Subscribe to Marka Yöneticisi

Tanrılar Okulu – Stefano d’Anna

Yazar: Ali BULUT Tarih: 31 Temmuz 2010

ali-bulut-Tanrilar-Okulu---Stefano-d-Anna

Uzun süredir bu kitaptan bahsetmek istiyordum. Henüz okumamış olanlara kesinlikle önereceğim bir kitap.

Stefano d’Anna‘nın dünya çapında büyük ilgi gören ve ülkemizde de 2005 yılında 100 bin adetten fazla satarak “bestseller” ünvanı kazanan, “Tanrılar Okulu” (orjinal adıyla “The School For Gods”) romanı, dikey insanın doğuşu, acı, korku ve iç çatışma gibi hastalıklardan arınmış yeni insanlığın duyurusu olan bir manifesto.

Tüm hikaye Dreamer isimli bir karakter üzerinden yürüyor. Bakın Dreamer kendi ağzından ne diyor:

“Bir Oluş Okulu kuracaksın, gerçekleştirecek bir düşü olan herkes için bir Üniversite… burada ‘düşün’ hayattaki en gerçek şey olduğu öğretilecek…insanın gerçek dediğinin kendi düşünün yansımasından başka bir şey olmadığı öğretilecek. Bir sorumluluk okulu yaratacaksın, eylem filozoflarının devam edeceği ve mutluluğun ekonomi olduğunun öğretileceği bir Okul… zenginlik, refah ve güzelliğin insanın doğuştan gelen hakları olduğunun öğretileceği bir Okul. Sonsuz bir Okul yaratacaksın… bir Tanrılar Okulu…Öyle bir Okul ki benim hızımda ve düzeyimde olacak… Eleştirilerden sakın korkma! Görünürde önünde her türden engel olacak, ancak her zorluk ve düşmanın senin en büyük müttefikin ve bu teşebbüsün ayrılmaz ve yeri doldurulamaz birer parçası olduğunu zamanla kavrayacaksın.”

Kitabı hemen hemen tüm kitabevlerinde bulabilirsiniz. Ayrıca orjinal sitesi üzerinden de ister elektronik, ister basılı versiyonun siparişini vermek de mümkün…

Türkiye’de karşılaşılan yoğun ilgi nedeniyle, web sitesinin aynı zamanda Türkçe dil opsiyonu da mevcut. Yazar,  zaman zaman Türkiye’de bazı etkinliklere konuşmacı olarak davet ediliyor. Dilerseniz, web sitesi üzerinden etkinlik takvimine de ulaşabilirsiniz.

Son olarak, Stefano d’Anna’nın kendi ağzından “Tanrılar Okulu”:

Bu kitap bir harita, bir kaçış planıdır.

Amacı, sıradan bir insanın önceden çizilmiş ve geçmişten derin izler taşıyan kader yolunu değiştirmek için dünyanın insanı uyutarak ona dayattığı kurgusundan, varoluşun serzeniş ve suçlama dolu tanımlamalarından kaçarken izlediği yolu size göstermektir

Dreamer’la ve onun öğretisiyle tanışmamış olsaydım, bugün böyle bir kitap ortaya çıkamaz ve ben tek bir satırını bile kaleme alamazdım…

Sanat Markası Ne Vadeder?

Yazar: Rezzan KAHYA Tarih: 6 Şubat 2010

ali-bulut-sanat-markasi-ne-vaadeder
Marka vaadinin genel anlamıyla tüketicinin markadan beklentilerini ifade ettiğini biliyoruz. Peki bir sanat markası tükecisine ne vadeder, ne vadetmelidir?

