Subscribe to Marka Yöneticisi

Sadece Yemek Tarifi Değil!

Yazar: Ali BULUT Tarih: 2 Nisan 2010

Ali-Bulut-Egzotik-Yemek-Kitleri

Son zamanlarda populer blog listeleri arasında yemek tarifi siteleri giderek daha fazla yer alıyor. Hem Türkiye’de hem de dünya genelinde birçok başarılı örnek görmek mümkün…

Benim bugün bahsedeceğim site ise bir adım daha ileriye geçerek, dünya çapında ünlenmiş yöresel lezzetleri size tanıtmakla kalmıyor, aynı zamanda hazırladığı kitler vasıtasıyla, orjinal malzemeler ve orjinal sunum aksesuarlarını da size veriyor. Egzotik yemek kitleri…

Destination Dinners adresinde yer alan sitede Tayland, Kore, Japon, Bangladeş, Amerika, Lübnan vs gibi pekçok ülke mutfağından seçenekleri görebilirsiniz.

Ali-Bulut-Egzotik-Yemek-Kitleri-4

Seçeceğiniz yemek tarifiyle birlikte gereken malzemeleri bir paket halinde site üzerinden sipariş ediyorsunuz. Yöresel baharat, sos ya da malzemeler bu paketin içinde yer alıyor. Ayrıca sizin herhangi bir süpermarketten rahatlıkla bulabileceğiniz malzemelerin de listesi gönderiliyor.

Ali-Bulut-Egzotik-Yemek-Kitleri-2

Son aşamada ise, eğer dilerseniz, sofra düzeni için gereken orjinal sunum aksesuarlarını da yine sipariş edebiliyorsunuz.

Ali-Bulut-Egzotik-Yemek-Kitleri-3

İlgi çekici olduğu kadar aynı zamanda oldukça akıllıca bir iş fikri. Dünya mutfaklarını denemek için illa ki o ülkelere gitmek zorunda değilsiniz. Evde arkadaşlarınıza vereceğiniz bir yemek davetinde farklılık yaratmak istiyorsanız ya da mutfakta vakit geçirmeyi seven biriyseniz, işte tam size göre bir site…

Birileri bu modelin Türkiye versiyonunu yapsa, hiç de fena olmaz aslında…

Sanat Markası Ne Vadeder?

Yazar: Rezzan KAHYA Tarih: 6 Şubat 2010

ali-bulut-sanat-markasi-ne-vaadeder
Marka vaadinin genel anlamıyla tüketicinin markadan beklentilerini ifade ettiğini biliyoruz. Peki bir sanat markası tükecisine ne vadeder, ne vadetmelidir?

Sanat markası kavramını eser, icra eden ve sunan olarak 3 başlığa ayırdığımızda, bir sanat markasının tüketicisi (takipçisi) özellikle icra eden (sanatçı) ve sunan (sanat kurumu-kuruluşu) açısından beklenti geliştirmektedir. Sanatçı ve sanat kuruluşu tarafında, esere kıyasla daha dinamik süreçler söz konusu…

Bir sanatçının eser yaratım sürecinden sonra hedef kitlesi ile iletişimi başladığı ve sanatçı üretmeyi sürdürdükçe bu iletişim devam ettiği için, bir sanat markası olarak hedef kitlesinin marka ile ilgili beklentileri oluşur. Bir sanat kurumu-kuruluşu için de aynı durum geçerlidir. Sanatsever (hedef kitle), marka ile etkileşimli iletişimdedir ve markanın stratejisinde belirleyici rol oynar, bir anlamda markayı yönlendirir. Şimdi bu beklentilere kısaca değinelim:

Yenilik:
Sanat markası olan eser, kişi ya da kurumun, marka olmasını sağlayan en önemli neden şüphesiz, alanında bir “yenilik” yaratmasıdır. Bu, yeni bir akım yaratmak ya da bir ekolü geliştirmek-zenginleştirmek olabilir. Ancak hedef kitle gözünde markayı farklılaştıran, benzerlerinden kolaylıkla ayırt edilmesini sağlayan bir yenilik vadetmesi gerekir.

İstikrar:
Sanatsever, marka olan kişi ya da kurumun sanatsal istikrarı korumasını bekler. Hedef kitlenin marka olan sanat eseri ile iletişiminde ise eserin ulaşılacağı kaynaklar, sergilendiği-deneyimlendiği ortamlar konusunda bir istikrar beklentisi bulunmaktadır. Belirli bir sanatsal kalitede çalışmaların yapılması, klişe bir tabirle “çizginin korunması” beklentisi içindeki hedef kitle, markayı stratejik davranışa yöneltmektedir.

