMI

ETİKETLER

ÜYELİK

Bu blog BloggerV.com üyesidir.