Sanat markası kavramını eser, icra eden ve sunan olarak 3 başlığa ayırdığımızda, bir sanat markasının tüketicisi (takipçisi) özellikle icra eden (sanatçı) ve sunan (sanat kurumu-kuruluşu) açısından beklenti geliştirmektedir. Sanatçı ve sanat kuruluşu tarafında, esere kıyasla daha dinamik süreçler söz konusu…

Bir sanatçının eser yaratım sürecinden sonra hedef kitlesi ile iletişimi başladığı ve sanatçı üretmeyi sürdürdükçe bu iletişim devam ettiği için, bir sanat markası olarak hedef kitlesinin marka ile ilgili beklentileri oluşur. Bir sanat kurumu-kuruluşu için de aynı durum geçerlidir. Sanatsever (hedef kitle), marka ile etkileşimli iletişimdedir ve markanın stratejisinde belirleyici rol oynar, bir anlamda markayı yönlendirir. Şimdi bu beklentilere kısaca değinelim:

Yenilik:
Sanat markası olan eser, kişi ya da kurumun, marka olmasını sağlayan en önemli neden şüphesiz, alanında bir “yenilik” yaratmasıdır. Bu, yeni bir akım yaratmak ya da bir ekolü geliştirmek-zenginleştirmek olabilir. Ancak hedef kitle gözünde markayı farklılaştıran, benzerlerinden kolaylıkla ayırt edilmesini sağlayan bir yenilik vadetmesi gerekir.

İstikrar:
Sanatsever, marka olan kişi ya da kurumun sanatsal istikrarı korumasını bekler. Hedef kitlenin marka olan sanat eseri ile iletişiminde ise eserin ulaşılacağı kaynaklar, sergilendiği-deneyimlendiği ortamlar konusunda bir istikrar beklentisi bulunmaktadır. Belirli bir sanatsal kalitede çalışmaların yapılması, klişe bir tabirle “çizginin korunması” beklentisi içindeki hedef kitle, markayı stratejik davranışa yöneltmektedir.

Aidiyet Duygusu:
Sanatsever bir sanat markasından, “olduğunu” ya da “olmak istediğini” ortaya koymasını bekleyebilir. Ancak yaratım sürecinden önce bu beklentiye yanıt verilmesi gibi hesaplı bir davranış olmazsa, özgün ve özgür sanat eserleri ortaya çıkarılabilecektir. Aidiyet duygusunun kazanılması eserin, sanatçının, kurumun anlaşılabilmesine bağlıdır. Bir sanat markası; sanatçıyı, eseri , kurumu sahiplenmek kadar; onun hayran kitlesine dahil olma arzusu içinde bir kitle yaratmalıdır.

İmaj:
Bir sanat eserine sahip olmak, bir sanatçının hayranı olmak ya da bir sanat kurumunun takipçisi olmak aynı zamanda bireysel imajı da oluşturduğundan; bir sanat markasının imaj da vadetmesi gerekir. Zira, insanlar bireysel imajlarını konumlandırabilecekleri sanat markalarına yönelmektedir.

Yarar:
Sanat markasının deneyimlenen eseri “yararlı” algılayacak bir hedef kitle yaratması önemlidir. Bu nedenledir ki, sanatsever sanatsal deneyimden beslendiğini hissetmelidir. Sanat markası manevi yarar vadedebilmelidir.

Bir sanat markasının tercih edilmesinde, aynı ticari bir üründe olduğu gibi marka vaatlerinin rolü büyüktür. Bir ticari markanın tercih edilmesi nasıl ki bir kişinin algılanışını etkiliyorsa (alım gücü, zevk, eğitim düzeyi … vb); sanat markası tercihlerinin de kişileri algılamamızda oldukça önemli bir yeri var. Bir kişinin zevkli-zevksiz, kültürlü-cahil, seçkin-bayağı, popülist-marjinal algılanmasında sanat markaları ile olan yakınlığı kadar, uzaklığı da önem taşır. Yani kişilerin sınıflandırılmasında tercih ettikleri kadar, “tercih etmedikleri” de etkilidir. Bireylerin sanat markalarıyla olan ilişkileri sonucundaki bu algılama, aynı şekilde sanatsal etkinlik tercihleri nedeniyle firmalar için de genellenebilir.