Aidiyet Duygusu:
Sanatsever bir sanat markasından, “olduğunu” ya da “olmak istediğini” ortaya koymasını bekleyebilir. Ancak yaratım sürecinden önce bu beklentiye yanıt verilmesi gibi hesaplı bir davranış olmazsa, özgün ve özgür sanat eserleri ortaya çıkarılabilecektir. Aidiyet duygusunun kazanılması eserin, sanatçının, kurumun anlaşılabilmesine bağlıdır. Bir sanat markası; sanatçıyı, eseri , kurumu sahiplenmek kadar; onun hayran kitlesine dahil olma arzusu içinde bir kitle yaratmalıdır.

İmaj:
Bir sanat eserine sahip olmak, bir sanatçının hayranı olmak ya da bir sanat kurumunun takipçisi olmak aynı zamanda bireysel imajı da oluşturduğundan; bir sanat markasının imaj da vadetmesi gerekir. Zira, insanlar bireysel imajlarını konumlandırabilecekleri sanat markalarına yönelmektedir.

Yarar:
Sanat markasının deneyimlenen eseri “yararlı” algılayacak bir hedef kitle yaratması önemlidir. Bu nedenledir ki, sanatsever sanatsal deneyimden beslendiğini hissetmelidir. Sanat markası manevi yarar vadedebilmelidir.

Bir sanat markasının tercih edilmesinde, aynı ticari bir üründe olduğu gibi marka vaatlerinin rolü büyüktür. Bir ticari markanın tercih edilmesi nasıl ki bir kişinin algılanışını etkiliyorsa (alım gücü, zevk, eğitim düzeyi … vb); sanat markası tercihlerinin de kişileri algılamamızda oldukça önemli bir yeri var. Bir kişinin zevkli-zevksiz, kültürlü-cahil, seçkin-bayağı, popülist-marjinal algılanmasında sanat markaları ile olan yakınlığı kadar, uzaklığı da önem taşır. Yani kişilerin sınıflandırılmasında tercih ettikleri kadar, “tercih etmedikleri” de etkilidir. Bireylerin sanat markalarıyla olan ilişkileri sonucundaki bu algılama, aynı şekilde sanatsal etkinlik tercihleri nedeniyle firmalar için de genellenebilir.

Picasso ve Sanatta Markalaşma

Yazar: Rezzan KAHYA Tarih: 18 Kasım 2009

ali-bulut-picasso-ve-sanattma-markalasma-

Küçük bir çocukken annem bana şöyle demişti: “Eğer asker olursan general olacaksın, rahip olursan papalığa yükseleceksin.”  Ama ben ressam oldum ve Picasso olarak kaldım.

Pablo Picasso

Resim sanatında belki de en büyük markalardan biridir Picasso…  Peki Picasso, iletişim biliminin günümüzdeki gibi gelişmiş olmadığı bir dönemde nasıl Picasso olmuştur? Profesyonel destek almış mıdır?

Sanatsal markalaşma kavramı Türkiye’de çok bilinmemekle birlikte yurt dışında üzerine tartışılan bir konu… Sanatta marka haline gelmek için izlenmesi gereken yol şüphesiz, marka olmak için gerekli adımları izlemekten geçiyor. Bu yolu kimi zaman bilinçli, kimi zaman ise bilinçsiz olarak izleyenler, sanatsal markalar haline geliyor.

Nasıl ki markayı marka yapan değerler, kaliteli ürün ya da hizmet, markanın olumlu bir imajının ve bir vaadinin olması, etkili iletişim ile bilinirliğinin sağlanması ve neticede tüketicide sadakat yaratması ise; sanatsal yapıtların, sanatçıların, sanat kurumlarının-kuruluşlarının da aynı değerlere sahip olması beklenebilir.

Bir sanat eserinin hedef kitlesi hayranları olarak kabul edilecek olursa, eserin kaliteli algılanması ve sanatseverin beğenisini kazanması marka hedefi olarak kabul edilebilir. Bir sanatçı şüphesiz,  ticari kaygılarla eserini yaratmaz. Ticari kaygılarla üretilen eserlerin, sanatsal yönü tartışmalıdır.

Sanatta markalaşma süreçleri incelenecek olursa, sanatçının eseri yaratımından sonra hedef kitlesi olan sanatseverde bir harekete neden olduğu görülür. Sanatsever hayranı olduğu resmi alma, beğendiği albümü edinme, merakla beklediği eseri sahnede izleme eğilimi göstermektedir.  Sanatçıların yaşadıkları dönemlere göre eserlerinin ne kadar büyük kitleler tarafından takip edildiği değişkenlik gösterir. İletişim araçlarının günümüzdeki gibi yaygın olmadığı bir dönemde sanat eserlerinin bilinirliğinin çok üst seviyelerde olması beklenemez.  Ancak günümüzdeki sanat eserlerinin kalıcılığı ayrı bir tartışma konusu olabilir.

Yüzeysel bir tespitle; bir sanat eserinin sanatsal marka haline gelebilmesi için özgün olması ön koşuldur.  Ancak bir sanatçının, yepyeni bir akım yaratmasa ve alanında ilk olmasa bile, onu benzerlerinden ayıracak kendi yorumunu o işe katabilmesi gerekir.  Sanat kurumları ve kuruluşlarının markalaşması ise, kurumsal imajlarının sistemli bir şekilde konumlandırılması ve hedef kitleleri ile düzenli iletişimin korunması ile sağlanabilir.

Bu noktadan hareketle, sanat eserlerinin markalaşmak üzere yaratılamayacağını, fakat yaratılmış sanat eserlerinin doğru iletişim teknikleri kullanılarak hedef kitlesi ile buluşturulabileceğini söyleyebiliriz. Sanat kavramının kişiden kişiye farklı algılamalara neden olduğu günümüzde, sanatçı kavramı da aynı tartışmanın nesnesidir.  Sanat ve sanatçı kavramlarını önümüzdeki yazılarda irdeleyeceğiz.  Ancak günümüzde ikon haline getirilen popüler kültür kaynaklı eserleri  ve ikonlaşma hareketini sanat ve sanatçılık başlığından ayrı olarak incelemek gerektiği düşüncesindeyim.

Sanatta sistemsiz olarak yürütülen ikon yaratma çalışmaları, iyi eserler verebilecek sanatçıları ticari kaygılarla hazırlanmış eserlere yöneltmekte… Günümüz koşulları, gelecek yüzyıllarda 21.yy sanatını gölgede bırakabilecek bu popüler akımların, iletişim profesyonelleri tarafından sistemli bir şekilde yönetilmesini gerektiriyor.  Sponsorluk faaliyetlerini de yöneten marka yöneticilerinin, bu  hususta oldukça stratejik bir rolü bulunuyor.

www.markayoneticisi.com için yazdığım ilk yazı ile pek el değmemiş bu konuya ufak çaplı bir giriş yapmak istedim. Gelecek aylarda bu konuyla ilgili daha detaylı yazılarımı okuyabilirsiniz.

Rezzan KAHYA

11 İnovasyon Önerisi

Yazar: Ali BULUT Tarih: 24 Temmuz 2009

Sizlerden zaman zaman özel mesajlar geliyor. Bu yolla sizlerle tanışıyor ve birbirimizi daha iyi tanıyoruz. Gönderilen bu mesajların arasında destek mesajları, beğeni mesajları ve bir miktar da “benim bir fikrim var” mesajları oluyor. İşte bu son gruptaki mesajların içinden, özellikle yeni önerileri seçerek, yine sizlerle de paylaşmak istedim. Mantıklı olup olmadıklarına bakmadan, yargılamadan yorumsuz şekilde size sunuyorum.