Sanatta Hedef Kitle

Yazar: Rezzan KAHYA Tarih: 26 Aralık 2009

ali-bulut-sanatta-hedef-kitle

Sanatta markalaşma süreçlerinin, genel anlamda ticari markalaşma süreçleri ile benzerlik gösterdiğini daha önceden belirtmiştik. İlk olarak “Hedef Kitle” üzerinden sanatsal markalaşma süreçlerini inceleyerek başlamanın doğru olacağı düşüncesindeyim.

“Sanat toplum için midir, sanat için midir?” tartışmaları halen yapılmaktayken; bir sanat çalışmasını anlayan-algılayan hedef kitlenin çerçevesi değişken olsa dahi (sadece “sanattan anlayan”ları hedef alabilir ya da daha geniş bir kitleyi kapsayabilir), verilecek mesajlar ile kurulacak iletişimin bu hedef kitlenin beklentileri ve ihtiyaçlarına göre düzenlenmesi gerekir.  Sanatsal markalaşma süreçlerinde hedef kitleyi eser, yaratıcı ve uygulayıcı açısından ele alabiliriz.

1.  Sanat Eserinin Hedef Kitlesi:

Sanat eserlerinin markalaşmasında dikkat edilmesi gereken en önemli unsur kuşkusuz, sanat eserlerinin yaratım aşamasında bilinçli ve planlı bir şekilde hedef kitle odaklı hareket edilmemesi. Aksi takdirde;  sanatsal markadan çok, ticari bir markanın yaratılmasından söz edebiliriz.

Sanat eserinin markalaşması, yaratım sürecinden sonra başlar. Eseri deneyimlemek (görmek-duymak-izlemek… vb) ya da satın almak isteyen; bu sayede kendisini eserin hayranlarından oluşan gruba ait hisseden, eseri tekrar deneyimleme ihtiyacı duyan kişiler, koleksiyoncular o sanat eserinin hedef kitlesini oluşturur.

Bir eseri edinmek, bir oyunu-konseri-filmi izlemek, bir sergiye gitmek ve tüm bu eylemleri gerçekleştirirken bunu çevresindekiler ile paylaşmak, hedef kitlede yaratılmak istenen davranıştır.

2. Sanatçının Hedef Kitlesi:

Sanatçının markalaşmasında, imajının doğru konumlandırılması öncelik olmalıdır. Sanat eserinden farklı olarak, sanatçının hedef kitlesi ile iletişiminde hedef kitlesinin analizinin yapılması ve bu hedef kitle ile iletişiminde verilecek mesajların uygun yöntemlerle hazırlanması gerekir.

Ancak sanatçının eserlerini hedef kitleyi dikkate alarak ortaya çıkarması, sanat eserinin sanatsal niteliğini kaybetmesine neden olacaktır. Bu nedenle hedef kitle ile ilgili tüm çalışmalar yaratım sürecinden bağımsız olarak ele alınmalıdır.

Sanatçının hedef kitle odaklı iletişimi, eseri yaratım sürecinden sonra başlar. Hayranları sanatçının, konumlandırılan imajına uygun davranmasını bekler. Sanatçının hayranları, yarattığı akımı izleyenler, onunla ilgili bilgi edinme merakı olanlar, katıldığı etkinlikleri- programları takip edenler, sanatçı ile ilgili haber yapanlar o sanatçının hedef kitlesidir.

Hedef kitle ile ilgili amaç ise; bu merakın canlı tutulabilmesi, sanatçının verdiği eserleri sürekli takip eden ve çevresi ile etkileşimli sadık bir kitlenin yaratılmasıdır.

3. Sanat Kurumunun/Projesinin Hedef Kitlesi:

Sanatsal markalaşma süreçlerinde ticari marka süreçlerindeki tüm adımların sanat kurumları ve sanatsal projeler için izlenebilmesinin nedeni, bu kurumların ya da projelerin sanatsal yaratım süreci ile olan dolaylı ilişkisidir. Yani; yaratım aşamasında etkin rol oynamaması itibariyle sanat kurumları/projeleri, sanatsal markalaşma sürecinde iletişim tekniklerinden en çok yararlanan, hedef kitle ile iletişimi kurgulamada en aktif olan taraftır.

Sanat kurumu ya da sanatsal proje,  eserin-sanatçının pazarlama sahasıdır. Sanat kurumunun algılama yönetimindeki başarısı, bünyesindeki sanat eserinin ve sanatçının da anlaşılabilmesini sağlar. Bu nedenle özellikle sanat kurumlarının iletişim çalışmalarının profesyonel bir şekilde ele alınması, hedef kitle ile iletişimin doğru tekniklerle sağlanması oldukça önemli. Yaratılmış bir eseri anlayan, sanatçının hedeflerini doğru bir şekilde analiz eden kurumlar-kuruluşlar, eser ile sanatçının imajını konumlandırmada “hedef kitleyi de dikkate alarak” doğru mesajları oluşturabilirler. Bu teknikleri kullanan kurumlar, aynı zamanda kendi kurumsal imajlarını da konumlandırmış olurlar.

Sanat kurumları bünyesinde gerçekleşen etkinliklerin düzenli takipçileri ile çevrelerindeki diğer kişilerin sanatsal etkinliklere katılımını sağlayanlar, sanat etkinliklerini haber yapanlar ve bilinirliğini sağlayanlar sanat kurumlarının hedef kitlesi olarak tanımlanabilir. Sanatsal projelerin hedef kitlesi; sanata merakı olan, sanatsal etkinlikleri takip eden, çevresindekileri bu konuda haberdar eden kişilerden oluşur.

Eserin kaliteli, yenilikçi ya da farklı; sanatçının üretken, örnek ya da başarılı; kurumların-kuruluşların saygın, çağdaş ya da yararlı algılanmasının sağlanması hedef kitlenin tanınmasına bağlıdır. Sanat eserlerinin hedef kitle odaklı yaratılması, sanatçıların hedef kitle odaklı eser vermesi sanatsal değerin sorgulanmasına neden olacaktır. Ancak sanat kurumları bu konuda özgürdür ve iletişim tekniklerinin neredeyse tamamına başvurabilirler. Hedef kitle analizi, ticari markalar için üretim sürecinden önce yapılabilir. Ne üreteceğimiz, kimin tarafından tüketileceği önceden bellidir. Ancak sanat eserlerinin önceden kimin tarafından takip edileceği, kimin beğenisini kazanacağını düşünerek ortaya çıkartılması mümkün değildir.

Marka yöneticilerinin  sanatsal sponsorluklarla ilgili değerlendirmelerinde bu dinamikleri göz önünde bulundurmaları, sanatta gelişimi sağlamanın yanı sıra, hizmet verdikleri firmanın hedef kitlesine de ulaşabilecekleri doğru projelere destek vermelerini sağlayacaktır.

Picasso ve Sanatta Markalaşma

Yazar: Rezzan KAHYA Tarih: 18 Kasım 2009

ali-bulut-picasso-ve-sanattma-markalasma-

Küçük bir çocukken annem bana şöyle demişti: “Eğer asker olursan general olacaksın, rahip olursan papalığa yükseleceksin.”  Ama ben ressam oldum ve Picasso olarak kaldım.

Pablo Picasso

Resim sanatında belki de en büyük markalardan biridir Picasso…  Peki Picasso, iletişim biliminin günümüzdeki gibi gelişmiş olmadığı bir dönemde nasıl Picasso olmuştur? Profesyonel destek almış mıdır?

Sanatsal markalaşma kavramı Türkiye’de çok bilinmemekle birlikte yurt dışında üzerine tartışılan bir konu… Sanatta marka haline gelmek için izlenmesi gereken yol şüphesiz, marka olmak için gerekli adımları izlemekten geçiyor. Bu yolu kimi zaman bilinçli, kimi zaman ise bilinçsiz olarak izleyenler, sanatsal markalar haline geliyor.