Yorum yine sizin…

  1. Anti-Çağrı Merkezi ismiyle bir hizmet geliştirilmeli. Müşteriler bu servis ile parasını ödeyerek, daha önceden sesli olarak kaydettikleri şikayetlerini, istedikleri şirketin çağrı merkezini arama bombardımanına tutarak ulaştırabilsin. Muhtemelen şirket bu şikayetinizi kolaylıkla çözecektir, çünkü arama bombardımanınız sonucu zaten kimse kendilerine ulaşamaz olacaktır.
  2. Amator-lig-.com tarzında bir site açılmalı. Amatör spor liglerinden gollerin video olarak paylaşılacağı bir sosyal paylaşım sitesi olmalı. Hatta yerel ve küçük takımlardan ya da halı saha maçlarından gol görüntülerini kullanıcılar yükleyerek birbiriyle paylaşmalı. Haftanın golü vs gibi uygulamalar da olabilir.
  3. Cep telefonlarında melodi kişiselleştirme gibi, titreşim kişiselleştirme özelliği de olmalı. Rehberimize kayıtlı bazı kişiler için farklı titreşim şekilleri ayarlarsak, telefonumuz titreşimdeyken bile cebimizden hiç çıkarmadan kimin aradığını kolaylıkla anlarız.
  4. D&R gibi mağazalarda kablosuz müzik kulaklıkları olmalı. Böylece yeni CD’lerden müzik denerken, bir yandan da kitap rafları arasında dolaşabiliriz.
  5. Yeni gelen sigara yasağından sonra, insanlar daha çok dışarıda sigara içer hale gelecek. Bu da sokaklarda ve kent meydanlarında daha fazla izmarit olacak demektir. Kanun çıkararak, sigara firmalarının sokaklardaki sigara izmaritlerini toplamayla ilgili ekipler kurmaları sağlanmalı.
  6. TV, Müzik seti gibi evdeki elektronik aletlerin Stand-By konumundayken de elektrik tükettiğini artık hepimiz biliyoruz. O halde üretim ve tasarım aşamasında yeni modellerde, 30 dk boyunca Stand-By konumunda kalınca otomatik olarak gücü kapatmasını sağlayacak düzenleme yapılmalı. Muazzam bir enerji tasarrufu olacaktır.
  7. İçinde hazır sıcak içecek, küçük bir polar battaniye ve bir miktar yiyecekten oluşan paketlerin olduğu vending makineleri (bozuk para atılarak alışveriş yapılan otomatlar) hazırlanmalı. Belediyeler tarafından özellikle insanların sokaklarda yaşadığı yerlere yakın güzergahlarda kurulmalı. Böylelikle bizden para isteyen bir evsize, içkisi için para vermek yerine, kendimiz otomattan gerekli şeyleri satın alarak onlara verebiliriz.
  8. Kayip-esya.com tarzı bir web sitesi olmalı. Herkes yolda sokakta bulduğu şeyleri orada ilan eder. Hatta otobüste uçakta vs unutulan eşyalarda orada yayınlanır. Bir şey kaybetmiş olanların ise ilk bakacakları yer olur.
  9. Polis için acil aramalarda 155’i kullanıyoruz. Bununla birlikte bazı durumlarda, özellikle konuşamayacağınız ortamlarda polisi aramak zorunda kalırsanız kullanılmak üzere, polis acil SMS sistemi olmalı. Cep telefonumuzdan çok acil bir durumda, polise direk olarak mesaj atabilmeliyiz
  10. ATM kartlarımıza 2 adet şifre tanımlanmalı. Birincisi normal şifre. İkincisi de yine çalışan bir şifre ama ATM üzerinden direk polise haber veren bir şifre. Örneğin sokakta gaspa uğruyorsunuz, zorla şifrenizi istediler, siz ikinci şifreyi veriyorsunuz. Böylece suçlular ATM’den daha parayı çekerken içerideki güvenlik elemanı ve polis merkezi anında haberdar oluyor.
  11. Pringles kutuları akerdeon gibi katlanabilen şekilde yapılmalı. Eskiden katlanan bardaklar vardı bu şekilde. Böylelikle kutudaki cips eksildikçe siz kutunun yüksekliğini azaltırsınız, hem yerken pratik olur hem de hepsini yediğinizde geriye kalan çöp hacmi de oldukça az olacaktır.

(Yukarda yer alan işaretler ffffound.com‘dan alınmıştır)

Wordle ile Kelime Bulutu Oluşturun

Yazar: Ali BULUT Tarih: 23 Temmuz 2009

ali-bulut-wordle

Wordle, elinizdeki herhangi bir metin içerisindeki kelimeleri kullanarak, farklı stillerde etiket bulutu hazırlamanızı sağlayan bir site. Jonathan Feinberg tarafından hazırlanan Wordle ile, ister hazır bir metni kopyalayarak ya da isterseniz bir web sitesinin RSS akışını kullanarak gayet etkileyici görseller elde edebilirsiniz.

Metnin içinde geçen kelimelerin kullanım sıklığına göre elde edeceğiniz görseldeki o kelimenin dikkat çekiciliği artıyor. Site üzerinden farklı renk ve biçimleri seçebiliyor, böylelikle kullanacağınız yere göre kendi stilinizi belirleyebiliyorsunuz. Daha sonra hazırladığınız etiket bulutunu isterseniz yazdırabiliyor ya da bilgisayarınıza kaydedebiliyorsunuz. İsterseniz de sitede kaydederek diğer kullanıcılarla paylaşabiliyorsunuz.

Peki bu etiket bulutu ne işimize yarayacak?