Nasıl ki markayı marka yapan değerler, kaliteli ürün ya da hizmet, markanın olumlu bir imajının ve bir vaadinin olması, etkili iletişim ile bilinirliğinin sağlanması ve neticede tüketicide sadakat yaratması ise; sanatsal yapıtların, sanatçıların, sanat kurumlarının-kuruluşlarının da aynı değerlere sahip olması beklenebilir.

Bir sanat eserinin hedef kitlesi hayranları olarak kabul edilecek olursa, eserin kaliteli algılanması ve sanatseverin beğenisini kazanması marka hedefi olarak kabul edilebilir. Bir sanatçı şüphesiz,  ticari kaygılarla eserini yaratmaz. Ticari kaygılarla üretilen eserlerin, sanatsal yönü tartışmalıdır.

Sanatta markalaşma süreçleri incelenecek olursa, sanatçının eseri yaratımından sonra hedef kitlesi olan sanatseverde bir harekete neden olduğu görülür. Sanatsever hayranı olduğu resmi alma, beğendiği albümü edinme, merakla beklediği eseri sahnede izleme eğilimi göstermektedir.  Sanatçıların yaşadıkları dönemlere göre eserlerinin ne kadar büyük kitleler tarafından takip edildiği değişkenlik gösterir. İletişim araçlarının günümüzdeki gibi yaygın olmadığı bir dönemde sanat eserlerinin bilinirliğinin çok üst seviyelerde olması beklenemez.  Ancak günümüzdeki sanat eserlerinin kalıcılığı ayrı bir tartışma konusu olabilir.

Yüzeysel bir tespitle; bir sanat eserinin sanatsal marka haline gelebilmesi için özgün olması ön koşuldur.  Ancak bir sanatçının, yepyeni bir akım yaratmasa ve alanında ilk olmasa bile, onu benzerlerinden ayıracak kendi yorumunu o işe katabilmesi gerekir.  Sanat kurumları ve kuruluşlarının markalaşması ise, kurumsal imajlarının sistemli bir şekilde konumlandırılması ve hedef kitleleri ile düzenli iletişimin korunması ile sağlanabilir.

Bu noktadan hareketle, sanat eserlerinin markalaşmak üzere yaratılamayacağını, fakat yaratılmış sanat eserlerinin doğru iletişim teknikleri kullanılarak hedef kitlesi ile buluşturulabileceğini söyleyebiliriz. Sanat kavramının kişiden kişiye farklı algılamalara neden olduğu günümüzde, sanatçı kavramı da aynı tartışmanın nesnesidir.  Sanat ve sanatçı kavramlarını önümüzdeki yazılarda irdeleyeceğiz.  Ancak günümüzde ikon haline getirilen popüler kültür kaynaklı eserleri  ve ikonlaşma hareketini sanat ve sanatçılık başlığından ayrı olarak incelemek gerektiği düşüncesindeyim.

Sanatta sistemsiz olarak yürütülen ikon yaratma çalışmaları, iyi eserler verebilecek sanatçıları ticari kaygılarla hazırlanmış eserlere yöneltmekte… Günümüz koşulları, gelecek yüzyıllarda 21.yy sanatını gölgede bırakabilecek bu popüler akımların, iletişim profesyonelleri tarafından sistemli bir şekilde yönetilmesini gerektiriyor.  Sponsorluk faaliyetlerini de yöneten marka yöneticilerinin, bu  hususta oldukça stratejik bir rolü bulunuyor.

www.markayoneticisi.com için yazdığım ilk yazı ile pek el değmemiş bu konuya ufak çaplı bir giriş yapmak istedim. Gelecek aylarda bu konuyla ilgili daha detaylı yazılarımı okuyabilirsiniz.

Rezzan KAHYA

GÜNÜN YAZILIMI

ETİKETLER

ÜYELİK

Bu blog BloggerV.com üyesidir.