Aslında bu tamamen sizin yaratıcılığınıza kalmış. Örneğin en sevdiğiniz şiiri ya da şarkı sözlerini tişörtünüze baskı yaptırabilirsiniz. Ya da bir kampanya için hazırlanan metni kampanya görseline çevirebilirsiniz. Ya da hazırlayacağınız rapor ya da makalelerde, içeriği kullanarak oluşturacağınız etiket bulutunu kapak sayfasında kullanabilirsiniz.

Aşağıdaki resimler Wordle ile hazırlanmıştır:

Wordle: ali bulut 2
Wordle: ali
Wordle: ali bulut
Wordle: ali bulut 3

Anlamsız 3 İddia

Yazar: Ali BULUT Tarih: 20 Mayıs 2007

ali-bulut-markayoneticisi-com

Kalite, servis ve fiyat yıllardır pazarlamacıların ve reklamcıların sıkça kullandığı 3 kavramdı. Fakat artık bir işe yaramadığını düşünüyorum. Artık tüketiciler bu genel, boş ve ritorik iddiayı duymak istemiyorlar.

Neticede zaten bir iş yapıyorsanız, kaliteli ürün ve iyi servis üretmek zorundasınız. Bir işin olmazsa olmazlarını bir fayda gibi sunmak ancak anlamsız bir iddia oluyor. Fakat eğer rakiplerinizle olan farkınızı anlatmaksa niyetiniz, o zaman bütün halinde ürün ve hizmet kalitenizden bahsedebilirsiniz.

Aynı şey fiyat için de geçerli. Rakiplerinizle olan fiyat farkı avantajınızı anlatmadığınız müddetçe fiyattan bahsediyor olmanız size bir artı kazandırmaz.

Normal bir günde bir insan ortalama 5000 civarı reklam etkisine maruz kalıyor. Bu yüzden de sadece ilgilerini çekebilecek konulara odaklanma noktasında iyi bir filtreleme refleksine sahipler. Örneğin elimize bir dergi ya da gazete aldığımızda bile otomatik olarak ilgimizi çekebilecek, bizi ilgilendiren başlıkları filtre ediyoruz. Bu esnada filtremize takılan, ilgimizi çekecek bir ilana bile sadece 3-4 sn gibi bir süre odaklanıyoruz.

Bu durumda reklamda yaratıcılığın ne kadar önemli olduğunu söylemeye gerek yok sanırım.
Ya da odaklanacak doğru noktanın, tüketicinin en çok ihtiyacını duyacağı şey olması gerektiğini…

Aslında reklam, şiir gibi olmalı belki de; ne bir kelime eklenebilmeli üzerine, ne de bir kelime çıkarılabilmeli içinden… Yani ne eksik ne fazla, tam olarak anlatıyor olmalı mesajını en az(!) kelime ve harfle…

İlham: Acaba Gerekli mi?

Yazar: Ali BULUT Tarih: 2 Temmuz 2006

ali-bulut-freelance-icin-online-araclar-2

Girişimcilik ve iş kurmayla ilgili kitapların hepsinde şöyle denir:
“Kendi işinizi kurmaya, hayatınızdaki en büyük tutkunuzdan ilham alarak başlayın”
“Sadece yaptığınız işi ve gerektirdiklerini tutkuyla seviyorsanız, başarılı olursunuz”
“Asla tutkuyla sevmediğiniz bir iş yapmayın, yoksa asla mutlu olamazsınız”

Aslında, tutkuyla sevmek ya da yaratıcı bir fikre sahip olmak o işi yapmanın bir gereği (başlangıç noktası) değil, o işi yapmanın bizde yaratacağı etkiler olmalıdır.

Şöyle açıklayayım:
Örneğin insanlar bir sporu ya da takımı tutkuyla sevip, sonra onu izlemeye başlamazlar. Önce o sporu izlerler, bir süre sonra da tutkulu bir izleyicisi olurlar.

Zira tutkunun kökünde bağlılık yatar.

Örneğin herhangi bir yazara sorun. Eğer bir yazar, yazısına başlamak için önce yeterli tutku, coşku ve ilham gelmesini beklerse muhtemelen kitabını asla bitiremeyecektir.

Fakat, oturur ve kendini yazısını yazmaya adarsa, o ihtiyacı olan tutku, coşku ve ilham kendiliğinden gelmeye başlayacaktır.

Bu, yaptığımız işler için de geçerlidir. O işe kendinizi adar, inanır, o yola girer ve heyecanınızı koruyabilirseniz, ihtiyacınız olan ilham ve yaratıcılık size kendiliğinden gelecektir.

GÜNÜN YAZILIMI

ETİKETLER

ÜYELİK

Bu blog BloggerV.com üyesidir.